bütün olan geçen şeylere rağmen sen yine bir parça benimdin.

Game Changer & Make Some Noise
KIROKAZE
untitled

Product Placement
★
todays bird

Kiana Khansmith
PUT YOUR BEARD IN MY MOUTH
Show & Tell
hello vonnie

Love Begins
Xuebing Du
art blog(derogatory)
Aqua Utopia|海の底で記憶を紡ぐ
taylor price
Jules of Nature
Claire Keane
EXPECTATIONS
seen from United States
seen from Türkiye
seen from United States
seen from Colombia

seen from United States

seen from Israel
seen from Italy
seen from Israel

seen from United States
seen from Pakistan
seen from Colombia
seen from United States
seen from Indonesia
seen from United States

seen from United States
seen from Côte d’Ivoire
seen from United States
seen from United Kingdom
seen from Brazil

seen from Venezuela
@yurekyukum
bütün olan geçen şeylere rağmen sen yine bir parça benimdin.

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
yağmaya gecikmiş dalgın bir yağmurun buluta ettiği sitemi kimse bilmez. cevap verilmeyen, inciten bir yağmur. saçlarıma ermesi üç asır sürdü tam.
Cemal Süreya•Üvercinka
Üvercinka yasak bir aşkın şiiridir, hikayesi ise şöyledir; Cemal Süreya eşi Seniha Hanım hamile olduğu sırada kendisine “Üvercinka” adını verdiği bir genç kızla tanışır ve ona aşık olur. bu genç kızın adını hiç kimse öğrenememiş ve bu sır edebiyatımızın en gizemli şiirlerinden birinin ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Cemal Süreya eşi ile aşık olduğu genç kız arasında bir seçim yapmak zorunda kalmış ve Üvercinka ile bir ağustos ayında ayrılık kararı almıştır. geriye ağustos ayında kağıda dökülen şu dizeler kalır: “acıların adını ağustos koymalılar.” ve ardından Cemal Süreya hanım eşi Seniha Hanım’a geri dönmüştür. geride bu aşkın izleri olan dizeler kalmıştır.

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
her gün yeniden ölüyorsun ve ben her gün yeniden dokunuyorum yokluğuna, artık eşiğinden giremediğim evinin kapısına bakmayı bıraktım. evine girememek seni görememekten acı geldi. sen ölmüşsün diyorum eşikte kalmış bir çift ayakkabın ve ben senin yokluğunu bayramsız bayram sabahlarına taşıyorum.
meçhullerin meşhûru.
muhsin yazıcıoğlu | 31 aralık, 1954.
“ilk ne zaman aşık oldun?”diye soruldu neşet ertaş’a. 13 yaşımda. yozgattaydık, mahallenin kızıydı. ona bir türkü havalandırdıydım” dedi. kızın adını söyledi. sonra da pişman oldu: “yazman gurban oluyum, sevda sırrınan olur.” dedi.
bir ses daha duymaya tahammülüm yok bu aralar. senden başkasını da almıyor zaten içim ama biliyorum içimde taşırken bile seni, yanımda değilsin. hep seni kollayan, giderken ardından bakan ben oluyorum. ben yine mahzunum, ben yine mahcup. ve ben hep sana muhtacım Mehlika anlıyor musun? gözlerinle ördün gönlüme hasret ağlarını ne ben çözebildim, ne sen çözdün sırlarını olurda bir gün okursan bu şiirden sancılarımı pırıl pırıl gözlerine düşerse gözlerim, merak etme, merak etme sevgilim, sana en güzel rüyalarla gelirim. söylemiştim daha önce sağlam kaleler içerisinde değilim. çekseler gelir, itseler düşerim aslında biliyor musun? isterim ki senin gözlerinden göreyim hayatı yeşili, maviyi, gök kubbeyi ve en çokta kendimi sahi beni görüyor musun sevgili? artık yokuşları çıkamıyorum. bu dermansızlığın yaşımla yok bir ilgisi biliyorum. ne olur beni anla, damla damla tükeniyorum. seni başkalarının mısralarında okurum diye çok korkuyorum. ah benim canım, iki gözüm, olmasa da tahtın, sultanımsın.
Abdurrahim Karakoç•Mihriban
Mihriban türküsü Abdurrahim Karakoç’un kaleminden çıkmış değerli bir eserdir. Abdurrahim Karakoç bu sevilen türküyü kavuşamadığı aşkı için yazmıştır. başka bir deyişle 1960 yılında yaşadığı yürek yangınını bu şiir sayesinde dile getirmiştir, hikayesi ise şöyledir; Abdurrahim Karakoç gençlik yıllarında delice aşık olur ve bir o kadar da sevilir. niyetleri evlenmektir ama kız tarafı sürekli hayır demektedir bu işe. velhasıl bu sevdadan vazgeçilir. aradan yıllar geçer. birgün Abdurrahim Karakoç'u bir arkadaşı ziyarete gelir. ve Karakoç'a, yolda, onun eski sevgilisi ile karşılaştığını, biraz sohbet ettiklerini, ve hanımın evlenmiş olduğunu söyler. arkadaşı yanındayken hislerini pek belli etmese de, o gittikten sonra Abdurrahim Karakoç oturur ve duygularını dizelere döker. hikayeyi verdiği bir röportajda anlatan Abdurrahim Karakoç, "o aşk, masum bir aşktı. güzel bir aşktı. bırakalım öyle kalsın. ne adı Mihriban, ne saçları sarı” demişti. ve bu aşktan geriye şu dizeler kalır: sarı saçlarına deli gönlümü, bağlamışım çözülmüyor Mihriban. ayrılıktan zor belleme ölümü, görmeyince sezilmiyor Mihriban.

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
çizdiğim resmin saat kulesi ağlıyor.*
bir komutan yazmış.
siz oğlu şehit olan aileye acı haberi vermeye gittiniz mi hiç? hayır mı? dinleyin o halde; sabah daha mesaiye başlamadan yazılı bi emir düşer önünüze yukarı köyden ahmet oğlu mehmet şehit düşmüştür. yarabbim dersin, dağa çıksam üç gün aç susuz kalsam da şu haberi vermesem. ama giyersin tören üniformanı, birkaç mehmetçikle birlikte, hastaneden gelen ambulansı alırsın arkaya, düşersin yola. vatandaş da öğrenmiştir artık, önde bir askeri araç, arkada bir ambulans ile geliyorsa bir eve ateşin düştüğünü. yaklaştığın her kasaba veya köyün buz kesildiğini hissedersin. içinden geçip gittiğin her yer rahatlar. neyse varırsın köye. askerde evladı olan her haneden inceden bir sızının yükseldiğini, “aman bizim eve doğru gelmesin” diye dua edildiğini duyar gibi olursun. bütün köy donmuştur adeta. herkes büyülenmiş gibi izler seni hangi eve gidilecek diye ıstıraplı bir merak sarar ortalığı. şehidin evine doğru yaklaşmaya başladığında, bahçedeki ihtiyarın büyülenmiş gibi sana baktığını, bacaklarının titrediğini, elindeki bastondan güç alarak zar zor ayakta durmaya çalıştığını görürsün. ayakların geri geri gider. pencerelerde bir hareket başlar ve kapının önüne telaşla bir anne çıkar, bir sana, bir arkanda yere bakan mehmetçiklere, bir de ambulansa bakar. sonra atar kendini yere. oğlu daha toprak altına girmeden o ana düşer toprağa. öyle bir vurur ki yere, zelzele oluyor sanırsın. konu komşu yığılır, bin feryat bin figana karışır, dersin ki kıyamet budur. kimi ana önce sana doğru koşar, ellerine sarılır, son bir umutla yüzüne bakar, “yaralı değil mi komutan?” der; başını öne eğer, hiçbir şey diyemezsin. dizlerinin bağı çözülür, çökersin anayla birlikte yere, o ağlar sen ağlarsın. hemşire elinin titremesinden, gözünün yaşını silmekten sakinleştirici iğneyi yapamaz bile. baba. fidan gibi evlatlarını vatana feda eden o babalar sicim gibi gözyaşları dökülürken gözünden, acıya garkolmuş bir gururla, “vatan sağ olsun, vatan sağ olsun şehit babasıyım ben” dediğini duyarsın. kimi içine akıtır gözyaşlarını, kimi de donar kalır. kimi günlerce konuşamaz, kimi dua eder, kimi beddua. kimi kendi saçlarını, kimi saçlarımızı yolar, ne şapka kalır başınızda ne rütbe omuzlarınızda, söker atar. asıl büyük kıyamet bir iki gün sonra kopar. gerçekle yüzleşme günüdür. bu sefer cenazeyle birlikte varırsın köye tören mören hak getire. köylü alır şehidini omuzlarına, yer yerinden oynar, ne protokol kalır ne düzen. kimi “evladımı en son haliyle hatırlamak istiyorum” der, görmek istemez naaşını kimi de illede “göreceğim” der, gösteremezsin ki; ya yüzü yoktur ya bacağı. yanımızdaki bi üsteğmen yada yüzbaşı elinde daha önce de okuduğu, sadece isim hanesi değiştirilmiş standart metni okur, “kanı yerde kalmayacak” diyerek, bitirir konuşmayı. tabuta sarılı analar, babalar, bacılar, gardaşlar duymaz bile bunu, duysa da inanmaz. sonuç olarak; orada bir mezar, bir bayrak, bir ana, bir de baba kalır.
bak, yaralar içindeyim bağrımdan boğazıma. gayrı ne ben benim, ne ev benim evim.
adam önce kitapları topladı. kadın kapısı kapalı ağlıyordu. çocuk merdivenlerde zaman dursa istiyordu. bir ayrılığın üç dalıydılar. birikmiş ne varsa atma zamanıydı şimdi. çocuk merdivenlerin basamaklarını saydı. saçlarını çözdü bir daha ördü. kadın kapı kolunu tutmak, kapıyı açmak, adamın yanına gitmek istedi. adam resimleri ayırdı. bir ayakkabı kutusuna koydu. çocuk kapı ziline baktı. kadın duvardaki saate, adam açık olan pencereye. bir ayrılığın üç kahramanıydılar. zaman durmuyor, adam kalmıyor, kadın engel olmuyordu. zaman duramıyor, adam kalamıyor, kadın engel olamıyordu. çocuk boynundaki ipli anahtarla kapıyı açtı. çizgili defterinin arasından kuruttuğu gelincik çiçeğini aldı. kadın balkon kapısını açtı, rüzgar perdeleri uçurdu. adam açık pencereyi kapattı, masanın örtüsünü düzeltti. bir ayrılığın üç adımıydılar. adam gitti, kadın kaldı, çocuk büyüdü. şimdi gelincik bir ayakkabı kutusunda siyah beyaz resimlerle birlikte. ayakkabı kutusunun anısı çocuğun kilitli kalbinde. bir ayrılığın üç resmiydiler; adam, kadın ve çocuk. perdeler, kapı kolu ve merdiven bir ayrılığın üç şahidiydiler.
Yavuz Bülent Bakiler•Cebeci İstasyonu
henüz üniversite birinci sınıftayken fakültede birlikte bazı faaliyetlere katıldığı bir arkadaş grubu vardır şairimizin. bir cuma vakti namaza gitmek için hazırlanır fakat gruptan birlikte gideceği arkadaşını bulamaz. belki orada bulurum diye kütüphaneye gider fakat orada yoktur. gruptan bir kız arkadaşı olan Fatma hanımı kitaplar önünde ders çalışırken görünce ona sorar ve “görürsen benim gittiğimi söyle o anlar.” der. çıkmak üzereyken Fatma hanım biraz beklemesini ister, söyleyecekleri vardır. dışarı çıkarlar, Fatma hanım şiirlerini okumasını ister. ölümden, hayatın çekilmez oluşundan bahseden çok karamsar şiirlerdir bunlar. Bülent bey böyle şiirler okumamasını tavsiye eder kendine. Fatma hanım böyle şiirleri sevdiğini söyleyince aralarında şöyle bir konuşma geçer; “yoksa sen aşık mısın kız?”, “evet”, “kim bu”, “söylemem.”, “haberi var mı bu kişinin?”, “hayır, haberi yok.”, “peki bu kaba saba bir insan mı, senin bu duygularına ilgi göstermeyecek bir kimse mi?”, “hayır aksine çok hassas.”, “bizim gruptan mı?”, “bizim grupta.”, “ben şimdi onu buldum ama sorularıma doğru cevap vermen şartıyla.” bunun üzerine gruptaki arkadaşlarını tek tek sorar ve hiçbiri değildir. “ya hu Fatma neredeyse ben miyim diye sorasım geliyor. benden başka kimse kalmadı bizim grupta.”, “niye sormuyorsun?”, “ben miyim?”, “sensin.” Fatma hanım hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlar. yüreğini açar, intihar etmek isteyecek kadar çok sevdiğini anlatır. Bakiler, kendisinin buna değecek bir adam olmadığını, herkes gibi alelade bir insan olduğunu ve bunun çok yanlış bir düşünce olduğunu söyleyerek nasihatte bulunur. on beş gün sonra Fatma hanımı bir pastaneye götürür ve şu cümleleri kurar; “bak, sen çok iyi bir kızsın. aileni tanıdım. ailen de çok asil bir aile. ve senin maksadın benimle evlenmek, bunu da çok iyi biliyorum. ama ben seninle evlenecek durumda değilim. sana karşı ileride mahçup olmak istemiyorum. gel bu evlenme meselesini, gel bu aşk işini çıkar aradan, iki kardeş gibi okuyalım. hatta fakülteyi bitirdikten sonra seninle müştereken yazıhane açalım.” Fatma hanım bu sözler üzerine çok üzülüp çok ağlamış tabi. “ben artık bu fakültede okuyamam.” diyerek fakülteyi terk etmiş. sömestr tatilinde Fatma hanımın isteği üzerine Yavuz Bülent Bakiler onu Cebeci İstasyonu’ndan uğurlar. olanlardan kendisini suçlu hisseden ve onun üzüntüsünü duyan şairimizin gönlünden işte bu hikayesi uzun, buruk dizeler dökülür: cebeci istasyonunda bir akşam üstü, kimse bilmiyordu bizi. incecikten bir yağmur yağıyordu yollara, yeni baştan yazıyorduk kaderimizi.

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
dünyayla aramızda uzun boylu bir ağrı var.
seni kırk kez sordular. bilmiyorum dedim, biliyordum. sana kırk yerde yıkanmadım, kirli değilim dedim. kirliydim. kırk uykuyu uyumadım sana. siz uyuyun dedim. uyudular.