S.O.N.
Yarını merak etmiyorum.

Janaina Medeiros
ojovivo

❣ Chile in a Photography ❣
noise dept.
Three Goblin Art
YOU ARE THE REASON

Product Placement
TVSTRANGERTHINGS
occasionally subtle
Mike Driver

Xuebing Du
almost home
Cosimo Galluzzi
trying on a metaphor
Today's Document

pixel skylines
cherry valley forever
d e v o n

Andulka

seen from United States

seen from United Kingdom

seen from Malaysia
seen from United States
seen from United States
seen from Germany
seen from Singapore

seen from Canada

seen from Indonesia
seen from Germany

seen from Türkiye

seen from Mexico
seen from Mexico
seen from Mexico

seen from T1
seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
@humlullabyme
S.O.N.
Yarını merak etmiyorum.

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Bir rüya için ağıt.*
Gerçekten uyuduğumdan emin değilim ama rüyalarımın benden önce uyandığına yemin edebilirim. Gün boyunca peşimden geliyorlar üstelik. Bir yüz görüyorum mesela. Hiç tanımadığım biri. Onu özlerken buluyorum kendimi. Özlemek için tanımak gerekmiyor galiba.... Hem ne demiştim yıllar önce, uzakta bir yerde tanısam çok seveceğim insanları özlüyorum. Bence insanlar yokluklarıyla geliyor önce ya da varlıklarından çok eksiklikleriyle. Bir sandalye çekiliyor içimde mesela, biri oturacakmış gibi. Kimse gelmiyor. Ama yer açıldı ya bir kere o boşluğu kaldırıp atamıyorum. Günler geçiyor, mevsimler birbirinin omzuna yaslanıp uyuyor. O sandalye duruyor. Sonra bir sokağın köşesini dönüyorum, sanki birazdan karşılaşacakmışız gibi. Kiminle, bilmiyorum. Adını koyarsam kaybolacak bir şey bu. Bazı şeyler isim verilince küçülür. Avuç içine sığacak kadar. Oysa ben onu ufuk kadar geniş hissediyorum. Bir de herkesin içinde eksik yazılmış bir cümle var gibi geliyor bana. Benimki uzun zamandır sürüyor. Noktaya yaklaşır gibi oluyorum, sonra bir virgül çıkıyor karşıma. Sonra bir başka gece. Sonra bir yağmur. Sonra hiçbir yere varmayan düşünceler. Sonra yine o aynı yüz. Belirsiz. Buğulu. Sanki hatırlamaya çalıştığım şey bir insan değil de, bir ihtimal. Ve geceleri, dünya sesini biraz kısınca, o gölge yeniden yanıma oturuyor. Hep yanımda oturuyor. Bir şey söylemiyor. Ben de sormuyorum zaten. Konuşursam dağılırız çünkü. Tecrübeyle sabit. Sessiz kalıyoruz. İki yabancı gibi. İki eski tanıdık gibi. İki rüya gibi. Biri beni görüyor, biri görülmeyi bekliyor. Ben..., bak(a)mıyorum.
İltibas
Kalabalığın içinde saklanıyorum sık sık. İlgi dağılıyor üzerimden böylece. Ne tuhaf. Bir zamanlar bütün çıkmazlarımı ezbere bilen biri vardı, ne kadar görünmez olursam olayım, adımı değil, adımın gerisinde biriken tortuyu... kabuğumu içerden aşındırdığımı.... Neden hiç konuşmadığımı... Konuşamadığımı...
...
—Sanmışım.
Tanrım ne büyük aptallık... Halbuki adım bir tek onun ağzına yakışırdı. Bazen geceleri bunu düşünüyorum: Bir insanın seni tanıdığına inanmakla, bir insanın seni gerçekten görmesi arasında kaç ömür vardır? Kaç sessizlik? Kaç yanlış tercüme? Bilmiyorum. Bir zamanlar beni çağıran o sesin içinde bir ev vardı. Şimdi aynı sesi duyuyorum. Ev yok. Ama hayır, bir yıkım değil bu. Yas tutmuyorum. Kabuğumun altında kanayan o kırık dökük hüzne tapınmıyorum artık, entrikaların peşinde değilim. Bu sadece buz gibi bir berraklık. Saf bir idrak biçimi. Eşyayı, insanı, o büyük sandığım mesafeleri olduğu gibi görmenin keskinliği.
Sesin içinde ev yoksa, nerede oturacağım ben? Yersiz soru. Zaten başından beri hep dışarıdaydım. Sadece izliyordum. Sesini, sesindeki o eksik çatıyı, kendi ellerimle icat ettiğim o yabancıyı. İnsan sadece kendi yarattığı boşluğa sığıyormuş meğer. Herkes kendi yarattığı hayaletin gözlerine bakıyormuş. Ne muazzam bir aptallık. Ne pürüzsüz bir uyanış...
Bazen ölüyorum çünkü ölmek her zaman yok olmak değildir. Belki de yalnızca birinin zihninde konuşmayı bırakmaktır. Bu yüzden bazı insanlar mezarlıklarda değil, unutuluşlarda gömülüdür. Keşke sen de ölseydin...,
Benim kadar.
Bazen düşünüyorum da, belki de hepimiz yanlış bir dünyanın içine doğduk. Kendimize insan diyoruz örneğin. Ne büyük iddia. Ben daha çok çatlamış bir fincanın unutkan yankısı gibiyim ya da yağmurdan sonra sokakta kalmış bir gölge. Gölgeler ölür mü? Bilmiyorum. Ama bazı geceler benimkisi eve benden önce dönüyor.
Bazen şüpheleniyorum; belki bilinç dediğimiz şey, unutamadığımız insanların cesetlerini saklamak için icat edilmiş karanlık bir mahzen. Herkes içinde birkaç ölü taşıyor. Benimkiler konuşuyor. Özellikle geceleri. Özellikle sessizlik çok gürültülü olduğunda.
Bazen aynaya bakıyorum da yüzüm bana geç kalmış biri gibi geliyor. Gözlerimin içinde oturan kişinin ben olduğuna dair kesin bir kanıt yok. Belki yıllar önce yer değiştirdik. Belki o benim hayatımı yaşıyor. Ben de onun hatıralarını taşıyorum.

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Arkamda 2 çocuk var. Eve gidesim yok. Sigaram var. Şarabım yok. Bu kadar. Bu.
TUZAK.
Çatık kaşlı insanların gülümsemeleri tedirgin edicidir. Sen bunu da bilmiyorsun. Öğreneceksin.
Yine aynı döngü. Aynı masa. Aynı toz. Aynı yarım bırakılmış başlangıçlar. Elimi uzatıyorum. Geri çekiyorum. Elimi uzatıyorum. Geri çekiyorum. Sanki sokağın ortasında görünmeyen bir ağırlık var da bütün insanlar onun etrafında dönüyor. Ben de. En çok da ben. Böyle zamanlarda kendime kızıyorum. Kızıyorum. Kızıyorum. Sonra susuyorum. Çünkü bazı kuyulara bağırınca ses geri dönmüyor. Yalnızca derinlik büyüyor. Akşam yürüyüşlerini bıraktığımdan beri pas tutuyor günler. İçimde bir bıçak vardı eskiden. Taşa sürerdim. Taşa. Taşa. Taşa. Şimdi pasın sesini duyuyorum yalnızca. İnce. Israrlı. Siyah. Böyle zamanlarda konuşmak istemiyorum. Bir masada oturalım istiyorum Ömerle. Karşılıklı. Bir şey anlatmadan. Bir şey açıklamadan. Yalnızca bir gülümseme geçsin masanın bir ucundan ötekine. Ama sen Ömerle de tanışmadın. Gülmek bana çok yakışıyor, senin bakışından. Ama görmüyorsun. Beni hiç konuşurken görmedin. Beni, hep seni dinlerken gördün. Beni hep karşında sana gülümseyerek, seni dinlerken... Ciddi. Başımı hafifçe eğmişken. Gözlerimi kısmışken. Sessizce. Dikkatle. Tehlikeli bir dikkatle. Her kelimeni aleyhine kullanabilecek kadar dikkatle. Kullandım da. İnsanın kendi kendini yaralaması nasıl bir şey, öğrendin sen de. Bazı yaralar bıçaktan açılmaz öğrendin. İnsan yıllarca aynı taşı kendine sürter. Kendine. Kendine. Kendine. Bir gün aynaya baktığında öğreneceksin; keskin olanın bıçak değil, bilediğin taş olduğunu. O taşın kendin olduğunu. Taş olduğunu.
Ne konuştuğunu dinlemedim biliyor musun, sadece ağzından dökülen kelimelerin patikasını takip ettim: ve sen..., Yalan söyledin. İnanarak. Yalan. Hakikat bu; yalan.
Çıkayım da kendime kahve ısmarlayıp kitap okuyayım.
45 dk bisiklet sürdüm ve,

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Çıkayım da kendime kahve ısmarlayıp kitap okuyayım.
Ölmedim, delirmedim. Beceriksizlikten.
Oyun çok güzeldi. Gökyüzü çok güzel.
Yarın itibariyle şekersiz bir sürece başlıyorum. Hayat damarlarımdan biri koptu demek bu.
Sevgili Nilgün,
Bir kedi bir kargayı öldüresiye bir oyuna davet ediyor. Hep öyle değilmiş.

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Pencerenin önünden bir kuş geçti. Sonra bir adam. Sonra hiçbir şey geçmedi. En çok da o hiçbir şey kaldı aklımda. Çünkü bugün olanlardan çok olmayanlar yer kapladı içimde. Kurulmayan cümleler. Açılmayan kapılar. Kapanmayan yaralar. Çalmayan telefonlar. Atılmayan adımlar. Bazen yaptıklarımdan değil de yap(a)madıklarımın ağırlığından yoruluyorum. Ayaklarım uyuştu. Ne zamandır bu koltukta oturuyorum, bilmiyorum. Yine o aynı kesinti, o aynı duraksama. Boğazım kurudu. Su içmem lazım. Yapmıyorum. Bedenim burada ağırlaştı kaldı. Zihnimde sürekli söylemediğim kelimeler tekrar ediyor. Söyleseydim ne olurdu? Hiç. Sadece hiç. Bu kadar. O yüzden susuyorum. Gözlerimi kapatıyorum. Karanlık. Açıyorum, yine aynı oda. Duvarın rengi, masanın kırık kenarı, kurumuş boyalar. Her şey tam olarak olduğu yerde duruyor. Hiçbir şey değişmiyor. Ben adım atmadığım için değişmiyor. O kapıyı açmadığım için koridor karanlık kalıyor. Eylemsizlik yorucu. Sadece oturup hiçbir şey yapmamak, bütün gün çalışmaktan daha çok ağrıtıyor sırtımı. Su içmem lazım. Hâlâ oturduğum yerden boşluğa bakıyorum. Kalkmıyorum. Hiçbir şey olmuyor.
Tortu.
Ben buna alışığım. Kuyunun dibindeki taşların yerini biliyorum. Hangi yankının kaç saniye sonra geri döneceğini biliyorum. Hangi çatlağın yağmurdan önce sızlayacağını da biliyorum, romatizmam var. Hangi kapının yalnızca içeriden kilitlendiğini, hangi sessizliklerin aslında bir intihar olduğunu biliyorum ve susuyorum. Bazı haritalar kâğıda çizilmez; insan onları diz kapaklarında, omuzlarında, uykusunun ağırlığında taşır. Ben kendi karanlığımın haritasını ezbere biliyorum. Bir lambanın ne zaman titreyip söneceğini, bir ipin ne kadar daha gerilebileceğini... O ipe çamaşır da asabilirsin, o ipte kendini de. Bunları hep biliyorum ama bilmek kurtarmıyor. Yalnızca önceden haber veriyor. Uzaktan gelen tren sesini duymak gibi, raylar hâlâ titreşmeden önce. Bazı geceler bazı seslerle çalışıyor. Ben onları isimleriyle çağırabiliyorum. Bazı geceler bir çekmece açılıyor içimde. İçinden eski bir gülümseme çıkıyor. Eski bir koku. Eski bir kirpik. Ben onun kaç adım sonra yanıma oturacağını biliyorum. Kaç dakika sonra boğazıma düğümleneceğini, kaç saat sonra çekip gideceğini... Bir deniz fenerinin kendi fırtınasını tanıması gibi. Bir ağacın hangi dalının önce kırılacağını bilmesi gibi. Bilmek. Bilmek. Bilmek... Ne tuhaf bir yük. Artık bilmediğim şeylerden değil, fazla iyi bildiğim şeylerden yoruluyorum. Ve yine de... Yine de her seferinde kuyunun kenarına eğiliyorum. Belki bu kez yankı başka döner diye. Belki bu kez bir taş yer değiştirmiştir diye. Belki karanlık, uzun yıllar sonra ilk kez, adımı unutmuştur diye.