Demek isterdim ama üzerine ilave bir 7-8 saate daha ihtiyaç var.Siz yine de 48 saatte lizbon ve öncesi saha yoklaması diyip düşün yollara
Uçağımız Tr.saatiyle saat 12:30′daydı.Yolculuk yaklaşık 5saat.Thy’nın tarifeli uçağı ile giden talihlilerdenseniz eğer yolda izlemediğiniz vizyon filmlerini izleyebilir , dilediğinizce uyuyabilirsiniz.
Ve uçak alana iner..Başlar bizim mücadelemiz.Maalesef ki ayrıştırılara AB dışında diğer ülke vatandaşları sırasından geçerek adım atarız legal yollardan güzide şehre.
Hemen hemen diğer birçok Avrupa şehirlerinde olduğu gibi havaalanından merkeze Aerobus ile gitme tercihini kullandık.Bizim Havatşlarımızdan bir farkı yok.Bilakis çok daha konforlu , valizlerinizi kendiniz yerleştiriyorsunuz.Ücreti de hatrı sayılır makul ; 3.5 eur
Biz neyseki merkez sayılabilecek bir meydanda kalıyorduk.”Marques De Pombal”İlk başlarda telafuzu zor gelsede geçen süre içerisinde telafuza alışıyor insan.İstanbul’dan yola çıkarsak kaldığımız meydan Taksim Meydanı ancak şehrin kalbinin Karaköy’de attığını düşünebilirsiniz.Yani merkeze uzaklığımız sadece 2 metro durağı ile sınırlıydı.Yürüyerekte yaklaşık 20 dk.Yurtdışında kaldığınız otel ne kadar zincir otel olursa taksilerin ve yerel halkın da bilemesi ve sizi yönlendirmesi o derece kolay oluyor.Neyseki “Hotel Fenix” seçerekte bunu sağlamış olduk.
Otele yerleşip valizlerimizi bıraktıktan sonra akşam 6 itibari ile saha araştırmasına başlıyoruz.Önceden topladığımız tüm dökumanlar , şansımıza çıkan son sayı dergiler Lizbon’un nabzını tutuyordu.
Kaldığımız otel metro istasyonu dibinde ( Marques De Pombal) olsa da biz 2 durağı yürüyerek gitmekten yana kullandık tercihimizi.Şehrin kalbi Bairro Alto ve hemen dibindeki Alfama bölgesi.
İlk akşam bir arkadaşımızın tavsiyesi ile Principe caddesi üzerindeki “Principe Do Calhariz”rest.gittik.Sora sora Bağdat bulunur derler ya o hesap.Türkiye’den aldığımız tarifle yolu biraz uzatarak ya da aslında bir hayli uzatarak varmak istediğimiz noktaya geldik.Lizbon’da elini attığınız her yer deniz mahsulu.Ne ile harmanlayıp kullanacaklarını şaşıracak kadar fazla.Hatta benim Lizbon’un standart restoranları hakkında fikrim sanki bizim pide salonlarımız gibi.Kimisi florasan ışıklı , genelde duvarlar beyaz seramik ve yer yer çinilerden oluşuyor.
Pek tabii Türk’ün zor bulduğu karideslere gömülüp siparişlerimizi veriyoruz.Pek tabii ülkenin traditional Baccalau siparişini ( morino balığı) vermeyi de ihmal etmiyoruz.Yemeğin lezzetinin nasıl olduğunu konusunda cevap “gezginkarabiga.blogspot.com”da.Reklamımızı verdikten sonra sırada Fado dinlemek var diyoruz ve Fado dinlemek üzere mekanları arıyoruz
Tam o esnada gördüğümüz de ne öyle..Pasteis De Nata.Ülkenin kendine has tatlısı.Çok sıradan anlatım ile milföy hamuru gibi çanak hamurun içerisine kıvamlandırılmış muhallebi.Fırına veriliyor ve sütlaç gibi kızartılıyor.Sıcak sıcak üzerine tarçın dökülerek yeniliyor.Ben ilk gecenin sarhoşluğu ile memleketin en iyi Nata’sını yediğini düşünsemde bedenim ertesi günkü tarihi Nata’cıya hazırlanıyorum.Yol üstünde bulduğum Pasteis De Nata’cının adı “Manteigaria”.Tam Principe yolu üzerinde, Bairro Alto Bölgesinde.
Ağzımı tatlandırdıktan sonra neyseki Fado dinleyebileceğimiz bir mekan buluyoruz.Mekan ufacık.Evinizin salonu gibi.Eni topu 10 masanın olduğu bir mekan.Bazı mekanlar Fado dinletisini ücretlendirse de burada birşey içerseniz ücret ödüyorsunuz.Menude yer alan kokteyler max.5 eur.Mekan Rua Da Atalaia sokağında.Yerini tam anlamıyla tarif etmek gerekirse;
Nata’cıdan yukarıya doğru yürürken ( Principe Do Calhariz restorana doğru) sağ taraftaki sokakların bir tanesinde.Sokağın içine girip yaklaşık 30-40 mt yürüdükten sonra hemen solda.
Bairro Alto Bölgesi’nde yemeğimizi , tatlımızı yiyip müziğimizi dinledikten sonra tekrar düşüyoruz otel yoluna.
Sabah kalkıp düşüyoruz yollara Belem Kalesini , Jeronimos Manastırı ve Padrao Dos Descombrimentos (Keşifler Anıtı)görmeye.
Otelimizin hemen arkasındaki caddeden 737 no.lu otobüse binerek Belem Bölgesi’ne ulaşıyoruz.
Açıkcası biz Lizbon Kart almamıştık nasılsa sıklıkla yürürüz düşüncesi ile ama Lizbon Kart hem bazı müzelere girişte indirim / bedava geçiş sağlıyor hem de otobüs / Tramvay / Metro’ya ücretsiz biniyorsunuz.
Açıkcası kale , manastır ve Keşifler Anıtı için sizlere tarihi bilgiler vermek isterdim ama benim amacım daha çok adrese teslim tur üzerine :)
3′lemeyle kültür turumuzu tamamladıktan sonra esas tarihi natacıya gitme sırası geliyor.”Pasteis De Belem”.Zaten duvarındaki çiniler, mavi tenteleri ve en önemlisi önünde oluşan uzun kuyruktan doğru yerde olduğunuzu anlayacaksınız.Take away kuyruğu bir hayli uzun olsa da içeride yer bulup rahatlıkla yiyebilirsiniz.Garip olanıysa o kalabalığa rağmen siparişin eksiksiz ve gecikmeden gelmesi
Paste de Natalarımızı yedikten sonra yanına birde tuzlu yiyecek birşeyler sipariş veriyoruz.Croquete De Carne.Aslında bizim pişilerimizi andırsa da hamuru daha tok ve doyurucu.İçerisinde kıyma var.Kızartılarak pişiriliyor.
Karnımızı doyurduktan sonra sıra Azulejo Sermaik Müzesine geliyor.Aslında Belem’in oradan otobüsle de gidebilirsiniz ama Lizbon’da taksiler gayet uygun fiyatlı.Yaklaşık 7 eur vererek müzeye ulaşıyoruz.
Pek tabii unutmadan Belem kalesi-manastır ve arkeoloji müzesi için kişi başı 16 eur ödeniyor.Pek tabii hepsine gitmeyebilirsiniz ama 3 ünü birden aldığınızda daha hesaplı oluyor.
Azulejo Seramik Müzesi girişi ise 6 eur.
Seramik müzesindeki turumuzu tamamladıktan sonra tekrar Bairro Alto bölgesine yola çıkıyoruz.Müzenin hemen çıkışındaki duraktan otobüse biniyoruz( dikkat karşıya geçmeyin :) )
Otobüsle Bairro Alto bölgesine geri dönüyoruz.Bu sefer istikametimiz “Cervejaria Ramiro”.Restoran Vedat Milor’un de tavsiye listesinde.Açık adresi Almirante Reis 1 olmakla birlikte tam anlamı ile tarif vermek gerekirse;
Hotel Mundial bulup sırtınızı otele verin ve 28 no.lu tranway yolunu takip edin.Aslında Mundial otelin oradan 28 no.lu tranwaya da binip restoran önünde inebilirsiniz.Ancak yürüyüş mesafesi otelden yaklaşık 10 dk.Pek tabii Pasteis De Belem’deki gibi kapının önünde kuyruk karşılıyor sizi.Biz neyseki talihli çiftlerdendik 2 kişi avantajından faydalandık.
Menunün en güzel tarafı tabletten ve isterseniz de Türkçe.Menude olan yemeklerin aynılarının görselleri mevcut.Sarımsaklı karides güveç muhtemelen tekrar sipariş etmek isteyeceksiniz.Istakoz ve pavurya taze taze akvaryumdan geliyor.Yine lezzete ve diğer yemeklere bakmak isterseniz de gezginkarabiga.blogspot.com tıklamanız yeterli.
Tıklamak demişken.Tuktuk adı verilen triportor ile de ulaşım sağlayabilirsiniz.Eğlencesine kısa mesafede denenebilir ama yine de taksi çok daha hesaplı.
Bu sefer rotamız şehirden yaklaşık 40 dk uzaktaki Sintra Bölgesi.Marques De Pombal’dan 2 durak uzaklıktakii Restauradores metro çıkışına çok yakın Starbuck’un hemen arkasındaki tren garından hareket ediyoruz.Kişi başı gidiş geliş 10 eur.
Bu arada Lizbon kart almadıysanız toplu taşım araçlarını kullandığınızda bilet alacaksanız eğer kullandıktan sonra atmayın.Çünkü gidiş geliş kullanılabiliyor.
Sintra Bölgesinde Pena sarayını gezdikten sonra aslında niyetimiz Avrupa ana kıtasının sonu olan “Cabo DE Sao Vicente olsa da maalesef hava muhalefeti nedeni ile gidemiyor ve trenle Lizbon’a geri dönüyoruz.
Pena Saray ve bahçesinin giriş ücreti ise kişi başı 16 eur, hava kötü olduunda ilave 3 eur ücret ile sizi saraya kadar servisle götürüorlar.
Yolumuz yine Mundial otele düşüyor ve 28 no.lu klasik tranway binerek şehri geziyoruz.Tranway’dan Baixi-Chiada duragında iniyor ve denize doğru yürüyoruz.(Tramwayla Alfama bölgesini gezmiş oluyoruz)
Deniz değilde Tejo nehri demek daha doğru olacak.Zaten sonrası Atlantik .Tejo nehri kıyısında Praco Do Comercio meydanına geliyoruz.Tüm tarihi bilgiler pek tabi wikipedia’da.
Comercio meydanından Cais Do Sadre metro durağına doğru yürüyoruz.Burada Mercado Lizbon var.İçerisinde ünlü şeflerin istasyonlarının olduğu çeşitli et/ balık ürünleri yapan restoranların bulunduğu büyük bir pavyon gibi düşünebilirsiniz.Aslında İstanbul’da olanlar bilirler City’s üst katındaki Mahalle’yi andırıyor.Tabii buradaki örneklemem nasıl bir yer olduğunu anlatmak için.Yoksa ölçek ve hizmet çok çok farklı :)
Yemeğimizi yedikten sonra tekrar Comercio’ya dönüyoruz.Bu kadar geleneksel yemeklerden yemişken Baccalau köftesi yemeden olmaz.sırtımızı Comercio meydanına veriyor ve içeri doğru yürüyoruz.Hemen sağ köşede karşımıza “Pastel De Baccalau”çıkıyor.1904 ‘ten beri devamlılığını sağlamış bir yer.Take away baccalau köftesi ( yani balık köftesi yiyoruz).Bizim balık köftemizin haşlanmış patatesle karıştırılıp içine karper peyniri konmuşu.Pek tabii kızartmadan önce galeta ununa bandırılmışı.Onlarda da 1 tane köftede alabilirsiniz ama Lizbon’un geleneksel sofra şarabı Vinho Verde ile ikram edilen seti ile alabilirsiniz.Zaten insan sunumuna fit oluyor :)
Akşamda serbest zaman diyerek turumuzu noktalıyoruz :)
Lizbon tekrar gidilesi bir Avrupa şehri.İnsanları biz Türklerden daha yardımsever.Utanmasa adrese teslim yapacak kadar ve dil bilmemelerine rağmen.Bizler gibi işaret diliyle kaç cadde geçip ne zaman ışıklardan sağa / sola döneceğinizi anlatabilecek kadar kabiliyetli.
Amerika’ya gitmemiş olsam da hatrı sayılır bir homeless nüfusa sahip.Mümkün olduğunca göz kontağı kurulmazsa sıkıntı olacağını düşünmüyorum.
Garip bir şehir şöyleki akşamları adım başı uyuşturucu satışı söz konusu.Yanınıza yanaşıp ister misiniz diye souluyor.Tüm bunların yanında da sıkı güvenlik önlemleri mevcut.Polisler ve polis rabaları her yerde kol geziyor
Unutmadan ben yurtdışında market gezmeden dönemeyenlerdenim.Klasik balık / baccalau konservelerini yol üstündeki marketlerden aldım.En pahalısı 2.5 eur.Henüz tatmamış olsamda beklentim büyük.
Almadan dönmeyin diyeceklerimin arasında tren garına yakın Aginjinha dükkanından “Espinheira”markalı vişne likörü.Zaten bahsettiğim o küçücük dükkan da şişeleri satıyor.1 eur gibi sembolik bir fiyata da kahve fincanı büyüklüğünde bir bardakta tadımlık satıyor.
Yeni bir şehirde görüşmek dileğiyle...