Bilmiyor olmanız çok düşük bir ihtimal; rivayete göre ünlü heykeltraş Pygmalion kendi yaptığı kadın heykeline aşık oluyor ve ona olan aşkını gerçek bir kadına gösterir gibi hediyelerle, güzel sözlerle, tatlı dokunuşlarla, övgülerle ifade ediyor. Heykele ilgi ve sevgi gösterdikçe ona daha çok aşık oluyor ve heykel gerçek olsa ne kadar mutlu olabileceğini hayal ediyor gece gündüz. Bu grotesk aşka uzaktan şahit olan Afrodit, Pygmalion’ın dileğini gerine getiriyor ve Pygmalion tarafından Galatea olarak adlandırılmış olan bu heykeli kanlı canlı bir insana dönüştürüyor. Pygmalion bu gerçeği, heykelden sevgilisini tatlı tatlı öperken dudaklarındaki sıcaklık sayesinde fark ediyor. Sonrası kucak dolu mutluluk, huzur, sefa, falan..
Bu hikayeden esinlenilerek George Bernard Shaw tarafından yazılan tiyatro oyunu Pygmalion’ı okumanızı öneririm. Oyunda fonetik-bilimci olan ve dilin düzgün kullanımı ile kafayı bozmuş Henry Higgins ile işçi sınıfına mensup olan, Cockney aksanıyla konuşan Eliza Doolittle’ın hikayesi anlatılıyor. Bu uğurda ne kadar az çabalayarak Higgins’i çileden çıkaracağı soy adından belli olan Eliza’yı, altı ay içinde bi’ davette düşes olarak tanıtacağını ve kimsenin onun bir çiçekçi parçası olduğunu anlamayacağını iddia ediyor ve sıvıyor kolları. İkide bir “Milton ve Shakespeare’le aynı anadili konuşuyorsun” gerçeğini hatırlatıyor kadıncağıza. Eliza’dan bir leydi yaratmak için çabalarken, Eliza leydileştikçe aşık da oluyor ona Higgins inceden. Pygmalion hesabı yani; kendin yarat - kendin aşık ol.
Ben bu “kendin yarat - kendin aşık ol”ların, hayatlarımızın mitler ya da tiyatro oyunları kadar dışında yer aldığını düşünmüyorum. Aslında genel olarak sergilediğimiz bir davranış bu; birisinin görüntüsünü beğenmek, ona ulaşana kadar geçen zamanda ona bi’ kişilik giydirmek, gördüğümüz görüntü ile giydirdiğimiz kişilik bir aradayken bi’ ton hayal kurmak ve neticede karşımıza çıkan kombinasyon her ne olursa olsun o kişiye çoktaaaan aşık olmuş olmak..
Ama asıl meselem konunun başka bir boyutu:
Pygmalion oyununun en sevdiğim repliklerinden biri, Eliza’ya ait olan “Bir hanımefendi ve bir çiçekçi kız arasındaki fark onun nasıl davrandığı değil, ona nasıl davranıldığıdır” söylemi. Higgins’in her öfkelendiğinde “Bir boku da beceremiyorsun” demek yerine “Shakespeare de seninle aynı dili konuşuyordu” gibi olumlamalarda bulunması, ciddi ciddi Eliza’dan bir hanımefendi yaratıyor da. Shakespeareleşiyor kadının dili damağı. Rosenthal’in “Pygmalion Etkisi” terimi altında yaptığı psikolojik deneylerin de kanıtladığı bir şey var ki..
Sevdiğiniz bir insanın - özellikle de size aşık olan ve sizin takdirinizi görmek için can atan bir insanın - değiştirmesini istediğiniz bir davranışı söz konusu olduğunda onu üzecek sözler sarf etmeniz, onu yargılamanız, onu suçlamanız, ona kendini kötü hissettirmeniz o kişinin o davranışı daha çok benimsemesine, o davranışı benimseyecek kadar berbat bir insan olduğuna inanmasına vesile olur, oluyor. Ben de yaşıyorum Pygmalion’ın negatif etkisini zaman zaman, güncel olarak.
Bir insana “senden de bu beklenirdi zaten” demekle, o insana “senden beklemediğim bir şeydi bu, çünkü sen şöyle iyisin, böyle güzelsin benim gözümde” demek arasındaki fark aşikar.
İnsanlığın en ilkel zamanlarında tatlı dilin ve güzel sözün, aşkın ve değerin “taşı (heykeli) bile canlandırabileceğini” iddia eden insanoğlu haksız değil. Evet, insanları değiştirebilirsiniz. Evet, buna hakkınız yok demiyorum. Evet, eğer karşınızdaki insan da sizin için değişmek, gelişmek istiyorsa bunu yapabilirsiniz ancak bunu yaparken o insana ızdırap çektirmenizin hem manası yok, hem de başarı oranı çok düşük.
İnsanın kendisiyle alakalı algısının şekillenmesindeki en önemli etkenlerden biri, sevdiklerinin ona sergilediği yaklaşım ya. “Kendini gerçekleştiren kehanet” boşuna sosyoloji ve psikolojinin konusu değil yıllardır. En azından sevdiğiniz insanları sert ve yıkıcı bir dille eleştirmeyin yahu. Kırmayın. Köşeye sıkıştırmayın. Ondan bir “Galatea” ya da “Eliza” yaratmak sizin elinizde.
Bu çok önemli.
Çok büyük bir güç, o gücü kullanın.
Edit: TEDxİstanbul konuşması gibi yazı oldu, vallahi harcanıyorum buralarda.