Skywatchers - Rhythm Of Ashes UK
tumblr dot com

tannertan36

PR's Tumblrdome

izzy's playlists!
The Bright Sessions
𓃗

Jimmy Eat World
Doug Jones

shark vs the universe
taylor price
Cosimo Galluzzi

❣ Chile in a Photography ❣
ojovivo
d e v o n

roma★
Today's Document
YOU ARE THE REASON
Sweet Seals For You, Always

bliss lane
seen from Chile
seen from French Guiana

seen from Brazil
seen from India

seen from United States
seen from India
seen from Poland
seen from Jordan

seen from Netherlands
seen from Brazil
seen from Canada
seen from Pakistan

seen from Canada
seen from United States
seen from United States
seen from United Kingdom
seen from United States
seen from United Kingdom
seen from United Arab Emirates
seen from Singapore
@felsefiyasam
Skywatchers - Rhythm Of Ashes UK

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Aristo, “Her insan doğası gereği bilmeyi ister” der. Yani bilme isteği varoluşsal bir dürtüdür. Ancak her insanda bu dürtünün şiddeti farklıdır. Neleri bilebileceğimizi büyük oranda içinde yaşadığımız kültür belirliyor.
Bizim kültürümüzde ise atalarımızın çok güzel bir sözü vardır: “Bilmemek ayıp değil, öğrenmemek ayıp”. Benim kanaatime göre bu söz günümüzde geçerliliğini yitirmiş durumda. Çünkü artık internet ve diğer bilgi ulaştırıcıları sayesinde öğrenmekle ilgili bir problemimiz kalmadı. Hatta ortalıkta öyle bir bilgi bombardımanı var ki öğrenmek istemesek bile sürekli yeni bir şeyler öğrenmek zorunda kalıyoruz. Hayat artık neredeyse öğrenmek üzerine kurulu ve bu, sosyal hayatımızın da bir parçası haline geldi.
Sosyal medyada geçirdiğimiz süre boyunca bir teflon tavanın nasıl kullanılması gerektiğinden tutun da limonla güzelleşme sırlarına kadar bütün bilgiler ekranımızdaki yayın akışında bir parmak darbesiyle gözümün önünden geçiveriyor. Youtube başlangıçtaki öncelikli amacı olan müzik yayını yapmaktan ziyade bize sürekli bir şeyler öğretmeye çalışan vloggerlar(video bloggerları) ile dolu artık.
Öğrenmek nefes alıp vermek gibi hayatımızın bir parçası haline geldi ve farkına varmasak dahi sürekli yeni bir şeyler öğreniyoruz. Dolayısıyla öğrenmek artık bizler için kaçınılmaz bir yaşam tarzı oldu dersek abartmış olacağımızı sanmıyorum(İronik bir şekilde şu anda siz bile bu yazıyı okurken yeni bir şeyler öğreniyorsunuz). Öğrenmek artık bir problem değilse peki nedir problem? Aslında bir değil iki tane çok büyük problemle karşı karşıyayız: Cehalet külliyatı ve cehalette ısrar etmek.
Birinci büyük problem; Cehalet Külliyatı
Öğrenilmiş cehalet
Cehaletin de artık bir külliyatı oluştu. Bir sürü kitap okumuş olabiliriz. Ama önemli olan kitapların sayısından ziyade hangi kitapları okuduğumuzdur. Eskiden az sayıda kitap vardı ama onlar doğru bilgileri içeriyordu. En azından o kitapları yazanlar doğruyu arıyorlardı. Günümüzdeyse çok sayıda kitap, internette milyonlarca bilgi var ve hangisinin doğru ve faydalı bilgiyi içerdiği şüpheli durumda. Kendisini bombayla patlatan intihar komandosu da o aşamaya gelene kadar pek çok kitap okumamış mıydı?
Günümüzün sorunu bilgiye ulaşamamak değil, doğru bilgiye ulaşamamak. Maalesef kitaplarda, videolarda ve diğer bilgi yayma araçlarında zararlı bilgilerin sayısı son derece fazla. Peki neden böyle oldu? Eskiden kitaplar bilgi aktarmak için yazılırken günümüzde propaganda aracı ya da reklam amacıyla da yazılabiliyorlar. Kapitalizmin geldiği bu son noktada en iyi “eser”in değil en iyi reklam yapan “ürün”ün satın alındığı bir gerçek. Kapitalizm sayesinde kitaplar “eser”den “ürün”e terfi etti. Böylece ürünlerimizi daha efektif pazarlayabiliyor, onlara daha karlı fiyatlar koyabiliyoruz.
Tolstoy ya da Dostoyevski çağımızda yaşıyor olsalardı ve aynı eserleri şimdi yazmış olsalardı hiç reklam vermeden bu yoğun rekabet ortamında yine geniş okuyucu kitlelerine ulaşabilirler miydi acaba? Eseri ya da bilgiyi geniş halk kitlelerine ulaştıran en önemli kriter reklam olduğuna göre doğruluğu herkes tarafından kabul edilen bilgilerin en doğru bilgi olamayacağı aşikar. Çünkü burada kriter bilginin doğruluğu değil reklam bütçesinin çokluğu.
Piyasada var olan arz talep döngüsü doğal olarak bilgi talep edeni bilgilendirmek değil, mutlu etmek üzerine kurulu. Bu yüzden sadece kitap değil, tüm bilgi ulaştırma araçları kişileri aydınlatmayı değil mutlu etmeyi amaçlıyor. İğneyi şimdi kendime batırıyorum; Bir kurumsal eğitimci olarak itiraf etmem gerekir ki kurumsal eğitimlerde eğitimcinin amacı katılımcıyı bilgilendirmekten ziyade öncelikli olarak mutlu etmektir. Çünkü katılımcı o eğitimden bir şeyler öğrense dahi, eğer mutlu değilse memnun olmuyor ve tekrar gelmiyor. O yüzden eğitim piyasası da tıpkı yayıncılık, internet ve klasik medya gibi egolara hitap eden, kişileri mutlu eden ama çoğu zaman aslında pek de bilgilendirmeyen eğitimlerle dolu.
Gerçekten bir şeyler öğretmeyi çoğunlukla kimse göze alamıyor çünkü öğrenmek acı verici bir süreçtir. Kişi yeni bir şey öğrendiğinde beyninde ekstra nöronlar çalışır. Yeni bir bilgi öğrenen kişi eski bilgiyi bırakmak zorunda kalabilir. Bu bazen alışkanlıkları bırakmayı da gerektirebilir. Bu çoğumuz için zordur. Hal böyle olunca ironik bir şekilde cehalet sistem tarafından teşvik edilmekte. Çünkü haz ve mutluluk sağlayan uyuşturucular vermek bilgiyi vermekten daha karlı.
İkinci büyük problem: Cehalette Israr.
Gerçek bütün bıçaklardan daha çok acıtır…
İkinci büyük problem ise kişinin doğru bilgiyi öğrendiği halde cehaletinde ısrar etmesidir. Çünkü eski alışkanlıklarını bırakmak, konfor alanından ayrılmak ona zor gelmektedir. Bir insan bilmeyebilir. Ancak bilmediği şeyi öğrendiği halde hala cehalette ısrar ediyorsa büyük hata yapıyor demektir. Öyleyse yazının başındaki atasözünü şöyle değiştirebiliriz: ‘Bilmemek ayıp değil, cehalette ısrar etmek ayıp…’
İnsanda beş tane bilme hali vardır:
1- İnsan bir şeyi bilebilir.
2- İnsan bir şeyi bilmeyebilir.
3- İnsan bir şeyi bilmediğini bilebilir.
4- İnsan bir şeyi bilmediğini bilmeyebilir.
5- İnsan bir şeyi bilmediğini bilmediği halde o şeyi bildiğini zannedebilir.
Bu hallerin hepsini zaman zaman yaşarız. Bilmediğini bilmeyen kişi gaflet halindedir. Bu kişi bir gün bilmediğini farkedebilir. Bu durumda bilmediğini bilmeyen kişinin o şeyi öğrenmesiyle yaşadığı duruma ise ‘hayret’ denilir. Hayret etmek, bilmediğini bilmeyen kişinin o şeyi öğrendiğinde içine düştüğü durumdur. Çünkü kişinin bu konuyla ilgili en ufak bir bilgisi olmadığı için öğrenince hayrete düşer. Platon’a göre de felsefe yapmanın arkhesi(başlangıcı) hayrettir(pathos). Bilmek insanı insan yapan en önemli erdemlerden biridir. Bilmediğini bilmek ise daha büyük bir erdemdir. Bir kişi bilmediğini de bilmeyebilir. Amma ve lakin kişi hem bilmez hem de bilmediği konuda ahkam keser ve bilene de muhalefet ederse işte o en cahil kişidir. Yukarıdaki beşinci durum en vahim durumdur.
Kişi bilmediğini bilmiyor ve bilgi geldiği halde öğrenmemekte ısrar ediyor ve burnunun dikine gidiyorsa eskiler buna cehli mukaab derler. –Ki cehaletin en tehlikeli hali de budur. Akıllı insan bilmediğini bilmediği bir şeyi öğrendiğinde hayret ederken, ahmak insan inat etme yolunu seçer.
Peki cehallette ısrar etmenin arka planında yatan etki nedir?
Cehalet külliyatı, kişinin cehalette ısrar etmesinde kendisine oldukça yardımcı oluyor. Çünkü bu tarafta kendi verilerini destekleyen, kendi içlerinde tutarlı ama aslında doğru olmayan pek çok bilgi kaynağı var. Örneğin; şu anda piyasada dünyanın düz olduğuyla ilgili bazı yazılar ve videolar dönüyor. Bu yazı ve videolar birbirilerini destekler nitelikte olsalar bile bu onların doğru olduğu anlamına gelmiyor. Ama dünyanın düz olduğuna inanmak isteyen bir kişi kendisini bu cehalet külliyatına hapsederek onlarca videonun arasında dünyanın düz olduğuna inanarak ömrünü geçirebilir.
Bir sosyal psikolog olan Leon Festinger 1957 yılında bilişsel uyumsuzluk teorisini ortaya atmıştır. Bu teori bugüne kadar henüz yanlışlanmadı. Teoriye göre insan beyni birbiriyle çatışan düşüncelerle karşılaştığında ekstra nöronların çalışmasıyla beyin zorlayıcı bir sürece girmektedir(Yukarıda kısmen bahsetmiştik). Doğal olarak düşünme ve bilgileri karşılaştırma eylemi esnasında beyinde pek çok nöron aktif hale gelir ve bu da kişiyi rahatsız eder.
Bu yüzden insanlar yeni bilgiyi almamak ve kendi düşüncelerinde tutarlı olmaya çalışırlar. Düşüncelerde tutarlı olma isteği toplumun geneline yayılmıştır. Tutarlı davranışlar sergileyen insanlar doğal olarak bize daha güvenilir gelir. Ama bir bilim insanının tutarlı olmaya değil tutarsızlığa ihtiyacı vardır. Çünkü bilim tutarsızlık sayesinde ilerler. Günlük hayatta ise işler böyle yürümez. Eğer herhangi bir zıt fikirle karşılaşırsak tutarlı ve dengeli bir hale gelebilmek için kendimizi kandırabilir ve karşılaştığımız yeni fikri gerçek olmasına rağmen kabul etmeyebiliriz.
İnsanların büyük bir kısmının yıkılmaz inançlar geliştirmesi bu sebeptendir. Ne kadar inançlı bir hayat yaşarsak kafamız o kadar rahat eder. Beyin her zaman tutarlı olmaya çalışır ama diğer taraftan bizi ilerletecek olan şey ise tutarsızlıktır. Tutarlı olmaya çalışmak yaratıcı zihinlerin katlanamayacağı bir şeydir. Bilim insanları ise her zaman tutarsızlığın peşinde olmuştur.
Yanlışlanabilen teoriler bilimi ilerletir.
Bireysel anlamda ise tutarsızlık kişiyi ilerletmekle birlikte konfor alanından çıkartır. İnsanların büyük kısmı bu konfor alanından çıkmak istemez ve inançlarını sorgulamadan yaşamaya devam ederler. Kişilerin özellikle inanç boyutundaki fikirlerini değiştirmeleri çok zordur. Peki günün birinde inançlarına ters düşen bir bilgiyle karşılaşırlarsa ne olur? Burada da geri tepme etkisi (backfire effect) devreye giriyor.
Geri tepme etkisi Brendan Nyhan ve Jason Reifler tarafından öne sürülen bir sosyal psikoloji kuramıdır. Buna göre insanlar inançlarına ters düşen bir bilgiyle karşılaştıklarında beyinleri otomatik olarak bunu reddediyor. Yeni gelen bilgi ne kadar gerçek ve eskisini yıkıcı ise kişi eski inancına o kadar sıkı sarılmaktadır. Halbuki bilmeyi bilgelik düzeyinde arzulayan kişi inanmaya değil anlamaya çalışmalıdır. Ama pek çoğumuz anlamaya çalışmak yerine önceki fikre ne kadar çok emek vermişsek onu o kadar çok savunma ihtiyacı hissediyoruz.
Sırf o emekler boşa gitmesin diye gerçeğe gözümüzü kapatabiliyoruz. Hele ki söz konusu olan yıllardır savunduğumuz bir düşünceyse savunma tepkimiz de yıkılmaz dağlar kadar güçlü oluyor. Bu hiç mantıklı olmasa bile! Çünkü pek çoğumuz için rahat etmek gerçeği bilmekten daha iyidir. İşte bu yüzden toplumu az sayıda insan değiştirir. Konfor alanlarından çıkabilen cesur insanlardır onlar.
Beyin yapısı gereği her zaman basit olan şeye doğru kaymaktadır. Bu yüzden pek çoğumuz doğru bildiklerimizi destekleyen verilerle karşılaşırken beyin bunu otomatik olarak hafızaya alma eğilimi gösterirken, doğru bildiğimiz şeyleri desteklemeyen verilerle karşılaştığında bu yeni bilgiyi hafıza almıyor ve unutma eğilimi gösteriyor.
Mesela Alman ırkının üstün ırk olduğunu düşünen bir neonazi, bir zencinin atletizmde tüm beyazları geçerek şampiyon olmasını ya da matematik olimpiyatlarında şampiyon olmasını görmezden gelebilir. Buna karşılık bir Alman aynı başarıyı gösterdiğinde neonazi bunu uzun süre hatırlayacaktır. Bunu bilen pek çok bilim insanı yanında not defteriyle gezer. Çünkü doğada öne sürdükleri teze ters bir bilgiyle karşılaşırsa beynin bunu unutacaklarını bilirler. Böylece unutmamak ve laboratuvarda bu zıt veriyi araştırmak için not alırlar.
Bilge kişi hiçbir fikre sıkı sıkıya tutunmaz. Çünkü bilir ki yarın daha iyisi gelebilir.
Sokrates, “Tek bir şey biliyorum o da hiçbir şey bilmediğimdir.” demiş. Hepimiz bu sözü zaman zaman duymuşuzdur. Halbuki Sokrates’in sözünün orijinali şöyledir: “Tek bildiğim hiçbir şey bilmediğimdir ama isteğim araştırmaya devam etmektir.”Cümlenin ilk kısmıyla belki bazılarımız, cehaletimizin onaylandığı varsayımına kapılıyor olabiliriz. Öyle ya sonuçta Sokrates bile hiçbir şey bilmiyorken biz neden bir şeyler öğrenmek için uğraşalım ki! Cümlenin ikinci kısmıysa bu şekilde düşünenlere cevap olacak niteliktedir. Bilmiyor olabiliriz ama bize düşen araştırmaya devam etmek olmalıdır.
Bertrand Russel’ın güzel bir sözüyle yazıyı bitirmek istiyorum:
“Fikirlerim için ölmeyi göze alamam çünkü yanılıyor olabilirim.” - Cem Özüak
BerlinerMoment Special Istanbul: "Seyyah" - Göç
Hasret Gültekin, Bir insan ömrünü neye vermeli
Şu son yıllarda gördüklerimiz bizde bir şeyi kırdı. Bu şey, insanın güvenidir; o güven ki, insanlığın dilini konuştuk mu bir başkasından insanca karşılık göreceğimize inandırırdı bizi. Gözlerimizin önünde yalan söylediler, insanı küçülttüler, öldürdüler, sürdüler, işkencelere soktular. Ve hiç bir kez, bunu yapanlar, yaptıklarının kötü olduğuna inandırılamadı. Çünkü, kendilerine güveniyorlardı. Çünkü, soyut bir kafa, yani bir ideolojinin adamı , başka bir şeye inandırılamaz.
Albert Camus - Korku Çağı

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Light in Babylon - Kipur Etnik müzik
“Çağımıza uymak zorundayız palavrasına da hiç mi hiç inanmıyorum. Eğer yaşadığım çağın en yüce ideali köşeyi dönmekse; eğer yaşadığım çağ toplumsal adaletsizlik üstüne kuruluysa; eğer yaşadığım çağ inandığım her şeyi yadsıyorsa; eğer yaşadığım çağa bayağılık ve çirkinlik egemense ben böyle bir çağa neden ayak uydurmak zorunda kalayım? Tam tersine baş kaldırırım, direnirim böyle bir çağa karşı. Bu yüzden dinozorlukla suçlanmam da vız gelir bana. Çünkü ben dinozoru tarih öncesi çağların nesli tükenmiş bir hayvanı olarak değil; geçmişin doğruluğu kanıtlanmış ve yadsınamaz değerlerini yeni sentezler yaparak geleceğe taşımayı amaçlayan bir yaratık olarak tanımlıyor, dinozorluğumla övünüyorum.”
— Mina Urgan, Bir dinozorun anıları
Yerleşik düzenler kendisine muhalif olan herkese Terorist, Vatan Haini demesi onların bir savunma mekanizmasıdır. O yüzden Terorist veya Vatan Haini damgası yemeyen muhalif yoktur.
Jamal Aliyev cello, Ece Dağıstan piyano Zülfü Livaneli: Karlı Kayın Ormanı / The Snowy Beech Forest
“İnsanların beyin tembelliğini gördükçe, her istediğimizi yapabileceğimizi anladık.”
— Joseph Goebbles (Hitler'in Propaganda Bakanı)

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Diktatörlük rejimleri, baskı, biat ve gaddarlık doğurur. Ama en kötüsü, aptallığı yaygınlaştırmasıdır.
Borges
“İnsanın insana kattığı anlam dışında yaşamın hiçbir anlamı yoktur. İnsan başkalarına yardım etmediği sürece yapayalnızdır.”
Erich Fromm
Theodoros Angelopoulos, Eternity and a day (Movie Soundtrack)
Eleni Karaindrou, By The Sea Yunan Müzisyen
“Bilgisiz insanlar hiçbir zaman zihinsel alışkanlıklarını değiştirmek zorunda kalmamışlardır, böylece de tutumları değişmez bir biçimde katılaşmıştır.”
— Bertrand Russell, Eğitim ve Toplum Düzeni
“Cehalet dar bir bencilliğe daha sonra aşağılık bir alçaklığa dönüşüyordu. Bütün zihinler zifiri bir karanlık içindeyse bunun nedeni belliydi; büyük olasılıkla yöntemsiz, yarım yamalak, ciddi bilimsel temeli olmayan eğitim ancak zekânın zehirlenmesine yarıyordu ve daha endişe verici bir yozlaşmaya götürüyordu. Evet eğitim, tabii, eğitim en değerli şeydi! Ama tam bir eğitim, iki yüzlülükten ve yalandan kurtulmuş, gerçeği bütünüyle ortaya çıkaran bir eğitim!”
— Emile Zola, Gerçek

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Gregory Alan Isakov, If I Go, I'm Going ABD
“Dinle küçük adam, sana kişisel özgürlük değil ulusal özgürlük vaad ediyorlar. Sana insani özsaygı değil, ulusal büyüklük vaad ediyorlar. “Ulusal özgürlük” ve “devletin çıkarları” ifadeleri bir kemiğin bir köpeğin ağzını sulandırdığı gibi senin ağzını sulandırıyor ve sen onları alkışlıyorsun (…) Onlar seni bir sembole kurban ediyorlar ve sen onları kendi üzerinde iktidara taşıyorsun. Bütün maskeleri düştüğü halde senin efendilerin senin tarafından yükseltildiler, senin tarafından beslendiler.”
— Wilhelm Reich