Parkinson hastası iskelet ve ölüler bahçesi.
İskeletin, parkinson hastası yaşlı bir adam gibi dans etmeye başladığında, omuriliğin vücudundaki onca eti artık taşıyamayacağını anlar. Tüm bedenin eskiciden alınmış fakat onarımı olmayan “işe yaramaz” bir zerzevat gibi yığılacak hissi verir. Beyninde gezinen her bir nöron ve o nörona bağlı sinapslar ve sinapsların bağlı olduğu aksonlar her ne kadar da protoplazma lifleriyle iletişim kurmaya çalışsalar dahi, çok fazla ileri gidemezler. Yaşadığın yıllar birer birer çamaşır makinesine atılan ama teki bir türlü bulunamayan kayıp çoraplar gibi yarım yamalak beyninin ucra bir çekmecesinde kalakalır. Zaman zaman anımsadığın bazı şeyler o kadar karmaşıktır ki, buluğ çağında yaptığın arabesk ve rock albümlerinin hakettiği gibi düzgünce arşivlenmeye bile vakit bulunmadığı karışık bir playlist haline gelir ve kafanın içinde olur olmadık çalmaya başlar. Eskidiğini düşünmeni sağlayan his; hevesle alınan lakin bir türlü okunmaya fırsat bulunmadığı halde kütüphaneye kaldırılmayı da haketmeyen ve bu yüzden arafta bir yerde duran tozlu bir kitap olabilme düşüncesidir. - Mezarlıkta herkes kendi ölüsünün başında durup "evinin bahçesi"ndeymiş gibi davranarak cansız bedenlere aldırmayıp, mermerlerin ve toprağın güzel görünmesi için ne yapılması gerektiği hakkında brief yapar. Bazıları mermerleri yıkar ve daha parlak hale getirir. Bazıları tek eli gökyüzüne açık şekilde dururken, diğeriyle de toprağın üzerinde çıkan yabani otları kopararak "uğraşılmış güzelliğin" bozulmasını engeller. Bazıları da "tomurcuklar açmamış, sana söyledim bunlardan almamalıydık. Neyse... Kenarlara basarak geç ve hepsini sula" diyerek yanındakine serzenişte bulunur. Umut edilen şeyin "umut edilen gibi olma"sının ne kadar önemli olduğunu vurgular. İşte o an etrafıma bakıp, iskeletimin parkinson hastası yaşlı bir adam gibi dans etmeye başladığını hissederim. O zaman belki de anneannem için artık yapabileceğim tek şeyin en sevdiği çiçek olan Sardunyaları toprağa ekmek olduğunu düşünürüm. Herkese uyum sağlamak için o ölü bahçesinde, alışmanın verdiği donuklukla ettiğim tek laf, ilerdeki mezarın üstündeki Zakkum'a bakarak, anneme dönüp "Zakkum'mu eksek biz de acaba baksana demek ki tutuyor?" olur.












