Çayı sabahları uykum açılsın, geceleri de uykum gelsin diye içebiliyorum. İçtiğim kahvenin sertliğine göre de uykumun gelme süresi o kadar kısalıyor bunu da pek anlamış değilim, süt içmenin de senelerdir hiç uykuma yardımcı olmadığını düşünecek olursak zaten ne kadar çok yesem de en fazla üç saat tok kalan vücudum için söylenecek çok da bir şey bulamıyorum.
Bir alışkanlığımı fark ettim, uzun vadeler arasında ya buraya ya da kendi kendime bir şeyler yazıyorum. Bunun böyle devam etmeyeceğine dair, yaptıklarımın beni tatmin etmediğini ve kendimi bulabilmek için daha çok şey yapmam gerektiğini yazıp duruyorum. Bir süre sonra ise bunu unutmuş ve tekrar bir yerde yine kendi kendime yazıyor oluyorum.
Bir şekilde yaşayıp gidiyoruz, sorunlarımızla ve mutluluklarımızla. Kimisi sabahlara kadar eğlenmeyi seviyor kimisi bu saatte zeytin ve beyaz peynir yedikten sonra uyumayı. Bazılarını bu saatte bilgisayar başında oyun oynarken bulabilirsiniz -mesela ben- kimini ise ödevlerini yazıya geçirirken.
Bir bardak içerim diye düşünmüştüm fakat çayı güzel demlemişim ve başımın ağrısını da alıyor, altını açıp kaynamasını bekliyorum.
Yalnızlığı sever misiniz bilmem ama ben kalabalığı hiç sevmediğimi söyleyebilirim. Buraların sevdiğim özelliği de bu zaten, kendini yalnız ve rahat hissedebildiğin bir kalabalığı var.
Uzun süredir buradayım. Kendimi tam olarak yaşayamasam da uzun süredir buranın kalabalığı arasında yuvarlanıp gidiyorum diyebilirim kabaca. Özlediğim çok şey var, çok kişi var.
Parça parça, aklıma takılan detayları yazıyorum sanırım fakat sorun şu ki temiz değilim. Her tarafıma farklı bir toprağın çamuru sıçramış ve ben ıslak mendille temizlemeye çalışıyorum. Sevdiğim şeylerden zor vazgeçtiğim için de bu çok sevdiğim kıyafetleri çıkartıp atamıyorum. Bunun gibi bir çok benzetme ile anlatabilirim sanırım, cidden. Fakat sorunu anlıyorum. Bazı şeyleri arkamda bırakmam gerek ki biraz istifçiyimdir. Yeni şeyler katmadıkça da yaşamış hissetmiyorum kendimi. O yüzden bir yerden başlamam gerekti ve yazının başından beri bunu ertelemeye çalıştığımı fark ediyorum. Bunu yapmak için de güzel yollar düşünmeye çalıştım fakat bu bile bir erteleme çeşidiymiş onu fark ettim. Kirmizilimavi benim çocukluğumdu, burada tanıştığım sonrasında görüştüğüm ya da görüşmediğim insanlar da birlikte büyüdüğüm insanlardı. Çok iyi yerlere gelmiş olanlar da var kaybolup gitmiş olanlar da fakat herkes kendi hayatında. Neden bu kadar zor geliyor cidden anlamıyorum. Şurayı bırakıp gitmek sanki büyüdüğüm evden taşınmak gibi bir şey. Büyük ihtimal silemem hesabı fakat belki de silerim. Kim bilir. Sonuçta büyük bir ağırlık gibi hissettiğim bir şey ve bir şekilde kurtulmam gerek. Ya da bir sokak arasına atıp unutulmaya bırakırım ve seneler sonra tekrar buralardan geçerken görüp mutlu olurum.
Kendime sonuç paragrafı Bir yerden başlamam gerekiyordu evet, aylardır düşündüğüm yer ise burasıydı. Böyle güzel şeyleri, güzel arkadaşlıkları, güzel şehirleri arkada bırakmak zor geliyor. Sürekli önümüze bakmaktan ileriye bakmayı unutuyor ve miyop olduğumuzu asla fark etmiyoruz, baktığımızda ise çözümü bulamıyor ve önümüzü geri dönüyoruz. Yeni gözlüklere ihtiyacım var.
Şimdi üşenmeyip buraya kadar okuyan sayılı kişiye söylemek istiyorum ki evet bazen bazı şeyleri bazı insanlar bu kadar içlerinden yaşayıp önemli bir yere koyabiliyorlar. Burası da benim için öyle. Yine bol benzetmeli bol anlaşılmazlı fakat son olan bir yazının sonuna geldik. Uzun bir süre sonra girip müzikleri dinlemek ve buraları okumak zevkli olacak. Sırf bitmesin diye uzatıyorum fakat çayım da bitti. Bu yüzden bu kadarı yeterli.
Kirmizilimavi bitti.














