Know Thyself
todays bird

pixel skylines
let's talk about Bridgerton tea, my ask is open
trying on a metaphor
noise dept.

祝日 / Permanent Vacation

Discoholic 🪩
Keni
we're not kids anymore.

Kaledo Art
he wasn't even looking at me and he found me
One Nice Bug Per Day
Cosmic Funnies
"I'm Dorothy Gale from Kansas"
tumblr dot com


JBB: An Artblog!


blake kathryn
seen from United States
seen from Netherlands
seen from Romania
seen from United States
seen from Brazil

seen from United States

seen from Austria

seen from Germany

seen from United Kingdom

seen from Canada

seen from United States
seen from United States
seen from Croatia

seen from Chile

seen from Sweden
seen from South Korea
seen from United Kingdom

seen from Germany
seen from Netherlands
seen from United States
@lathanderml
Know Thyself

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Yanılsamalar Şehri - Ursula K. Le Guin
S.84
"Benden kuşku duyma Falk," dedi kadın. "Kendimi sana ispatlamama izin ver. Zihinkonuşması hiçbir şeyi ispatlamaz; güven ise büyütülmesi gereken bir şeydir, insanın yaptıklarıyla, günler içerisinde."
"Sulayalım o zaman," dedi Falk, "ve umut edelim büyüsün."
S.100
"...Onu geri çevirmek hem ihtiyatlı hem nezaketsiz bir hareket olurdu, oysa asalet dediğimiz şey risk ve nezaket değil de nedir?"
S.105
"...Yol'u izleyince yol kaybolur."
S.106
"...Hakikati söyle ki hakikati işitesin."
Güçler - Ursula K. Le Guin
S.16
"Sallo'yla bana hiç vurulmamıştı; azarlanmış olmanın utancı kendimizi toplamamıza yetiyor da artıyordu bile."
S.26
"Ben saygıyla selam verip kıpırdamadan durdum. Babadan korkmuyordum, yani Hoby'den korktuğum gibi korkmuyordum. Karşısında huşu içindeydim. Ona güveniyordum. Kelimenin tam anlamıyla güçlü biriydi, adaletliydi. Doğru olanı yapacaktı, eğer ceza çekmemiz gerekiyorsa çekecektik."
S.58
"Eğer ezel ve ebedin bir mevsimi varsa, yaz ortaları olsa gerek. Sonbahar, kış ve bahar hep değişim, hep bir geçiş - ama yıl, yazın zirvesinde hareketsiz kalıyor. Anın geçip gittiğini biliyorsunuz ama gerçekten bile insanın gönlü biliyor ki hiçbir şey değişmiyor.
Hafızamın bu kadar kuvvetli olmasına rağmen Vente'de geçirdiğimiz o üç yaz boyunca neyin ne zaman olduğunu hatırlayamıyorum çünkü hepsi birden, altın renkli upuzun bir gün ve yıldızlı bir gece gibi geliyor."
S.68
"Bu standarda göre liderlik kişisel çekicilik demekti, aktif zeka, sorumluluğun sorgusuz sualsiz üstlenilmesi ve tarif etmesi daha güç bir şey; adalet ile merhamet arasındaki süreğen gerilim, biri olmadan diğeriyle dengelenmeyen, o yüzden de tam olarak hiçbir zaman dengelenmeyen bir gerilim."
S.90
"Dönüp baktığımda tehlike haberleri ve çatışmalarla dolu o yılların hiç de mutsuz yıllar olmadığını görüyorum. Savaş tehdidi ve varlığı sıradan meselelere bir gerginlik, bir heyecan ışıltısı katıyordu. Belki de erkekler kendilerini önemli hissetmek için savaşa bel bağlıyorlardı, tıpkı politikaya da bel bağladıkları gibi; belki de şiddet ve yıkım ihtimali, normalde küçük gördükleri ev yaşantısına sathi bir çekicilik veriyordur. Bence kendilerini böyle önemli hissetme ihtiyacı olmayan ve bu horgörüyü paylaşmayan kadınlar genellikle savaşın erdem ve gerekliliğini anlayamazlar; ama onlar da bu sathi çekiciliğe kapılabilirler ve cesaretin güzelliğine bayılırlar."
S.95
"Adalet tanrıların elinde, diye yazmıştı eski bir şair, ölümlü eller ise sadece merhamet ve kılıcı tutar."
S.127
"İnsan sadece kelimelerle yaşamaz Gavir. Sadece inanç insana yaşam ve huzur verir. Bütün erdem inancın üzerine kurulmuştur."
S.188
"Barna bana kadın ve erkeğin birbirlerini, yeminli sadakatin onları zincirleyen yalancı bağlarından kurtulmuş özgür bir aşkla sevmeleri gerektiğini anlatmıştı."
S.198
"Unutma duvarı yıkılmıştı. Düşünebiliyor, konuşabiliyor, hatırlayabiliyordum. Hürdüm. Hürriyet sözlere sığmaz bir elemdi."
S.201
"Diero günde bir iki defa odama geliyordu; kimsenin beni o halde görmesine tahammül edemememe rağmen o beni utandırmıyor, hatta bana onurumu geri veriyordu. Yanımda olduğu sürece onunla paylaşabildiğim hüzünlü, nazik, sarsılmaz bir sükuneti vardı. Onu bu yüzden seviyordum ve ona minnettardım.
Biraz bir şeyler yememi, kendime bakmamı sağlıyordu. Bazen bu umutsuzluk içine bir geçit, hayata dönüş yolu bulmak için düştüğümü düşünmemi sağlayabiliyordu."
S.202
"Zamanla iyileştim, bana sanki hiç iyileşemiyormuşum gibi gelse de. Öğrendiklerimin zihnime dönmesine yavaş yavaş izin verdim."
S.204-205
"Yalana inanmak, yalan bir hayat yaşamaktır. Caspro'nun kitabından bu satır aklıma gelerek içimi bir jilet gibi kesti.
Onur her yerde olabilirdi, sevgi her yerde olabilirdi, ama adalet sadece ilişkilerini adalet üzerine kurmuş insanlar arasında mümkündü. Atalarımızın tanrılaştırdığı bütün o kadim kötülükler, efendilik ve köleliğin o tutsaklık kulesi yerinden sökülüp devrilmeli, yerine adalet ve hürriyet konulmalıydı."
S.208
"Onun dostluğu hayatımda başka hiçbir şeye benzemiyordu. Arkamand'daki hayatımı sadece onunla konuşabiliyordum. Onun yanındayken öç alma ihtiyacı, sosyal düzeni ters yüz etme arzusu, göçüp gitmiş aciz atalara karşı hiddet duymuyordum. Ne kaybettiğimi biliyordum ve eskiden sahip olduklarımı hatırlayabiliyordum."
Sesler - Ursula K. Le Guin
S.22 "Hemen cevap vermedi. Gözlerimin içine baktı, kırk yaşında bir adamın dokuz yaşında bir çocuğa baktığı gibi değil de bir ruhu tartan başka bir ruh gibi. Eğer istersen sana öğretirim, dedi."
S.49 "Halkımın evine hoş geldiniz, dedi Seferbeyi. Gry da, selamım Galva Evi'ne ve insanlarına, saygım ise evin tanrılarına ve atalarına, dedi."
S.50 "Kocanız da buraya o kütüphaneleri görmeye mi geldi? Kitaplarda sanatının ve ruhunun gıdasını arıyor, dedi Gry. Bu sözler üzerine bütün yüreğimi ona ve kocasına vermek istedim."
S.51 "Gry başını yana çevirdi. Ben cahil bir kadınım, dedi o kibar haliyle. Seferbeyi güldü, pek sayılmaz! Yo, gerçekten. Kocam bana bir bir şeyler öğretti, ama benim bilgim sözlerle değildir. Benim marifetim konuşmayanları dinlemektir."
S.52 "Gry cömertliği için Seferbeyi'ne teşekkür etti; o da, yoksullar cömertlik konusunda zengin olur, dedi."
S.55 "İsta elinden geliyorsa Galvamant konuklarına bol bol ikramda bulunur, atalarını utandırmazdı. Eğer bu önemli değilse, önemli olan nedir? Eğer bu şerefle yapılmazsa, şeref nerededir?"
S.56 "Siz Ansullular, biz Dağlılar gibi yapıyorsunuz, dedi Caspro. En güzel yanı konuşmasıydı; keman sesi gibiydi. Bütün ev halkı bir sofrada yiyor. Kendimi evdeymiş gibi hissettim."
S.62 "...Aldlar Ansul'u sadece on yedi yıldır yönetiyor. Memer'in ömrü kadar, dedi Seferbeyi. On yedi yılda çok şey kaybolabilir. Bir nesil, bilginin cezalandırıldığı ve cehaletin saadet olduğunu öğrenerek yetişiyor. Bir sonraki nesil cahil olduklarını bile bilmeyecek çünkü bilginin ne olduğunu bilmeyecekler."
S.64 "Ben yürekliliğe dair görüşlerimi değiştirdim, dedi Seferbeyi. Gand'ın hapishanesindeyken. Bana göre bu bir adamın kendi kendine borçlu olduğu bir şeydi; gurur gibi, kendine saygı gibi. Bunu sadece tanrılara borçlu olduğumuzu öğrendim. Onun da bakışları, mumun sabit sarı alevi üzerindeydi." S.90 "Dinsiz diyorlardı bize. Onlardan öğrendiğimiz bir sözdü bu. İlla bir anlam yüklenecekse, neyin kutsal olduğunu bilmeyen kimse anlamına geliyordu. Acaba hiç öyle insan var mıdır? Dinsiz, sizden farklı bir kutsallığın varlığını bilen biridir sadece. Aldlar on yedi yıldır buradaydı ve hala Ansul'un denizi, toprağı ve taşının kutsal olduğunu, hepsinin ilahi bir canlılıkla dolu olduğunu öğrenememişlerdi. Dinsiz olan biri varsa, o da onlardı, biz değildik, diye düşünüyordum."
S.107 "Bu durum, ondan nefret etmemi zorlaştırdı. İnsanın kendisinden daha güçlü birinden nefret etmesinde bir fazilet vardır ama daha zayıf birinden nefret etmek alçakça, rahatsız edici bir şeydi."
S.127 "Zorla ileri doğru bir adım attım, sonra ikinci bir adım, ellerimi yumruk yapmıştım. Kelimeleri yüksek sesle okudum: Kırılanı kırılmış onarır."
S.150 "Bir kılıç cesareti vardır, bir de söz cesareti, söz cesareti daha nadirdir, dedi."
S.193-194 "O zaman duyduğum şeyler ve kullandıkları lisan hakkında bugüne kadar sık sık düşünmüşümdür. İnsanları bir beden, bir yaşam olarak değil de sadece sayı olarak, şekil olarak, zihnin savaş alanında ileri geri oynatılabilecek oyuncaklar olarak görmenin kadınlardan ziyade erkeklere kolay gelip gelmediğini merak etmişimdir. Bu cisimsizleşme onlara zevk veriyor, onları heyecanlandırıyor, sırf eyleme geçmiş olmak için, sayıları ve oyun taşlarını yönlendirmek için herekete geçme özgürlüğü tanıyor. O halde belki de yurt sevgisi, şeref, hürriyet, aslında tanrılar ya da bu oyunda ıstırap çeken, öldüren ve ölen insanlar nazarında kendilerini haklı çıkarmak için bu zevke taktıkları isimlerdir sadece. Yani aşk, şeref, hürriyet gibi sözler gerçek anlamlarından uzaklaşmışlardır. O zaman insanlar bu sözleri anlamsız diye küçümsemeye başlayabilir ve onlara anlamlarını geri vermek için çırpınmak şairlerin vazifesi olur."
S.234 "Denios'un sözleri geldi aklıma ve yüksek sesle söyledim: Her yaprakta bir tanrı vardır; kutsal olanı açık avucunda tutabilirsin."
Marifetler - Ursula K. Le Guin
S.16 "Bitmiş bile olsa, bir başkasının hayatı bile olsa, hikayesini yüz kere duyduğum yüzyıl önce yaşamış birinin hayatı bile olsa, hikayeyi dinlerken, aslında nasıl biteceğini bilmiyormuşum gibi umuda ve korkuya kapılırım; böylece hikayeyi ben yaşarım, o da benim içimde yaşar. Bu ölümü kandırmanın benim bildiğim en iyi yolu. Ölüm, hikayeleri bitirdiğini zanneder. Hikayelerin onunla birlikte değil onun içinde bittiğini bir türlü anlayamaz."
S.75 "Çakmaktaşı ile çelik yıllarca yan yana durur da en ufak bir kıpırtı olmaz, ama birbirine sürtersen kıvılcımlar saçarlar. İsyan anlık bir şeydir, birden ortaya çıkar, bir kıvılcım, bir ateş gibidir."
S.80 "Ben sesimi çıkarmadım. Evden çok uzakta değildik, ama etrafta başka kimse yoktu. Hiçbir zaman beni başka insanların önünde sınamaz, utandıracak bir şey yaptırmazdı."
S.122 "Barre'lar Parn'dan atın inadını kırmasını istemişlerdi, Parn da hem atı eğitiyor hem de kızına at inadı kırmayı öğretiyordu. Ziyaretçiler, genç bir atı eğitmekle pek bir ilgisi olmasa da kırma kelimesini kullanır. Bu eğitim sırasında kırılan bir şey yoktur; aslında bir şey birleştirilir, bütünleştirilir. Bu uzun bir süreçti. Gry bunu bana şöyle izah etmişti: Biz attan, tabiatı gereği yapamayacağı bir şeyi yapmasını rica ederiz; atlar bizim irademize köpekler gibi boyun eğmezler, onlar it sürüleri gibi vahşi sürülere değil de sosyal sürülere sahip olduklarından hiyerarşiden çok ortak kararı tercih ederler. Köpekler kabullenir, atlar mutabık kalır."
S.138 "Üzülmek de, kör olmak gibi garip bir iş; nasıl yapılacağını öğrenmesi gerekiyor insanın. Yas tutarken insanlar birbirlerine destek oluyor, ama o ilk ağlama krizlerinden, yapılan konuşmalardan, hatırlanan güzel günlerden, yakılan ağıtlardan ve mezar kapandıktan sonra insan hüznünü paylaşamıyor. Bu tel başına taşınan bir yük. Nasıl taşıdığın da sana kalmış. Daha doğrusu bana öyle geliyor."
S.149 "Araya kelimeler karışıyor. Kelimeler ve... her şey. Minik bebeklerle bağ kurabiliyorum. Bir kadının hamile olup olmadığını öyle anlıyoruz. Bağ kurabiliyoruz. Ama bebek insanlaştıkça elimizden kaçıyor. Seslenemiyorsun, duyamıyorsun."
S.169 "Eğer insan evine bir hırsız alırsa, bir şeyleri kaybedeceğini bilir. Ne kazanacağın belli değildir."
S.176 "Gözlerim artık geri gelmişti ama onlarla ne yapacaktım? Ne işe yarıyorlardı, ben ne işe yarıyordum? Artık kimiz? diye sormuştu Gry. Eğer babamın oğlu değilsem, ben kimdim?"

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Kürk Mantolu Madonna - Sabahattin Ali
S.57 "İçimde, bir yolculukta tanışıp alıştığım, fakat pek çabuk ayrılmaya mecbur olduğum bir insana veda eder gibi bir his vardı."
S.100 "Her söz, hatta ağzımdan çıkacak her ses, saadetimi bozacak, bulandıracak diye korkuyordum."
S.103 "İçinde hakikaten sevmek kabiliyeti olan bir insan hiçbir zaman bu sevgiyi bir kişiye inhisar ettiremez ve kimseden de böyle yapmasını bekleyemez. Ne kadar çok insanı seversek, asıl sevdiğimiz bir tek kişiyi de o kadar çok ve kuvvetli severiz. Aşk dağıldıkça azalan bir şey değildir."
S.120 "Ben neydim? Ruhum, bir ağaç kurdu gibi beni kemirmekten başka ne yapıyordu? Şu ağaçlar, onların dallarını ve eteklerini örten karlar, şu ahşap bina, şu gramofon, şu göl ve üzerindeki buz tabakası ve nihayet bu çeşit çeşit insanlar hayatın kendilerine verdiği bir işi yapmakla meşguldüler. Her hareketlerinin bir manası vardı, ilk bakışta göze görünmeyen bir manası. Ben ise, dingilden fırlayarak, boşta yuvarlanan bir araba tekerleği gibi sallanıyor ve bu halimden kendime imtiyazlar çıkarmaya çalışıyordum. Muhakkak ki dünyanın en lüzumsuz adamıydım. Hayat beni kaybetmekle hiçbir şey ziyan etmeyecekti. Hiç kimsenin benden bir şey beklediği ve benim hiç kimseden bir şey beklediğim yoktu."
S.131-132 "Şimdi aramızda noksan olan şeyin ne olduğunu biliyorum! dedi. Bu eksik sana değil, bana ait... Bende inanmak noksanmış...Beni bu kadar çok sevdiğine inanamadığım için, sana aşık olmadığımı zannediyormuşum... Bunu şimdi anlıyorum. Demek ki, insanlar benden inanmak kabiliyetini almışlar... Ama şimdi inanıyorum... Sen beni inandırdın... Seni seviyorum... Deli gibi değil, gayet aklı başında olarak seviyorum..."
S.137 "İçimde yarı kalmış bir konuşmanın üzüntüsü vardı."
S.145 "İnsanlar birbirinin maddi yardımlarına ve paralarına değil, sevgilerine ve alakalarına muhtaçtılar."
Rüyanın Öte Yakası - Ursula K. Le Guin
S.99 “Bilmiyorum. Her şeyin illa da bir amacı olacak diye bir şey yok, sanki evren bir makineymiş de her parçasının faydalı bir işlevi varmış gibi konuşuyorsunuz siz de. Madem öyle, bir galaksinin işlevi nedir? Hayatımızın bir amacı olup olmadığını bilmiyorum, bunun bir önemi olduğunu da sanmıyorum açıkçası. Asıl önemli olan bütünün içinde bir parça olmamız. Bir kumaşın içindeki iplik ya da kırdaki bir ot sapı gibi. O nasıl öylece varsa, biz de öylece varız. Bizim yaptıklarımız, çimenleri yalayıp geçen rüzgara benziyor.” S.103 “Ama anlaşılan o ki ben, daha doğrusu bilinçaltım savaşsız bir dünyayı tasavvur dahi edemiyor. Anca bir savaşın yerine bir başkasını koymayı biliyor.” S.105 “Dünyayı çocukların güven içinde büyüyecekleri bir yer haline getirmek için pilotları bombardıman uçaklarının başına oturtup çoluk çocuk katletmeye gönderen politikacıların yönettiği bir ülkede büyümüştü ne de olsa.” S.115 “Kimseye, hiçbir davaya göbeğinden bağlı olmayanlardan, eylemde bulunmayanlardan, başka ellerce şekillendirilmemişlerden olmanın sunduğu sonsuz olanaklar, o sınırsız ve vasıfsız bütünlük: kendinden başka hiçbir şey olmamaklığıyla her şey olan varlık.” S.120 “Söylediği şeyler ne kadar korkunç olursa olsun sesinde asla kırgınlıktan, küskünlükten eser olmuyordu. Alınıp gücenmeyen, nefret etmeyen insanlar var mı sahiden? diye merak etmekten kendini alamadı Heather. Evrene asla çıkışmayan, terslenmeyen insanlar var mı sahiden? Kötülüğü tanıyan, ona direnen, ama asla onun etkisi altında kalmayan?” S.130 “Onun gibi, dünyada her şeyin bir sebebi olduğuna, insanın bir parçası olduğu bir bütünün var olduğuna ve onun parçası olmakla da bütünlendiğine inanan biri ne olursa olsun asla tanrı rolüne soyunmaya heves etmez. Yalnız kendi varlıklarını yadsımış olanların oynamaya can attığı bir oyundur Tanrıcılık.” S.183 “Yani ne de olsa ben onun bir parçasıyım. Ondan ayrı bir şey değilim ya. Yeri arşınladığımda yer benim tarafımdan arşınlanıyor, havayı soluduğumda onu değiştiriyorum, dünya nasıl benimle bağlantılıysa ben de her şeyimle sonuna kadar bağlantılıyım onunla.” S.187 “Aşk taş gibi durduğu yerde beklemez, tıpkı ekmek gibi yapılmalıdır; hep yeniden yapılmalı, taze tutulmalıdır.” S.198 “Dünyaya karşı özenli olmanız gerekir. Yolu yordamı öğrenmelisiniz. Bilinçli bir zihin, bilerek ve özenle bütünün bir parçası olmalıdır - tıpkı kayanın bilinçsiz olarak bütünün bir parçası olması gibi, Anlıyor musunuz?”
Yıldız Gemisi Askerleri - Robert A. Heinlein
“Özgürlük vazgeçilmez değildir; yurtseverlerin kanıyla muntazaman kazanılmalıdır yoksa yitip gider. İcat edilen, sözüm ona tabii insan hakları arasında özgürlük, ucuza getirilme ihtimali en düşük olanıdır ve asla zahmet çekmeden gelmez.” S 144 “Sorumluluk sahibi olmayan yetkiye imkan vermek, felaketin tohumunu atmaktır; bir insanı üzerinde kontrol sahibi olmadığı herhangi bir şeyden sorumlu tutmak ise kör bir ahmaklıktan ibarettir.” S.213 “..Gece denizde karşılaşan gemilerdik..” H.W. Longfellow, Theologian’s Tale şiirinden, S. 194
Dark Reflections - A Noir Overdose
ACT 1 - The Darkness Inside
“-Did I love her? Was there a choice? The past is a gaping hole. You try to run from it, but the more you run, the deeper, more terrible it grows behind you, its edges yawning at your heels. Your only chance is to turn around and face it. But it’s like looking down into the grave of your love. Or kissing the mouth of a gun, a bullet trembling in its dark nest, ready to blow your head off.” “-A false start. It was past the point of no return, the fatal choice already made. And it would get worse before the end. The past is a puzzle, like a broken mirror. As you piece it together, you cut yourself, your image keeps shifting. And you change with it. It could destroy you, drive you mad. It could set you free. I am afraid. But I start again from the beginning, trace my own steps to the scene of the crime.” “-Home sweet home. Something in the night felt like a door had been opened, an echo of the past, an old monster snapping its eyes open in the depths of my brain. Closing your eyes forces you to look at the darkness inside. I hadn’t slept in a long time. When I did, my dreams were nightmares. In a nightmare, every choice you make is a wrong one. I would wake up at night, afraid that day was a dream I’d forget.” ACT 2 - A Binary Choice “-Why was I there again? The things that I want. A smoke. A Whiskey. For the sun to shine. I want to sleep to forget. To change the past. Unlimited ammo and a license to kill. Right then, more than anything, I wanted her.” “-’I had no choice.’ It was an excuse. Fate. I didn’t trust myself.” “-Like always, the dead had all the answers I was missing. It wasn’t that they weren’t eager to talk. On the contrary. The dead had plenty to say. And once they started, they would never shut up. Their words would keep you awake at night.” “-I didn’t know what she wanted, if it was the same thing I was after. To kill those who were trying to kill her, the bullet, real or imagined, lodged in her head, routing her synapses. Driving her on. I don’t know what went on with her.” “-As surely as the bullet rips through the victim’s flesh, organ and bone, it shatters the image of the man who presses the trigger. This is what I see when I look back. These moments, blinding as snow, they kill you, change you, you die and live again, remade.” “-The genius of the hole: No matter how long you spend climbing out, you can still fall back down in an instant.”
ACT 3 - Waking Up From The American Dream
“-It felt like I had lost her.”
“-You come to amidst the wreckage of your own making. Do you stay there, eyes squeezed shut, afraid to move, hoping to bleed to death? Or do you crawl out, help your loved ones, make sure the fire doesn’t spread, try to fix it? All this time, we got the fable of sleeping beauty wrong. The prince didn’t kiss her to wake her up. No one who’s slept for a hundred years is likely to wake up. It was the other way around. He kisses her to wake himself up from the nightmare that has brought him there.” “-There are things in life you cannot choose. How you feel. I had lain at the bottom of the hole long enough. Too long. She was still the answer. I caught glimpses of her out of the corner of my eye, felt her presence everywhere I went. I was trying to trace her path, recreate the winding course of the magic bullet in her head. I couldn’t find her.” “-Death is inevitable. Our fear of it makes us play safe, blocks out emotion. It’s a losing game, without passion you are already dead.” “-It’s all a matter of perspective, tied to time and place. Love and friendship, life and death. Everything is subjective. Choices, answers, good and evil. Einstein was right. Time is relative to the observer. When you are looking down the barrel of a gun, time slows down. Your whole life flashes by, heart-break and scars.” “-Time to wake up! I didn’t deserve to walk away. There are no happy endings. I was angry with her for making me feel this way. And she was beautiful.” “-They were right. There are no choices. Nothing but a straight line. The illusion comes afterwards, when you ask ‘Why me?’ and ‘What if?’ When you look back, see the branches, like a pruned bonsai tree, or a forked lightning. If you had done something differently, it wouldn’t be you, it would be someone else looking back, asking a different set of questions.” “-This is love. When someone drags you from the wreckage when you have given in, ready to just lie there and die. This is love. When someone, no matter what the cost, shows you there is hope, a choice, that you can put down your gun. This is love. Love hurts.” “-I had been here before. Ground zero. A bomb went off in my head. The bullet lodged in my brain moved a fatal, microscopic distance. I felt the rise of that old familiar feeling, I hated it. I welcomed it. Everything was clear again. No more ambiguities, no more questions. One last thing to do.” “-The past is a gaping hole. Your only chance is to turn around and face it. But it’s like kissing the lips of your dead love. darkness waiting in the hole of her mouth. We are willing to suffer, to die for the thing we care about. For love, for the right choices. Because of her, I had solved the case, my case, all of it. Who I am. Is it worth it? Saying that it never is would be a lie. Sometimes you get lucky. Sometimes, something good comes out of it. Something you know you wouldn’t deserve in a million years. Something that gives you a reason to go on. It was almost morning. Waking up from the American dream. She has brought me here, to this moment of clarity, where time slows down, and I choose to look back, to see myself. And in that act of seeing, I am reborn.
I had a dream last night. She was right there beside me, smiling. And it was all right...”
From the genius script of MP2, slightly altered by me.
Don Quijote / Cervantes
S. 286 Gün kendini gösterdiğinde acısı artar Petrus’un, utanır yine de kimseler görmediği halde kendi günahını kendisi gördüğünden, çünkü kendinin görmesi yeter yüce bir gönüle utanmak için, gökyüzü ve toprakla yalnızken bile utanır bir hata işlediğinde.
S. 294 Ölümde hayatı arıyorum, hastalıkta sağlığı, hapiste özgürlüğü, kapalı yerde çıkışı ve hainde sadakati. Ama anlaşmış tanrıyla kaderim, zaten ondan asla iyilik beklemedim, imkansızı istiyorum diye imkanı olanı bile vermeyecek bana. S. 485 - 486 Soylar meselesi çok karışık bir meseledir ve sadece faziletleri, zenginlikleri ve cömertlikleriyle soyluluklarını ortaya koyan insanların ait oldukları soylar yüce ve parlaktır. Fazilet, zenginlik ve cömertlik dedim; çünkü ahlaksız bir soylu, ahlaksızların kralı, cömert olmayan zengin de, pinti bir dilenci sayılır; zengini talihli kılan, bir servete sahip olmak değil, o serveti harcamak, üstelik de keyfine göre değil, doğru bir şekilde harcamayı bilmektir. Yoksul şövalyeye, şövalyeliğini göstermek için tek yol kalır, o da faziletli olmak: nazik, terbiyeli, kibar, tatlı dilli ve ince olmak, kurumlu, kibirli, dedikoducu olmamak, her şeyden önemlisi de, merhametli olmak. ..Gezgin şövalyeliğe mahsus zorlukları gayet iyi bildiğim halde, bu yoldan ulaşılan sonsuz zenginlikleri de biliyorum; fazilet yolunun daracık bir patika, ahlaksızlık yolunun geniş, ferah bir yol olduğunu da biliyorum. İki yolun vardığı sonların farklı olduğunu da biliyorum; geniş ve ferah ahlaksızlık yolu ölümle, dar ve zahmetli fazilet yolu ise hayatla son bulur; üstelik ölümlü değil, ölümsüz hayatla. İspanya’mızın büyük şairinin dediği gibi: “Bu çetin yollardan varılır ancak ölümsüzlüğün yüce tahtına, reddeden bu yolu, oraya asla ulaşamayacak.” S. 495 - 496 Devleri öldürerek gururu öldürmeliyiz; cömertlik ve yücegönüllülükle haseti; serinkanlılık ve ruh huzuruyla öfkeyi; az yiyip çok uyanık kalarak oburluk ve uykuyu; irademizi tâbi kıldığımız sevgiliye olan sadakatimizle, sefahat ve şehveti; dünyanın dört bir yanını dolaşıp bizi hem Hristiyan, hem iyi şövalye yapacak imkanları arayarak tembelliği öldürmeliyiz. İşte Sancho, iyi şöhretin beraberinde getirdiği değerli övgülere ulaşmanın yolları bunlardır. S. 556 - 557 Şimdi’ye dönüşse Geçmiş, Gelecek’i daha fazla beklemeden ya da artık zamanı gelse, Gelecek’te olacakların. GLOSA Kader’in bana yaptığı iyilik de bitti, her şeyin bittiği gibi nihayet, bir zamanlar böyle cimri değildi Kader, ama sonra kesti iyilik yapmayı, artık ne cömert eskisi gibi ne de ölçülü. Kader, beni görüyorsun, yüzyıllardır ayaklarının dibindeyim, bana talihimi geri ver, talihli biri olurdum tekrar, Şimdi’ye dönüşse Geçmiş. Ne şan, ne alkış ne de zafer, ne başka bir başarı, ne de başka üstünlük, başka bir zevk istemiyorum, şimdi üzülerek hatırladığım o mutlu zamana dönmekten başka. Kader, beni başa geri döndür, yatışır o zaman ateşimin bütün şiddeti, hele bu iyiliği şimdi yapsan, Gelecek’i daha fazla beklemeden. İmkansız şeyler istiyorum, zamanın tekrar etmesi bir kere geçtikten sonra, başaracak bir güç var mı bunu bu dünyada? Zaman kaçar, uçar, hızlıdır, geri dönmez, hata eder bunu isteyen: zaman geçse, ya da artık zamanı gelse. Karışık bir hayat bu yaşadığım, kâh umut ederek, kâh korkarak, tıpkı ölüm gibi bu, ölürken çok daha kolaydır acının bitmesini beklemek. Benim için daha iyi olurdu bitirmek, ama öyle değil, çünkü hayat ikna ediyor, korkusunu duyuyorum ben, Gelecek’te olacakların. S. 558 SONE Genç ve güzel kız yıkar, deler Pyramus’u duymak için duvarı, görmek için o dar, inanılmaz yarığı ayrılır Kıbrıs’tan Aşk, yola çıkar. Cesaret edemez ses, fısıldar, geçemez böyle dar bir boğazı, ama sevişir o delikte ruhları çünkü kolayca buluşur bütün aşıklar. Dayanılmaz oldu arzu, çağırıyor kendi isteğiyle ölümü tedbirsiz bakire, hele bakın şu hikayeye: Ah ne tuhaf şey bu! Öldürüyor, gizliyor, canlandırıyor ikisini de bir kılıç, bir mezar, bir hatıra tek bir hamlede.
S. 756 “Amicus Plato, sed magis amica veritas.” Platon’un dostuyum, ama doğruluğun daha da çok dostuyum.

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Bağışlama Üzerine
“İnsanları bilmeden yapmış oldukları işlerden düzenli olarak affetmek suretiyle yaşamın devamını mümkün kılmak için insanların bağışlanmaları, haklarındaki suçların düşmesi gerekir.” Bağışlama kavramına yönelik bu ihtara Arendt bir ihtar daha ekler: Bağışlama eyleme değil, kişiye hitap eder. Birisi cinayeti ya da hırsızlığı bağışlayamaz, sadece katili ya da hırsızı bağışlayabilir. Bağışlama, bir şeyi değil de birisini amaçlayarak kendisini bir sevgi eylemi olarak açığa vurur; fakat sevgi olsun ya da olmasın, bağışladığımız kişiyi dikkate alır. Adalet herkesin eşit olmasını gerekli kılıp yapılan eylemi değerlendirirken, bağışlama eşitsizliği vurgular ve insanları değerlendirir. Bu şekilde farklılaşan bağışlama ve muhakeme aynı bozuk paranın iki yüzüdür: Her muhakeme bağışlama ihtimaline açıktır.
Hannah Arendt, Yaşam Bir Anlatıdır, S. 72-73 -Julia Kristeva
His star fell into darkness..
True love
Everforgiving Evercaring Everlasting
ATEŞ ANILARI - I YARATILIŞ
VİCDAN // S. 68 “Orinoco’nun suları alçaldığında kanolar, ellerinde savaş baltaları bulunan Karayip yerlilerini taşıyorlardı. Jaguarın çocuklarıyla kimse baş edemiyordu. Köyleri yerle bir ediyor ve kurbanlarının kemiklerinden flüt yapıyorlardı. Kimseden korkmuyorlardı. Onları ürküten yegane şey kendi yüreklerinden çıkmış olan bir hayaletti. Bu hayalet onları kütüklerin arkasına saklanıp bekliyordu. Köprülerini yıkıyor ve yollarının üzerine dolaşık sarmaşıklar serip tökezlemelerine sebep oluyordu. Geceleri seyahat ediyordu; onları şaşırtmak için geri geri yürüyüp ayak izlerini tersten bırakıyordu. O aşağıya kaya fırlatan tepede, ayaklarının altında eriyen balçıkta, zehirli bitkinin yaprağında ve örümceğin ısırığındaydı. Onları üfleyerek deviriyor, kulaklarından içeri yüksek ateş sokuyor ve gölgelerini çalıyordu. O ağrı değildi, ama ağrıtıyordu. O ölüm değildi, ama öldürüyordu. Adı Kanaima’ydı ve galiplerin arasında mağlupların intikamını almak için doğmuştu.”
1597: SEVILLA HAPİSHANENİN BİR YERİNDE // S.214-215 Türkler tarafından yaralandı ve sakat bırakıldı. Korsanlar tarafından soyuldu ve Müslümanlar tarafından kırbaçlandı. Papazlar tarafından aforoz edildi. Cezayir şehrinde ve Castro del Rio’da hapis yattı. Şimdi de Sevilla’da hapis. Taş yatağın önünde yere oturmuş, kararsızlık yaşıyor. Tüy kalemi hokkanın içine batırıyor ve gözleri mum ışığına sabitlenmiş, kullandığı eli havada hareketsiz kalıyor. Israr etmeye değecek mi? Amerika’da bir görev talebiyle ikinci kez başvurduğu Kral Felipe’nin cevabı hala yüreğini sızlatıyor: Buralarda faydalı olabileceğiniz bir şeyler bakının. O günden beri durumlar değiştiyse, bu değişim kötü yönde oldu. İlk seferinde en azından bir cevap umudu taşıyordu. Karalar giyen, bu dünyadan kopuk kral uzun zamandan beri El Escorial’ın duvarları arasından sadece kendi hayaletleriyle konuşuyor. Miguel de Cervantes hapishanedeki hücresinde krala mektup yazmıyor. Ondan Hint Adaları’nda boş duran herhangi bir makam talep etmiyor. Boş sayfanın üzerine gezgin bir şairin, mızrağı ve eski deri kalkanı evinin duvarında asılı duran, bir sıska at ve koşucu tazı sahibi asilzadenin, başına gelen talihsizlikleri anlatmaya başlıyor. Hapishanede hüzünlü gürültüler yankılanıyor. Onları duymuyor.
1616: MADRID CERVANTES // S. 240-241-242 “Babamızdan ne haber getiriyorsun?” “Gözyaşları ve dualar arasında, efendim. Her tarafı şişmiş ve teni kül rengi. Katip ve papazla işini bitirip ruhunu çoktan rahatlatmış. Ağlak kadınlar son nefesini vermesini bekliyorlar.” “Keşke elimde Fierabras balsamı olsaydı... İki yudum ve hemen anında iyileşirdi.” “Neredeyse yetmiş yaşında ve ölmek üzereyken mi? Ağzında sadece altı dişle ve sadece bir tek eli tutarken mi? Onca çarpışmanın, aşağılanmanın ve hapis cezasının yara izleriyle mi? Çirkin Abbas falan bir işe yaramazdı.” “Bak iki yudumdan vazgeçtim. Sadece iki damla!” “Buraya gelene kadar dayanamaz.” “Onun öldüğünü mü söylüyorsun?” “Ölmek üzere, can çekişiyor.” “Çıkar şapkanı, Sancho. Sen de başını eğ, Rocinante. Ah! Silahların prensi! Edebiyatın kralı!” “Onsuz bizim halimiz nice olacak efendim?” “Ona övgüler düzmekten başka bir şey yapmamalıyız.” “Böyle tek başımıza, nereye gideceğiz?” “Onun gitmek istediği ama gidemediği yere gideceğiz.” “Nereye efendim?” “Cartagena kıyılarında, La Paz çukurunda ve Socobusco ormanlarında çarpık olanı düzeltmeye.” “Oralarda kemiklerimizi öğüttürmeye.” “Şunu bilmelisin ki, benim yol ve kader arkadaşım, Sancho, adalet ve şöhret heveslisi gezgin şövalyeleri Hint Adaları’nda bekleyen şan ve şereftir...” “Yediğimiz onca dayak yetmezmiş gibi...” “...Ve refakatçiler de henüz keşfedilmemiş uçsuz bucaksız topraklarla ödüllendirilecekler.” “Onlardan daha yakınlarda yok mudur?” “Ve sen de Rocinante, şunu bil ki, Hint Adaları’nda atların nalları gümüşten, ısırdıkları gemleri de altından. Orada tanrı olarak görülüyorlar!” “Yenen bin tane sopanın ardından şimdi sıra bin birincide.” “Sus, Sancho.” “Babamız bize Amerika’nın hergelelerin sığınağı ve fahişelerin tapınağı olduğunu söylemedi mi?” “Sana sus dedim!” “Hint Adaları’na ayak basan vicdanını rıhtımda bırakır, demişti bize.” “İşte oraya, kendisi hapisteyken bizi özgür insanlar olarak yaratanın onurunu temizlemeye gideceğiz!” “Onun yasını buradan tutsak olmaz mı?” “Böyle bir ihanete saygı sunma mı diyorsun sen? Ah! Rezil herif! Yollara geri dönüyoruz! Eğer bizi dünyayı dolaşmak için yarattıysa, onu dünyanın her tarafına götüreceğiz. Bana miğferimi uzat! Kalkanı koluma tak! Sancho! Mızrak!” ŞİİRLER // S. 218 / S. 277
Bir adamın yaşadığını gördüm yüzden fazla bıçak yarasıyla ve sonra onun öldüğünü gördüm tek bir bakışla. Denizin derinliklerinde iç çekiyordu bir balina ve yineliyordu her iç çekişte: “Aşkın varsa derdin var.”
---------------------------------- Söylemek istiyorum ve söylemiyorum ve bir şey söylemeden söylüyorum Sevmek istiyorum ve istemiyorum ve istemeden seviyorum.
Ne zaman baksan bana ve sana her bakışımda gözlerimle diyorum sana söylemediğimi ağzımla. Bulamayınca seni karşımda sana bakıyor ve susuyorum.
Black and White
Sometimes I fall,
Fall like a meteorite, coming down to earth to destroy all life,
Painting the night sky with glorious sparkles.
I fall,
Like an angel banished from the seven heavens,
Lying all alone and exhausted, in the center of the crater I created.
Sometimes I rise,
Rise like a stubborn snowdrop, piercing the heavy snow on top of it,
Showing the world the power of perseverence.
I rise,
Rise like a knight’s sword, an instrument of sworn oaths,
To protect the weak and to uphold justice.
I rise, I fall.
In a swirling motion,
I spin and spin, turn around again,
My black and my white blend together,
To create this eternal image of me.
MCU

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Bizler
Ölüm fikriyle dans eden bizler, Aranızdayız. Işığa hasret ve ona katlanamayanlarız, Karanlıkta huzur bulanlar ve bu huzurdan tiksinenleriz, On binleriz, yüz binleriz, milyonlarız.
Tutunamayanlar, başaramayanlar, idare edemeyenler, Yapamayanlar, bulamayanlar ve sevemeyenler. Ebedi kaybedenleri olarak bu suarenin.
Küçük bir düşünce kırıntısı ayırırken varlıkla yokluğu, Bu azap sürecek nesiller boyu, Çalıştıkça ve ürettikçe bu sakat fabrika; Kırılmadıkça dişlileri bu berbat çarkın, Bizler korkunç dansımıza devam edeceğiz!
MCU