''Timur'un kendini ifade etme biçimi bu,'' derken gözlerini benden nasıl kaçırdığını izliyorum. Kafamı sallıyorum usul usul. Birilerinin onayından doğan telkinlere cevap niteliğinde gülüyorum içimden. İnsan doğasına bencilce aykırı olan tüm düşüşleri ve düşünceleri kendi kendimde ölçerken utanç duyuyorum nefret edemediğim için. ''Daha basit düşünmeni istiyorum,'' diyor bir ses. ''Okyanuslar ile alıp veremediğin ne?'' Bitmek bilmeyen soruların arkasındaki girdapları aradığımı fark etmeleri ölümden önce mi yoksa sonra mı olacak diye geçiriyorum halatları. Yüzeysel olan hiçbir şeyin ilgimi çekmiyor olması beni betonlardan uzaklaştırıyor. Ve bu duvarların arkasında gizlenen geçmişleri ya da acıları mı yok etmek istiyorum derinliklerinde? Bir soru başka bir karmayı doğuruyor ve ağlıyor bebekler. Okyanuslar ile alıp veremediğim ne? Sessizliğin sınavı diyorum ve kimse bunu algılamak istemiyor. Gecenin üçünde yeni bir günah avlıyorum. Yepyeni bir beden, kirlenmiş düşüncelerin arkasında gizleniyor. Hangisi sensin? ''Daha basit düşünmeni istiyorum,'' diyor. ''Okyanuslar ile alıp veremediğin ne?'' Bir düşünce yeni bir hayali doğuruyor ve salgınlara kurban gitmek istiyor sevgi. Tutacağım ruhundan ve kurtaracağım kendimce yüreğini fakat geçmişin sarkacak toprağa. Kendinden kurtulmak istiyor yüzleşmeden önce, aynanın karşısında pürüssüz bir şekilde durmak ve gülümsemek istiyor dışından. Merdivenleri sayacakken belindeki yaraları ve yanıkları hissediyorum boğazımda. ''Seni bu kadar ne üzdü?'' diye soramıyorum bile. Benden kaçmak istiyor, kovalayacağımı bildiğinden. Hiç yazılmamış ve çaresi olmayan bir dua... İlik ilik işliyorum gözlerimdeki anlamsızlığın derinliğini. Nefes nefese kalmadan önce bir musiki yaratmak istiyor dilime doğru. Işıkları kapatmadan önce beline son kez bakıyorum. Boğazıma sarılıyor ve fısıldıyor kulağıma ''Okyanuslar ile alıp veremediğin ne?''
















