Acı.
Acı öyle bir şey ki insana kendi ismini unutturuyor.
Sevdiğini kaybetmenin acısı de senin hem adını unutturuyor hem de seni deliliğe sürüklüyor.
İnanmak istemiyor bazen insan. Hep sevdiğinden gelecek bir mesaj bir arama bekliyor. Gözü hep onu arıyor kalbi hep onun için atıyor.
Ölmesi mi yoksa yaşaması mı daha acı derseniz. Ölmesi.
Çünkü yaşarken en azından nefes aldığını, kalbinin attığını biliyorsunuz. Varsın o sizinle konuşmasın ama yaşasın var olsun yeter. Sevdiğin yaşıyorken ve aran bozuken sevginin dönüşeceği iki şey vardır: Biri kopmayan bağ diğeri nefret. Sevdiğin ile eğer aran düzelirse ve seni seviyorsa bu kopmaya bir bağa dönüşür. Aranız düzelmezse ve seni sevmediğini çok acı bir şekilde sana gösterirse sendeki bu sevgi nefrete dönüşür. Ama içinde bir yerlerde hâlâ onun varlığı için mutlu olursun.
Ama ölüm.
İşte o bambaşka bir şey. Sen seversin ve kaybedersin. Ona olan duyguların hiçbir zaman değişmez. Hep daha fazla artar. Onun yokluğu kalbini acıtır. Hep her yerde onu arasın. Onun kokusuna, sesine, bir gülüşüne, bir bakışına hasret kalırsın. Ona ihtiyaç duyarsın ama o yok. Onun sarılmasına ihtiyaç duyarsın ama o yok. Onun bir mesajına bile ihtiyaç duyarsın ama yok.
İşte sevdiğini kaybetmenin acısı böyle bir şey....










