Kendi içimdeki enkazı başkalarına manzara diye izletiyorum. Uzaktan bakıp ‘ne güzel duruyor’ diyorlar; yıkıldığımı kimse görmüyor.

#batman#dc comics#dc#bruce wayne#dick grayson#batfam#dc fanart#tim drake#batfamily




seen from Brazil
seen from United States
seen from Argentina

seen from United Kingdom
seen from United Kingdom

seen from Malaysia
seen from United States

seen from Germany

seen from Argentina
seen from Germany
seen from Türkiye

seen from United Kingdom
seen from Morocco
seen from United States

seen from Malaysia
seen from United Kingdom

seen from Malaysia
seen from Angola
seen from Italy
seen from Yemen
Kendi içimdeki enkazı başkalarına manzara diye izletiyorum. Uzaktan bakıp ‘ne güzel duruyor’ diyorlar; yıkıldığımı kimse görmüyor.

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
“Ne ailem var yanımda sıcak bir yuva gibi sığınabileceğim, ne arkadaşım var derdimi paylaşabileceğim, ne de dostum var bana güç verecek bir omuz olabilecek. Kalabalık sokaklarda yürürken bile içimde tarifsiz bir boşluk var; gülüşlerim sahte, sessizliklerim ise çığlık kadar gür. Kısacası, kimsem yok ve bu yalnızlık içimi yavaş yavaş tüketiyor.”
Onca okunacak kitap çalışılacak ders varken nasıl boş işler yapılır
“İnsan hayatı,” dedi kafasını yukarı aşağı sallayarak, “Bu kadar ucuz olmamalı.”
Tüm sabahlardan bir sabahtı. Tanımadığım onlarca insanla burun buruna yaptığım otobüs yolculuğu nihayet bitmişti. Hava renksiz, griydi. Otobüsten inen yığınla birlikte koşarak minibüs durağına gitmiştim. Onlardan biri babamdı. Benden 40 yaş büyük babam, Hasan, hayatın tüm pisliklerine karşı tecrübeli olduğunu kanıtlarcasına yönlendiriyordu beni 28 yıldır. Tüm pislikleri iyi bilirdi. Çünkü bembeyaz kağıttaki en ufak nokta nasıl göze çarparsa, babam da bu dünyanın tüm kirlerini öyle gösteriyordu devasa cüssesinde. İyi biriydi. Bu dünya için fazla iyiydi. Bembeyazdı. Ve bembeyaz kağıda damlayan tüm kirler göze çarpardı.
O sabah yine koşuyorduk babamla mesai için. 9 vardiyasına yetişmemiz lazımdı. Otobüsten inip minibüs durağına gittik koşar adımlarla. Durakta yine insan yığını… İşe yetişmek için birbirini ezenler, boyu kısa ve vücudu sıska olsa da kurnazlığıyla insanların arasından minibüse binmeyi beceren tilkiler, ne olup bittiğini anlamaya çalışan genç kadınlar, sabahın köründe neden dışarıda olduklarını kendileri de anlayamayan yaşlılar… herkes minibüse binmek için uğraşıyordu. Bir de kalabalığın fotoğrafını çekip, “Bakın bu yüzden geç kaldım, lütfen kovmayın!” diye patronuna gösterecek olan şirket çocukları… Küçükçekmece’deki tekstil atölyesinde bedava denecek kadar az paraya çalışan zenciler de tuhaf ama sevimli aksanlarıyla hangi minibüse binlemeleri gerektiğini öğrenmeye çalışıyorlardı. Avazları çıktığı kadar bağırarak semt isimlerini peş peşe sıralayan ve söyledikleri asla anlaşılmayan minibüs kahyaları da minibüsçülerden aldıkları bahşişleri cebe indirip plastik bardaklarındaki çayı yudumluyor, hususi soru soran yolcuları rastgele bir araca bindiriyordu. Nasıl olsa yolda araç değiştirip doğru minibüse binerlerdi…
Bir an babamın durduğunu, acelesinin son bulduğunu ve o cendereden beni ve kendisini uzak tuttuğunu fark ettim. Girmemiştik kalabalığa. Evet, işe yetişmemiz gerekiyordu. Acelemiz vardı ama babamın yüzünde, çocukluğumdan beri bana ve abime aşıladığı, o entelektüel birikimi yüksek, okuyan ve yazan insanlara has eda vardı. Gözlerini kısmıştı, duyduğu rahatsızlığı tüm hüznüyle belli ederek. Dudaklarını büktü, kalabalığa doğru baktı. Ben de babama bakıyordum. “İnsan hayatı,” dedi kafasını yukarı aşağı sallayarak, “Bu kadar ucuz olmamalı.” Yüzü kalabalığa, kısık gözleri bana dönüktü.
Uzun, rengi solmuş siyah paltosunun cebine ellerini sokmuştu. Boynundaki atkıyı çapraz bağlamıştı yine. Kır saçları geriye doğru taranmıştı. Gözlükleri buğuluydu. Başı dik, kafası dumanlıydı. Babaydı. Tüm şehrin ceremesini çekip sefasını süremeyen babalar gibiydi. Tek farkı, zirveyi gördüğü halde bugün buralarda, Yenibosna’da minibüs kalabalığına girmek zorunda kalmasıydı. Bir gün bile yüzündeki hava değişmedi. Onu tanıdım tanıyalı aynı adamdı.
Teselli istemediğim halde insanların beni teselli etmeye çalışmasından nefret ediyorum.

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Yıldızlar hiç bu kadar güzel değildi
Ay ne bu kadar parlak
Ne de bu kadar kasvetli..
Dünya güneşin değilde
Senin etrafında dönüyormuş oysaki
Yeni öğrendim..
Günün her saatinde
Nerede bir güzellik görsem
Seni fısıldarım sessizce
Uçan bir kuş, uyuyan bir kedi.
Kayan yıldızlarda anarım ismini,
Sıcak bir güne yağan yağmur gibi
Sonrasında gök yüzü rengarenk
Rüya gibi, senin gibi…
Vazgeçemezsin , dinlenebilirsin ama pes edemezsin.
küçüğüm inişler çıkışlar olucak evet çok yorulacaksın soluklanmak isteyeceksin bir merdiven başında yığılıp kalacaksın emekleye emekleye merdivenin ucuna ulaşacaksın ayakların kayacak en başa dönüceksin biliyorum zor... göz yaşların zemini ıslatacak yine kayacaksın ve bir gün güneş pencereden merdiveni ısıtıcak önce kalbin yumuşayacak sonra dizlerin koşacaksın güneşin izinden bulutların peşine takılacaksın ayna olucak merdivenler yansıyacak gülüşün kaderine...