“Yarım Kalan Cümleler”
İki yıl önce, ortak bir arkadaş aracılığıyla bir kızla tanıştım.
Bir-iki hafta konuştuk, sonra hiçbir neden olmadan iletişimimiz kesildi.
Aradan tam iki yıl geçti.
Bir gün yeniden karşıma çıktı. Bu kez altı ay boyunca konuştuk.
Fakat o dönemde onun bir sevgilisi vardı.
Bana sürekli “yakında ayrılacağız” diyordu ama hiçbir zaman o adımı atmadı.
Yine de her gece konuşuyor, sabah ezanına kadar birbirimize yazıyorduk.
Bir noktadan sonra, o benim için sıradan bir insan değildi artık.
Altı ayın sonunda bir markette işe başladı.
Orada iki erkekle tanıştı: biri sessiz, güvenilir bir çocuktu; diğeri ise daha duygusal, dikkat çekmeyi seven biriydi.
Ben, ona güvenmesini istediğim kişiye –o güvenilir sandığım çocuğa– fazlasıyla güvendim.
Ama o dönemde kızın bana karşı tavırları değişti.
Mesajlarıma cevap vermemeye, buluşmalardan kaçınmaya başladı.
Birden bire sanki ben yokmuşum gibi davrandı.
Oysa bir zamanlar her günün sonunda onunla konuşmadan uyuyamazdık.
Bir akşam dayanamadım.
Olaylarla ilgisiz bir anda, sadece içimde biriken her şeyi söyleyerek dedim ki:
“Ya sevgilini seçersin ya beni. Bu şekilde devam edemem.”
O ise sessizce, “Sevgilimden ayrılmaya cesaretim yok,” dedi.
O cümle, her şeyin sonuydu.
Konuşmayı kestim.
Ertesi gün sevgilisinden ayrıldığını duydum.
Ama artık iş işten geçmişti.
Üç-dört gün sonra haberim oldu.
Ben o sırada Ankara’daydım.
Kendi kendime dedim ki: “Artık burada beni tutan hiçbir şey kalmadı.”
Ve onu unutmak umuduyla Bursa’ya taşındım.
Ama unutamadım.
Zamanla öğrendim ki, o iş yerindeki duygusal tavırlarını bu kez başka biriyle, o yumuşak huylu çocukla sürdürüyormuş.
O an bir şeyi çok net anladım:
Sorun bende değilmiş.
Ben dürüsttüm, ciddiydim, kalpten istemiştim.
O ise kiminle olursa olsun, ilgiden beslenen biriydi.
Kendime yediremedim belki ama artık biliyorum —
bazı insanlar sevilmeyi hak etmez, sadece sevilmeyi ister.











