Michael Haneke - Code Unknown: Incomplete Tales of Several Journeys (2000)

Andulka
sheepfilms

bliss lane
Interview Vampire Daily

blake kathryn

ellievsbear
he wasn't even looking at me and he found me

shark vs the universe
EXPECTATIONS
Lint Roller? I Barely Know Her

roma★
"I'm Dorothy Gale from Kansas"
𓃗
Not today Justin
macklin celebrini has autism

Product Placement

#extradirty
Cosmic Funnies

titsay
seen from Qatar

seen from Argentina
seen from United Kingdom

seen from Malaysia

seen from Pakistan
seen from Türkiye

seen from Philippines
seen from United Kingdom
seen from Kenya
seen from India

seen from Germany

seen from Malaysia
seen from United States
seen from New Zealand

seen from United Kingdom
seen from Ukraine
seen from United Kingdom

seen from Malaysia
seen from United States

seen from Canada
@hambre--del--alma
Michael Haneke - Code Unknown: Incomplete Tales of Several Journeys (2000)

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Kelly Gale by Jason Kim for Vogue India September 2016
Bay Tesla yanlış hesap yapmıştı. Ölüm ışını ölüme son vermez. Öldürmek sadece daha fazla öldürür. Belki de geleceğimizin farklı bir versiyonunu düşünmüştü. Tutacağımızı varsaydığı, ama bizim saptığımız bir yolu yani. Savaşın ve ölümün gülünesi derecede saçma önermeler olacağı bir geleceği öngörmüştü. İnsanların kanatlı ve elektriğin mucizevi ve bedava olduğu bir gelecek.

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
A Turkish woman holds carnations at a security barricade near the scene, a day after an attack at a popular nightclub which killed 39 and injured dozens in Istanbul, on January 2, 2017. (Emrah Gurel/AP)
Oysa bizim bütün güzelliğimiz, yaşantılarımızla düşündüklerimiz arasındaki acıklı çelişkinin yansımalarından ibaretti.
Tehlikeli Oyunlar
Aile mi demiştik?
Atmaca anne ve şahin nine, kendilerine emanet edilmiş çocuğun sığınağı terk etmesini yasaklıyorlar. Kızın hayatını kalın mimler halinde kesip koparıyorlar; şeref diliminin etrafında, onu daha küçük parçalara ayırmak için dolanıp duruyor komşular. İçinde ufacık bir hayat belirtisi olan her katman çürümüş kabul ediliyor ve kesip atılıyor. İki zehirli anne, tamamen kuruttukları kurbanlarını dinliyor gizlice; haçlı bahçe örümcekleri bunlar. Avusturyalıların yerel giysileri var üzerlerinde, önlerine de çiçekli önlükler bağlamışlar. Giysileri bile, ellerindeki tutsağın duygularından daha çok gözetiyorlar. Şimdiden kendi övgüleriyle neşeleniyorlar; çocuk, dünya çapında bir kariyer yapmış olmasına rağmen ne kadar alçakgönüllü kalacak. Çocuk ve torun şimdilik dünyadan mahrum bırakılıyor ki, günü geldiğinde sadece anne ve nine değil, tüm dünyaya ait olabilsin. Dünyaya sabır tavsiye ediyorlar, çocuk kendisine daha sonra emanet edilecek.
Piyanist
Konservatuvarlar ve müzik okulları da, özel müzik eğitimi veren kurumlar da aslında çöp tenekesinde ya da en iyi ihtimalle futbol sahasında görülebilecek bir sürü şeyi sabırla alırlar içlerine. Sanat birçok genci hala, eski zamanlarda olduğu gibi, çekmektedir kendisine, içlerinden birçoğu da anne babalar tarafından iteklenir buraya, çünkü hem bu anne babalar sanattan hiçbir şey anlamazlar, hem de tek bildikleri, sanat diye bir şeyin varlığıdır. Dolayısıyla bu onları çok mutlu eder! Ama sanat iter pek çoğunu da, öyle ya, ne de olsa bir sınırı vardır her şeyin, edepsizliğin yeri değildir. Öğretmenlik yaptığı süreçte, yeteneklilerle yeteneksizler arasındaki sınır çizgisini her zaman severek çizmiştir Erika; başkalarını elemek kendi içindeki aksak bir yerleri onarıyordu çünkü, kendisi de bir zamanlar koyunların arasındaki keçi olarak ayrılmamış mıydı bir kenara?
Piyanist

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
ONU sanat da teselli edemeyecek, ki sanatın, bir sürü şeyin yanı sıra, iyi bir teselli edeci güce sahip olduğu söylenir. Oysa bazen acının davetçisidir sanat.
Piyanist (E. Jelinek)
Kitap/Öneri: Piyanist
“Birileri, sıradan birileri, bir gün gelip hayatın ve cinselliğin içindeki şiddet ve acıyı görünür kılar. Ruhsal acıdan bedensel acıya sığınılır, avcı avlanır, zarar gören zevk alır, aşağılayan yücelir, sonra hepsi yer değiştirir. Bir kadının zihninin cinsel kıvrımlarında gezinen Elfriede Jelinek, tabuları sıradanlaştırmanın yollarını bu anlatıyla zorlayarak uçurumlarda geziniyor.”
“Piyanist” Avusturyalı yazar Elfriede Jelinek’in anne-kız ilişkisinin en hastalıklı yanını anlatan romanı. Erika hayatı boyunca annesinin aşırı korumacılığı altında yaşamış, artık genç sayılamayacak orta yaşlı bir kadın. Annenin adeta bir projesi. Çocukluğundan beri müzik dışında hiçbir şey yapmasına izin verilmemiş, bir gün çok ünlü bir müzisyen olacağına anne tarafından inandırılmış. Hiç kimse bu anne-kız arasına giremez, çünkü hepsi gerçekten müziğin ne anlama geldiğini anlayamayacak kadar incelikten yoksun. Bir tek Erika anlıyor ve kızın muhteşem yeteneğine ve zekasına ulaşabilecek biri olamaz. Üstelik annenin en büyük korkusu kızın onu bırakıp gitmesi, aşık olması. Bu yüzden buna izin veremez. Erika’nın güzel görünmesi de yasak. En büyük zaafı asla giyemeyeceği elbiseler alması. Olsun dolapta durmaları bile yetiyor ona. Kızın yalnız kalması, annesinden habersiz bir şey yapması dayak sebebi. Cinsellik mi? Bu iğrençliğe Erika’nın ihtiyacı yok, zaten asla öyle bir şey yapmaz kız. Beden önemsiz bir yük. Özellikle de Erika için, o çok daha büyük amaçlar için var. Kızın kendi bedenine dokunması bile mümkün değil, çünkü anneyle birlikte yatıyor.
Piyano dersleri veren Erika, genç bir öğrencisinin dikkatini çeker. Hayattan kopuk olan kadın, artık öğrenci, oğlan öğretmen olmuştur. Anne karşısında kız, oğlanın karşısında yaşlı bir kadın Erika. Yeni efendisini arıyor. Onu cezalandıracak, ne giyeceğini söyleyecek ve asla bırakmayacak, nefes aldırmayacak. Oğlan da bir nesne arıyor. Aşk ve cinsellik konusunda deneyim kazanacak, üstelik öğretmenini öğrencisi yaparak üstünlüğünü kanıtlayacak. Zaten yaşı geçiyor bu kadının, oğlan onun son şansı. Annenin hastalıklı sevgisi Erika’yı yaralıyor.
Romanın dili ve üslubu aşağı yukarı böyle, ben de böyle yazmayı tercih ettim. Okurken boğulacak gibi olduğunuz bu roman birçok kız çocuğunun aşina olduğu bir hikaye. Annelerinin hayallerini gerçekleştirmek için yetiştirilen, boyundan büyük sorumluluklar yüklenilen çocukların. Sadece kariyer anlamında değil, her anlamda şekillendirilip, topluma ya da aileye uygun hale getirilen çocuklar. Bir insanın, başka bir insan üzerinden bu kadar geniş hakları olması çok korkunç değil mi? Aile kutsal mı gerçekten? Çocuklarının iyiliğini isteyen aileler bile, o çocuklara zarar vermiyor mu? Ailemiz karşısında köleden ne farkımız var, onların mülkü değil miyiz?
Bunun otobiyografik bir roman olabileceği gerçeği çok daha rahatsız edici. Jelinek de annesinin beklentisiyle müzik okumuş, anksiyete bozukluğu nedeniyle eğitimine ara vermiş ve eve kapanarak yazmaya başlamış. Hatta Nobel edebiyat ödülünü aldığında konuşma yapamayacak durumda olduğu için gelmemiş törene. Üzerinde bolca konuşulup tartışılabilecek bir roman Piyanist. Filmi de yakın zamanda izleyeme çalışacağım ancak kitabı geçemeyeceğine eminim.
Rotasız Seyyah'ta okuduğum bir kızın hikayesinden çok etkiledim. Kolombiya'da yerli bir kalibede evin penceresinden yerde oturmuş bebeğini emziren küçük bir kız görüyor. Fotoğrafını çekebilir miyim diyor ama dil bilmediği için işaretlerle onay alıyor ve çekiyor. Şimdi bulamadım o fotoğrafı. Sonra kızın kocasıyla konuşuyor ve ondan öğreniyor hikayeyi. Kız 14, kocası da 15 yaşlarındaymış. Kızın adını soruyor, adı yok cevabını alıyor. Nasıl adı olmaz, ailesi nerde, nasıl tanıştınız diye soruyor. Kız başka bir köydenmiş ve orda da adı yokmuş. Çocuğun babası bir iş için o köye gittiğinde oğluna gelin olarak almış getirmiş. Kız dillerini bile bilmediği bir köye getirilmiş. Kabilede sadece erkekler hamakta yatabiliyor, küçük kız bebeğiyle birlikte oturduğu, yemek yapıp yediği, yaşadığı yerde uyuyor. Adı bile yok.
“...İradeyi etkileyen başka bir neden olmaksızın işlenen cinsel istismar suçunda”
Bu ne demektir? Neden kimse çocukta iradenin ne aradığını sormuyor? Evlilik gibi, cinsel ilişki gibi çocuklarla yan yana gelmemesi gereken kelimeleri nasıl da kolay zikrediyorlar? “Normal” bir cinsel istismar değilmiş! Cinsel istismarın normali mi olur sığır! Senin adaletine, bakanlığına ayrı sıçayım! Kendi rızasıyla, ailesinin rızasıyla evlenmiş çocuklar diyor ya nasıl olabilir böyle bir şey! Çocuk nasıl evlenebilir?! O çocuğa imam nikahı kıyan imam neden yargılanmıyor? Düğününe giden kaymakamlar, valiler neden yargılanmıyor? O çocuk neden okulda değil diye neden sormuyorsunuz? 4+4+4 sisteminiz yüzünden binlerce kız çocuğunun okumadığını biliyorsunuz. Bu çocuklar okumuyorsa tabiki aileleri tarafından satılacaklar. Anadolu’nun iğrenç ahlak anlayışını hepimiz biliyoruz, ailelerin bu çocukları korumadığını, koruyamacağını da çok iyi biliyoruz. Bu çocukların tek koruyucu yasalardı, devletti. Onun da ırzına geçtiniz, bravo.
Referansı din olandan, hak, hukuki, insanlık beklenmez. Bunu artık anlayın, bu adamlar adım adım islam hukuku uygulayacaklar. Birdenbire olmayacak hiçbir şey. Artık aklı başında ve iyi insanlar, lütfen inandığınız dini bir kere olsun sorgulayın. Başımıza ne geldiyse islam yüzünden, sağcılık yüzünden geldi. Sizin dininiz çocuklarla evlenmekte bir beis görmüyor. Kitabınızı okumadınız bir çoğunuz, lütfen okuyun ve gerçek islam bu değil demeden önce o beyninizi kullanın. Kimsenin dini bizi bağlamıyor, bu orta çağ kalıntısı hukukunuzla yönetilmek istemiyoruz. Artık yeter, aklımızla vicdanımızla dalga geçiliyor her gün! 21, yyda şu konuştuğumuz konuya bakın, bunu hak etmiyoruz ya.
The Purge üçlemesi
İlk filmi 2013′te vizyona giren, senarist ve yönetmenliğini James Demonaco’nun yaptığı The Purge gerilim/korku türünde ve esasen bir distopya. 2020′li yıllarda ABD’nin yeni kurucu babaları her yıl 12 saatliğine cinayet de dahil bütün suçların cezasız kalacağı bir arınma gecesi düzenlerler. İlk film bu gecede ev ve aile eksenli bir ‘purge’ anlatırken, ikincisi sokak ve kamusal alanı, üçüncüsü de siyasal ve örgütsel yönünü yansıtmaya çalışmış.
İlk film sokağı göstermemesiyle zaten olumsuz bir başlangıç yapıyor. Çünkü henüz bu olayın nasıl kabullenildiğini, ne gibi sonuçları olduğunu ve nasıl yürüdüğünü bilmediğimiz gibi, sadece bir ailenin başına gelenler hikayeye gerçekçilik katmaktan ve soruları cevaplamaktan çok uzak kalıyor. Purge sayesinde güvenlik sistemleri satarak bir anda zengin olan ailemiz, eve ‘yanlışlıkla’ aldıkları siyahi genci öldürüp ruhlarını ve toplumu arındırmak için eve girmeye çalışan bir grup zengin bebenin hedefi oluyorlar. Olayın siyasi, toplumsal, sınıfsal yönüne pek değinmeden safi aksiyon kasmasıyla, üstelik baya klişe sahneleriyle bence serinin en kötü filmi. Ayrıca Ethan Hawke’in ne kadar kötü yaşlandığını gördükçe de üzülmedim değil.
The Purge: Anarchy ise hem atmosferi hem de eleştiriye ağırlık vermesiyle serinin en iyi filmi. Purge gecesi gerek sokakta kalan, gerekse de sokağa çıkmayı seçmiş beş kişinin yollarının kesişmesiyle başlarından geçenleri anlatıyor ve ilk filme göre çıtayı baya yukarı çıkarıyor.
Purge giderek sosyo-ekonomik olarak alt kesimlerdekilerin, evsizlerin, siyahların, güvenliklerini sağlayacak durumda olmayanların yok edildiği bir geceye dönüşür. Dolayısıyla sağık ve yardım giderlerinin, toplumun ‘yük’ü olan nüfusun azalarak ekonominin düzelmesi vaadiyle desteklenir. İşin dini ve ahlaksal boyutu da var, öyle ki İsa’nın insanların günahları yüzünden ölmesi gibi kendi günahları için birilerinin kurban edildiği ritüeller düzenlenir. Kurbanlar ise tabiki para ile satın alınan, ölmek üzere olan ve ailesine para bırakmak isteyen insanlar olur. Zenginlerin başka bir eğlencesi de insanları bir yere kıstırıp avlamaya çalıştıkları bir avdır. Ayrıca ordunun da bizzat Purge’e dahil olması, devletin ve kurucu babaların planlarının gösterilmesi bakımından filmin eleştiri yönünü sağlamlaştırmıştı.
Election Year ise başkanlık seçimlerinin yapılacağı yıldaki Purge’ü konu alıyor. Purge’e karşı olan kadın aday ile destekleyenler arasında geçen film, ikincisi kadar iyi olmamakla birlikte, yine de sağlam siyasi yorumlar getirmiş ve bizi Frank Grillo karizmasından mahrum etmemiş.
Şu fotoğrafı Clinton-Trump karşılaştırmasında görmüşsünüzdür muhtemelen. Benzerlikler var ancak sırf bunun siyasi propagandası için çekildiğini de düşünmüyorum. Anlatacak çok şey var ama eyyorlamam bu kadar.

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Şiddet
“İnsan adını bir deri gibi üzerinde taşır ve onunla büyür.”
Çok doğru değil mi? Adımın, anneme babama bile sorulmadan bir aile büyüğü tarafından konulmasından, -hiç inanmadığım- İslami çağrışımları olmasından ve anlamının beni tanımlamamasından nefret ettim hep. Ancak bir yandan da benim bir parçam o ve onunla büyüdüysem, onunla yaşlanmak isterim. İsimler yalnızca etiketler değil, bütün hayat hikayemizden tutun, verdiğimiz mücadelelere kadar hepsi onun içinde. Bu sınıflı ve uluslu dünyada adlara dikkat edin, çok şey söyleme potansiyali taşır.