Anlatacaklarım var. Bilmediğim bir dilde, konuşacaklarım. Hiç kullanmadığım kelimelerle kurulmuş cümlelerim var. Tarifini bilmediğim heyecanlar kuşatıyor usulca her yanımı. Tütmez sanılan ocaklar tütüyor, gülmez denilen insanlar kahkaha atıyor. Çocuklar yeniden koşmaya başlıyor mazi kokan bahçelerde. İçimdeyse hüzün bulutu. Aşina oluyor ruhum gökyüzünün sessiz çığlıklarına, garip geliyordu bu neşe bu heyecan. Sandığım kadar geniş değil çünkü gökyüzü, yıldızlar o kadar da özgür değil sandığım kadar. Sevmek, güneşli bir sabah kadar aydınlık değil aslında, okyanuslar derin değil korktuğum kadar, aşıklar cesur değil sevecek kadar. yangın bazen dindirmez içimdeki yangını, güneş senin kadar ısıtmaz bazen ruhumu. Bilmem nedir içimdeki bu karmaşa. Gidenler gitti, kalanlar kaldı. Bi' kedi gördüm, öylesine üzgün. Gidenlerden haberdar mıydı? Kuşlar gördüm; hep şarkı söylüyorlar acıda ve tatlıda...hiç susmadan. Sevdiğimiz köpekleri gördüm öpüştüğümüz sokağın başında. Her şey aynı zaman paradoksunda kalmış tüm yaşantılar. Zamanın kendisi bile şaşırdı kendine. Bi' vakit sonra kalanlar da gitti. Sonra başkaları geldi, onlar da gitti.. Senden gittin limanını bilmediğim yolculuklarla. çok kez hatırlamaya çalıştım seni, ama unutmuşum çoktan. Yüzünü, yüzünü görmek istedim kapalı gözlerimin ardından , silinmiş çoktan hafızamdan. Varlığını arıyorum anılarımda, arasam da bulamıyor, çağırsam da duyuramıyorum sana. Bak bahar da geldi, kalbini yanımda taşıyorum ben hala ( onu kalbimde taşıyorum.)




















