NATO'nun Ankara'daki zirvesine yine Ankara'dan yanıt veriyoruz. Ankara'da bir Avrasya Zirvesi oluşturduk. NATO’nun Ankara Zirvesi, inişi olmayan, yalnız düşüşü olan bir zirvedir. Bizim Avrasya Zirvemiz ise, Yükselen Yeni Uygarlığın kararlılık mevzisidir. ABD, 1950’li yıllarda dünya üretiminin yarısını üretiyordu. 2000 yılında bu oran yüzde 25’e düştü. 2026 yılındaki payı ise yüzde 17’ye indi. Çin Halk Cumhuriyeti’nin Dünya üretimindeki payı ise, 2000 yılında yüzde 6 iken, 2026’da yüzde 27’ye yükselerek ABD’yi çok arkalarda bıraktı. Önümüze bakınca, Birleşmiş Milletler Sanayi Kalkınma Örgütü’nün geçen yıl yaptığı yansıtmaya göre, 2030 yılında ABD’nin Dünya üretimindeki payı yüzde 11 olacak. Çin Halk Cumhuriyeti ise, yüzde 45, başka deyişle ABD’nin dört katı. 2030 yılında, ilk on ülke içinde Asya’nın ezici üstünlüğünü görüyoruz. Atlantik sisteminin ülkelerinden yalnız ABD üçüncü konumdadır, Japonya dokuzuncu ve Almanya ise onuncu sıradadır. Ekonomik güç dengelerindeki değişim, Dolar Saltanatının çöküşünde de kendisini gösteriyor. ABD’nin Haraç Sisteminin sonuna gelmiş bulunuyoruz. Askerî alandaki güç ilişkilerine gelince, bugün Rusya ve Çin Halk Cumhuriyeti gibi ABD’yi dengeleyen ve caydıran silahlı güçler, ABD Hegemonyacılığının sonuna işaret ediyor. Pentagon’un düzenlediği bütün harp oyunlarında, ABD Ordusu ÇHC ve Rusya orduları karşısında yenilmektedir. İran’ın ABD emperyalizmine ve İsrail Siyonizmine karşı savaşı kazanması, askerî güç ilişkilerindeki yeni durumu gözler önüne sermiştir. Dünyadaki ekonomik ve askerî güç dengelerinin değişimi, her zaman savaşı gündeme getirmiştir. Emperyalist kapitalist sistemin günümüzdeki krizi, Birinci ve İkinci Dünya Savaşları öncesinden çok daha derin ve sarsıcıdır. Bunun esas nedeni, sistemin içindeki çöküş etkenleridir. ABD hegemonyacılığı çökerken, Dünya Devrimi iki mecradan yükseliyor. Biri, kapitalizmin rakibi olan Sosyalist Çin’in yarattığı mucizedir. Diğeri, Gelişen ve Ezilen Dünya ülkelerinin emperyalist sömürünün alanını daraltmaları ve devrimin bu ülkelerdeki yükselişidir. ABD, savaşa karar verecek ülke konumundadır. ABD Hegemonyasının yıkılış süreci, Washington yöneticilerini tarihî bir karara zorlamaktadır. Ya bu sürece razı olacak ve ABD yeni güç dengelerinin dayattığı sürece uyum gösterecek, ya da bu sürece şiddet kullanarak yanıt verecek. Birinci seçenek: ABD’nin Dünya Hegemonyası iddiasından vazgeçmesidir. Böylece ABD tekelci sermayesi, hem dünyada hem de ülke içinde çok daha geri mevzilere çekilmek zorunda kalacaktır. İkinci seçenek ise, ABD’nin Yeni Dünya Düzeninin kurulmasını önlemek için, bölgesel büyük savaşları ve hatta Dünya Savaşını göze almasıdır. Bu durumda ABD, Çin’in yükselişine, Rusya’nın güçlenmesine, İran’ın nükleer teknoloji üretmesine, Türkiye’nin Asya’da konumlanmasına, Filistin’in zafere ilerleyişine ve toplam olarak Asya Çağının gelişine savaşla meydan okuyacaktır.
BİRDEN FAZLA CEPHE ZAAF
ABD emperyalizminin birden fazla cephe açması, önemli zaafıdır. Bu yöndeki ataklar, ABD tehdidini bütün cephelerde zora sokuyor. O zaman ABD emperyalizmi, kendisine birden fazla mezar açmış olur. ABD’nin tek bir cepheye yüklenmesi ise, savaşın büyümesi ve Dünya Savaşı'na yol açması tehlikesini büyütür. Bugün Rusya, İran, Filistin, Yemen ve Lübnan’ın ABD emperyalizmine, İsrail Siyonizmine ve işbirlikçilerine karşı yürüttükleri savaş, haklı savaştır, vatan savaşıdır. Bu savaşın yayılması ve küresel boyutlar kazanması da, vatan savaşları yönünde olacaktır. Tayvan Boğazı ve Pasifik’te çıkacak bir savaş da, Çin ve Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti açısından vatan savaşı karakterindedir. Toplam olarak bakarsak, dünyanın önünde emperyalistler arasında paylaşım savaşı değil, vatan savaşları olasılığı bulunmaktadır. Dünyadaki savaş ve gerginlik alanları içinde, Doğu Akdeniz’den Hürmüz Boğazı’na uzanan coğrafya, Büyük Savaş tehlikesinin odağı olarak gözüküyor. Birincisi, bu coğrafya şu anda ateşler içindedir. İkincisi, Doğu Akdeniz’de ABD emperyalizmini ve İsrail’i caydıracak bir güç henüz oluşmuş değil. Dengesizlik, her zaman savaşı davet eder. Doğu Akdeniz’de ABD ve İsrail’in oluşturduğu ittifak, nükleer silahlara da sahiptir. Avrupa Birliği’ndeki ve NATO’daki ortakları olan Fransa ve bazı Avrupa ülkeleri ile Ukrayna da onlarla birliktedir. Diğer cephelerde ise, Batı Avrupa ülkelerinin çoğunun ABD ve İsrail’den ayrıldığı gözüküyor. Doğu Akdeniz’in güvenlikle ilgili stratejik önemi yanında, zengin enerji yataklarının varlığı da, rekabet ve çatışma konusudur. Kıbrıs, aynı zamanda Asya’dan Avrupa’ya bütün sualtı kablolarının geçtiği coğrafyadır. ABD ve İsrail tarafından tasarlanan doğal gaz boru hatları da buradan geçiyor. Hindistan'dan gelip İsrail üzerinden Güney Kıbrıs ve Yunanistan'dan Avrupa’ya uzanan enerji yolu planı, dünya kamuoyunun bilgisindedir. Bu yolun Çin’in Kuşak Yol Girişimi’ne ve Türkiye'den geçen enerji akımına karşı bir seçenek olduğu açıktır. Doğu Akdeniz cephesi, öncelikle Türkiye’nin cephesidir. Ege kıyılarımızdan karşı kıyılara bakıyoruz: ABD, Dedeağaç’tan başlayarak Kavala, Selanik, Larissa, Stefanoviç, Girit'in kuzeyi ve Kıbrıs’ın güneyinde üsler kurdu. Uçaklarını yerleştirdi, tanklarını getirdi. Yunanistan, bir ABD üssüne dönüşmüştür. Yine ABD, Doğu Akdeniz’de İsrail ve Yunanistan ile birlikte Noble Dina ve Nemesistatbikatları yapıyor. Doğu Akdeniz’de namlularını Türkiye’ye çeviren ABD Güdümlü İttifak ciddî bir güçtür. Bu tehdide karşı Türkiye, elbette savaş yeteneği yüksek olan bir Orduya ve cephe gerisinde dayanıklı bir millî direnme gücüne sahiptir. Bununla birlikte AK Parti Yönetimi hem NATO bağlarıyla Türk milletinin bilincini gölgeliyor hem de ittifak birikimini değerlendirmeyen denge siyasetiyle, ABD-İsrail eksenli tehdide cüret kazandırıyor.
ÇÖZÜM TRÇİ'DE
Batı Asya’da bölgesel bir savaşı önleyecek biricik çözüm, Türkiye + Rusya + Çin + İran İttifakıdır. Dahası Üçüncü Dünya Savaşının önünü kesecek güç, yine Türkiye + Rusya + Çin + İran İttifakıdır. TRÇİ, insanlığın kaderini belirleyen ittifaktır. Savaşı istemeyen bütün devletler ve barış isteyen bütün insanlık, en sonunda bu ittifakın gizil gücünü oluşturuyor. TRÇİ’nin önlenemeyen gücü de buradan geliyor. Türkiye, NATO üyesidir, ancak aynı zamanda NATO’daki “yabancı”dır. Türkiye, diğer NATO ülkeleri gibi Zenginler Kulübü’nde değil, Avrupalı değil, Hıristiyan değildir. Türkiye, Gelişen Dünya ülkesi, Asyalı ve Müslümanların çoğunlukta olduğu ülkedir. Türkiye, 2024 yılından bu yana girdiği süreçte, Atlantik Sistemi’nin denetiminden çıkıyor ve Yükselen Asya Uygarlığı’ndaki konumuna ilerliyor. Türkiye’nin Atlantik Sisteminden ayrılması, dünya dengelerini kuvvetle etkiler ve ABD için büyük tehdittir. 2026 NATO Zirvesi’nin Ankara’da toplanmasının nedeni de budur. ABD + İsrail + Yunanistan Üçlüsü, Türkiye’nin yalnız olduğu hesabını yaparsa, savaş tehlikesi kapıyı çalar. Türkiye, nükleer silahı olan ABD-İsrail-Yunanistan eksenli tehdide karşı ancak nükleer silahı ve güçlü donanması olan müttefikler kazanarak caydırıcı güç oluşturur. Çin ve Rusya’nın nükleer tehdide aynen yanıt verme konusundaki kararlılığı, İran’a karşı nükleer tehdidi caydırmıştır. 2016’dan bu yana Türk Silahlı Kuvvetleri’nden 24 bin subay, astsubay ve askerî personel; 30 bin polis, 14 bin Yargı mensubu ve kamu yönetiminden toplam 144 bin görevli tasfiye edildi. Bu, NATO ülkelerinde görülmemiş bir temizliktir. Türkiye, Gladyosunu tasfiye ederek NATO zincirinin en önemli halkasını kırmıştır. Bugün Türkiye hapishanelerinde NATO Generalleri yatıyor. Öte yandan Türkiye’nin silahlı güçleri, ABD ve İsrail güdümündeki PKK Terör Örgütünü etkisiz kılmış, kendisini feshetmeye ve silah bırakmaya mecbur etmiştir. Atlantik zincirlerini kıran Türkiye, bugün ABD ve İsrail merkezli tehdide karşı Rusya, Çin ve İran’la ittifak gerçeğiyle buluşmaktadır.









