Erik
Hayatımız ve sosyal çevremizin etkileriyle de oluşan geçmiş-şimdi-gelecek’ kaygılarımızdan bahsedeceğim bugün. Çünkü neden? Çünkü şimdiyi kaçırdığını fark etmek ve sebeplerini düşünürken çıktı bu yazı da, biraz sebeplendim kendi içimdeki aksi aksi konuşan kadının sesinden. Korkular, seçimler, yapmak istediklerimizi düşünürken ve çözmeye çalışırken aklıma Erik Erikson’un “Psikososyal gelişim basamak teorisi” geldi. Kendisinden yazının ilerleyen satırlarında “Erik” diye bahsedeceğim.
Erik aslen bir sanatçı, doktor olan babasının tıp bilimine yönelme önerilerine inat resme ve sanata yönelen bir teoremci. Psikoloji eğitimi almayan ama yaptığı araştırmaları sıkça not alan, frued’çu bir eğitim almaya ve öğrencilere sanat ve diğer dersleri vermek için Viyana’ya giden, Viyana’da portre çizimleri yaptığı dönemde Anna Freud (Freud un kızı) la tanışan ve psikanaliz konusuna Anna’yla derin bir dalış yapan araştırmacı teoremci Erik; Freud un psikoanalitik gelişim kuramından etkilenip sonrasında sadece bu kadar olamaz diyerek bir de sosyal ve çevresel faktörlerle değişen- gelişen kişilik fikrinden/teorisinden bahsetmiştir. Yin Yang gibi bir denge kurmuştur, çatışma kuramından beslenmiştir diyebiliriz; Marx’a giden yolların patikalarında yürümüştür :) Bunu da şu evrelerle anlatmıştır:
Umut - Güven ya da Güvensizlik (0-1 yaş)
Özerklik ya da Utanç ve Kararsızlık (2-3 yaş)
Girişim ya da Suçluluk (3-5 yaş)
Beceri ya da Aşağılık Duygusu (6-11 yaş)
Ego kimliği ya da Rol Karmaşası (11-20 yaş)
Yakın ilişkiler ya da Soyutlanma (Genç yetişkinlik dönemi)
Üretkenlik ya da Kısırlık (Yetişkinlik dönemi)
Ego Bütünleşimi ya da Umutsuzluk (Yaşlılık dönemi)
Bu teoriyi yorumlarken Erik, herhangi bir dönemin aşılamayan çatışmaların er ya da geç aşılması gerektiğini vurgulamıştır.
ilk beş evreyi ve 8. evreyi bu yazıda atlıyoruz. 8.evreye gelince içinden çıkamazsam yine bahsederim :)
6-7. evrelerden konuşalım içimizdeki aksiye-bunalmışa-sıkılmışa biraz ses yükseltelim.
6: Yakın ilişkiler ya da soyutlanma: Bu dönem tam yaş aralığı konmuş olmasa da 20-30 diye yorumlanabilir. Yakınlık veya yalıtılmışlık. “Kimlik çatışmalarının durulduğu, karşılığında bir şeyler feda ederek, profesyonel, duygusal ve politik alanlardaki konumunu belirleme süreci” olarak tanımlanır. Yani artık reddedişten çok kabul ve her fikre olan saygı başlar. Ufkun genişlediği, bir çok şeyden bahsedebilir ve tartışabilir olduğunuz dönemler... Bir gülün açışına hayranla izlemek gibi, önceki evrelerde gül bizi ilgilendirmezken artık onu kabul edip her çiçeği sevmeye başlamak... Korku ve yetersizlikle dünyayla olan bu yakınlık bağları kurulmazsa, kişi kendini dış dünyadan izole edip soyutlanma başlayabilir der Erik. “Ego” nun sevgiyle şekillenmesi sonucunda karşı güç oluşturulabilir. Aynı zamanda iş, dostluk ve aile kavramlarının itişmekten çok güçlendiği zamanlardır. der.
Bu evrede çok sıkıntı yok. Çoğumuz ergenlikte isyan ettiğimiz bir çok şeyi içimizde çözdük sanırım. Barıştık sevdik kabulendik veya düzenledik... Çözdük değil mi? (düşünen emoji-kafası karış emoji)
Sonrası yeni bir evre olan 30-60 yaş arasıolarak tanımlanan evremiz 7. evre. Merhaba merhaba hoş geldin üretkenlik kaygılarımız, spiraller içinden çıkamama duygusu!
Erik’e göre 7: Üretkenlik ya da Kısırlık Evresi: Bu evredeki üretkenlik, geleceği kurgulamak ve onları kazanıma dönüştürmek için olgun bir çağdaki arzu olarak tanımlanıyor. Durağanlık kaygısı bu dönemde artar diyor Erik. Bu durumda mücadelenin gelişmesi bekleniyor. Üretkenlik artmazsa kısırlık ve durağanlık içine girecek olan kişinin çöküşü gerçekleşebilir diyip bizi derin buhranlara sokuyor :) Biriktirilen tecrübenin aktarım süreci ve endişesinin kafamızı kurcalamaya başlamasının sebeplerinden biri de bu, içimizdeki kıpırtıların da... İnsanlara-topluma yaratıcılık ve üretkenlik aşılama isteği kendi üretkenliğini besleme hissiyle büyümeyi beklediğinden belki de...
Erik in fikirleri ve gelişim teorisi, bulunduğumuz dönemi değerlendirirken başka bir pencere açmış oluyor bizlere.
7. evre olarak değerlendirilen dönemdeyim heyhat daha neler neler yaratmam gerek! diye kısır döngüden kendimizi çıkartma zamanı! Yolumuz uzun yolumuz belli... Geçmiş ve gelecek düşünmekten dalıp giden aklımdan bu aralar çok sıkıldığımdan, durup ana döndüm işte böylece ben de. Şimdinin içinde anda kalarak üretmek ve yaratıyor olmaktan konuşmamız gerek tekrar. “Fayda sağlama” hissiyle biraz boğuşmak belki de.
Kariyerimizin, yaptığımız işin bizi tatmin etmeme, daha farklı bir gerçekleşme oluşturma-yaratma arzu şekillenmelerine girdiğimiz bu çatışma ya da kaos ortamından fayda sağlar bir şekilde de ayrılmamız gerekiyor.. Biraz ağaç büyütmek biraz domates yetiştirmek veya ortaya bir ürün koyabilme tatmini. Soyut veya elbetteki somut bir ürün.
İstatistikler derki 30/35 ve 55 gibi yaşlar çok tehlikelidir. Bir anda değişim kararları gelişim kararlarının alındığı yaşlardır. Kariyer iş aile çevre değişimlerinin sık yaşandığı dönemler... 7. evrenin kişide yarattığı kaygılar ve bu kaygıları çözebilme kıpırtıları da diyebiliriz. 8′e huzurlu ulaşma çabaları...
Bir sıçrama, üretim veya varoluşun ortaya konması için gerekli olan kabuk değişimi... 7. evre doğurganlığı da içeren bir üretim tanımı. Dünyaya bir ürün veya çocuk getirmek, o ürünü geleceğe tüm tecrübelerimizi aktararak hazırlamak gibi de örneklendirilebilir. Ürününüz;; hayaliniz veya yaratmak istediğiniz şey olabilir. Kariyer platosu diye adlandırılan durağanlıktan sıyrılmak için de bolca yeni yöntem, yeni fikir ve gelişim için deneme üretme arzusu... Kurgulanan seçimler ve tecrübenin şekil verdiği yeni yollar, köşeler, patikalar oluşturma isteği ile “an” da kalabilme.. Her dönem ve yaşta kabullenmek yerine araştırmak; merak etmekle birlikte kendi kimliğimiz üzerinde gelişim ve yaratım... Sonrası doyuma ulaşmış 8. evre yani umutsuzluk yerine bir ego bütünleşmesi.
Bu sebeple sevgili 30′larında seyreyleyen şaşkın bizlerin fikirlerimizi sımsıkı tutup, o fikirleri bir torno etrafında işleyerek güzel bir vazo ortaya çıkartması gerekiyor. Üzerimizdeki durağanlıktan sıyrılma zamanlarımız, baharla tekrar doğma ve nefes almaya başlamak belki de...
Bu yazı biraz varoluş sıkıntısı ile sürekli geleceği planlamaya çalışan bizlere geçmiş veya gelecekte değil, anda kalıp aslında yaratmak ve üretmek gerektiğinin hatırlatması. Mücadelemizin bedenimizi ve ruhumuzu beslediğini unutmadan devam etmeliyiz yolumuza. Bu yazıyı yazmanın ruhumda oluşturduğu doyum ile daha çok öğrenecek şeyimiz olduğu fikrine tekrardan sıkı sıkıya sarılarak devam edeceğim sanırım içimdeki aksi kadının laflarını dinlemeye :)
Son bonus olarak da Erik’in yaptığı resim :
Öptüm by canım.

















