Geçenlerde bir arkadaşım, küçük kızının yeni doğan kardeşini kıskancını ve "Anne, o bebek senin pastanın hepsini yiyor!" deyişini anlattı. İçim acıdı dinlerken. İşte bu, hepimizin derinden bildiği, aile içinde yaşanan o 'taht oyunlarının' kısa özeti aslında. Bir çocuğun dünyasında anne babanın sevgisi, ilgisi, kucağı, biricikliği… Bunlar sonsuz kaynaklar gibi gelmez ona; daha çok, bitmeye mahkûm bir pasta gibidir. Ve aniden masaya yeni bir misafir oturduğunda, o pastanın dilimleri küçülür sanırız. Bu duygu, çocuğun bencil ya da kötü kalpli olduğundan değil, daha çok, dünyasının merkezinin sarsılmasından kaynaklanan derin bir kaygıdan ibaret. O güne dek tek başına ışıldadığı gökyüzüne yeni bir yıldızın düşmesi gibi. Bu insancıl tepkiyi anlamak, kıskançlığı bir düşman gibi görmek yerine, bir çocuğun duygusal dünyasına açılan bir kapı gibi görmemizi sağlar. Kardeş kıskançlığı, çocuğun alıştığı düzenin değişmesine verdiği en doğal, en içten tepkilerden biridir. Özellikle 2-4 yaş dönemindeki o benmerkezci evrende, ebeveynin yeni bebeğe ayırdığı her an, sanki kendisinden çalınmış bir hazine gibi gelir. Eskiden tek başına sahip olduğu ayrıcalıklar, ilgi odağı olma hali, anne babanın bölünmeyen dikkati… Şimdi bunların hepsi yeni bir kişiyle paylaşılmak zorunda. Bu durum, çocuğun kendini eskisi kadar değerli hissetmemesine, hatta terk edilmiş gibi algılamasına bile neden olabilir. İşte bu statü kaybı dediğimiz şey, aslında kıskançlığın derindeki güçlü köklerinden biridir. 'Sen artık a...
Devamını oku: Ablamdan Kalan Taht: Kardeş Kıskançlığında Duygusal Miras










