Anne - baba evinde, yaşanılan günlerin…
İlkokula giderken, teneffüs sevinçlerin…
Biraz daha büyürken, ilk aşkla öpüşmenin;
Bilmedik değerini; şimdi kahrımız, kayıp…
Ağardıkça saç sakal; ağlarız, aynalarda…
Bir biz, duyarız yalnız; suskun gözyaşlarında…
Gayrı yok, albümlerde; eski fotoğraflarda;
Bilmedik değerini; şimdi kahrımız, kayıp…
Şimdi kahrımız, kayıp; yeni nesil, ne bilsin…
Bir ‘‘Delet’’ten ibaret, dokunup, hemen silsin!
Koşsun, hazan rüzgârı; esebildikçe essin;
Bilmedik değerini; şimdi kahrımız, kayıp…
Tee 50’lerde doğan, savaşlarda büyüdü…
60’lar 70’lerde, mevzilerde çürüdü…
Saksısız çiçeğimiz barikatta dürüdü;
Bilmedik değerini; şimdi kahrımız, kayıp…
Çokça, hızlı büyüdük; gençlik, denilen yaşı…
Ne kızlar kız oldular; ne erkek, delikanlı…
Anlamadan yok ettik geçip giden zamanı;
Bilmedik değerini; şimdi kahrımız, kayıp…
Öyle bir coğrafyada hızlıca büyüdük ki…
Sevmeyi – sevişmeyi; öğrenmeden, öldük ki…
Yaklaştıkça mezara, ömrü, sorguladık ki;
Bilmedik değerini; şimdi kahrımız, kayıp…
Oysa; ‘‘Yaşamak’’ vardı, insan gibi, hayatı…
Öyle bir, nesildik ki… çok az gördük, sabahı!
Arada bir gelse de anlamadık şafağı;
Bilmedik değerini; şimdi kahrımız, kayıp…
Uzun sözün, kıssası; geçip gitti bir hayat…
İçilen su, çok çürük; eldeki ekmek, bayat…
Ağardıkça saç – sakal; ol yüreği, savur - at!
Bilmedik değerini; şimdi kahrımız, kayıp…
Şimdi kahrımız, kayıp; bilmedik değerini…
Ya da… çokça, bildik de; söktüler, kalbimizi!
Yalnızca, kalbimiz mi? sustuk, söyleyemedik;
Doğduk, yanlış zamanda! Boğdular sesimizi…
Şimdi siz, ey çocuklar, torunlar, büyüyünüz…
Ve hayatın üstüne – üstüne yürüyünüz…
Her kim ki ömrünüzün gün çalar yarınından;
Biz geç kaldık, lâkin siz; çöplüğe sürüyünüz…
Bir emanet hayattı, geçip gitmeye hazır…
Yönümüz toyluklarda, içimiz, safi nazır…
Odur ki diyeceğim; Dur! Oku! ağır ağır;
Bilmedik değerini; şimdi kahrımız, kayıp…