Bence insanlar 2000’ler estetiğini fazlasıyla “yumuşak, rüya gibi, kaygısız” bir dönemmiş gibi anlatıyor. Düşük bel kotlar, parıltılı dudak parlatıcıları, kapaklı telefonlar, flaşlı bulanık fotoğraflar… evet eğlenceliydi ama hiç rahatsız edici tarafı yok muydu?
Bence bu o kadar basit değil.
2000’lerin başı sadece bir estetik değil, aynı zamanda kaotik, aşırı göz önünde ve biraz da rahatsız edici bir dönemdi. Rahatsız edici derken kastettiğim şey günümüz dünyasına göre daha ham, daha filtresiz ve daha sert olan gerçeklik.
O zamanlar zayıflık aşırı idealize ediliyordu, bedenler sürekli kıyaslanıyordu ve bu durum bugün konuştuğumuz bazı baskıların temelini oluşturuyordu.
“nostalji” diyoruz ama bazen bence bu çoğu kişi için sadece seçilmiş hafıza. Güzel parçaları alıp Pinterest panosu yapıyoruz, ama işin garip ve ağır taraflarını unutuyoruz.
Asıl sorun da burada başlıyor zaten.
Çünkü şimdi o dönemi bir trend olarak yeniden yaratıyoruz. Tarih olarak değil, bağlam olarak değil, sadece “vibe” olarak. Bundan dolayı o zamanın acımasız gerçekliğinden farkına varmadan kaçıyoruz.
Bazı insanlar bunun zararsız bir estetik olduğunu söylüyor. Bazıları ise aslında o kadar da “soft” olmayan bir dönemi süsleyip romantize ettiğimizi düşünüyor.
Ben nerede duruyorum bilmiyorum.
Sadece şunu ilginç buluyorum: Bir dönemi tamamen bir “hissiyat”a indirgediğimizde, bütün ağırlığını silip sonra onu özleyebiliyoruz.
Yine de dürüst olmak gerekirse 2000'lerde yaşamayı günümüze tercih eder miydim... büyük ihtimalle evet.











