Kapıyı çalıp kaçan çocuklar gibi sen de sürekli kalbimi yokluyorsun, “Unuttum mu?” diye... Kalbimin kapısını çalıp kaçarken ben ne ara unutucam ki? Zamanı boca etmişsin emellerine, harcayıp duruyorsun... Biliyor musun, bu son demiştim kendime. Son defa izin veriyorum kapımı aralık bırakmasına; “Zaten bu kadar da yüzsüz olmaz herhalde” diye de eklemiştim. Yanılmışım... Sen sevgi nedir bilmediğin gibi, altında kaldığın günahın da farkında değilsin, onu anladım... Şimdilerde yine geldin, yokluyorsun. Belki o kapı yine açılır, yine içeriye soğuturum diye... Ama maalesef, şansına küs, ben senin geri gelme ihtimaline karşın giremeyesin diye, kendime rağmen kırıklarımdan döşedim etrafa; her bir noktaya...
Hee bir de üzülme. Senin beraberinde getireceğin kıştan beter bir kasırga tutuştu buralarda. Sonra ruhum daha da takılı kaldı, buruk bir sonbahar akşamına...
Öyle yani, kısacası binlerce defa aklımda öldürdüğüm seni, şimdilerde unutmayı seçiyorum; ölünle de zihnimi kirletme diye... Bir gün, öylesine bir sonbahar günü, bir daha asla bu kadar sevilemeyeceğini anladığında, son defa aklına geleyim kırdıklarınla... Affetme kendini. Ben yok saydım ama sen affedeme kendini, olur mu?











