Küçük bir odadan başlıyorsun önce, pencereleri farketmeyecek kadar kısa bir boyun var. Dünyan , odan..Sen dünya sanıyorsun orayı yani. İç huzurun had safhada, odayı ezberine aldın çoktan, cin gibi derler ya öylesin ama bir o kadar saf görünüyorsun. Seviliyorsun, seviyormuş gibi yapıyorsun. Bir yandan aynı şimdi ki gibi uzaktan bakıyorsun kendine, hep tanrı sandın ya kendini , saklarcasına insanlıktan kıvancını içinde yaşadın bunu. Boyun uzadıkça farkettin, pencerelerin ardındaki gözlerdeki ışıltılardan anladın herkesin kendini tanrı sanışını. Pencereler, önce gardını aldığın hani. Pencereleri ilk gördüğünde ardına bakmaktan çok ne göründüğünü umursadın. Güçlüydün, sen daha tanrıydın onlardan. Geceleri görünmediğinde, çalıştın. Onları kandırmak için..Çünkü farkettiğin bişey vardı, hepsi senin kadar aptaldı. Aptallığını iyi tanıdığından aptalları yenerim diye yalanlarla inşa ettin portreni. Bu yüzden çok etkilenmiş olmalısın Dorian Gray’den. Yalnız hissetmemiştin ya o zaman.Bir gün çirkinleşeceğini ilk o zaman farkettin zira. Bir gün bu olmayacaktın pencereleri kırıp dışarıya atacaktın korunaklı bedenini. Kirlenecek, yaralanacak ve eskiyecektin. İnatla sürdürdün ama yine de “Tanrı benim! Tanrı benim!”. Az kaldı inanacaktın dışarıya çıkarmasaydın o lanet kalın kafanı. Yürürken rüzgarın tam ortasında içinden sayıkladın hala “ Tanrıya benzerim!”. Tanrının güçsüzlüğünü anladığında bütün bir çabanın, sakladıklarının bir hiç için olduğunu gördüğünde oturup kaldın o koştuğun yerde. Rüzgar geçti, yağmur geldi, kar geldi, oturdun ve bekledin sen öylece. Tanrı değilsen neydin şimdi sen, sandığın aptallardan daha aptal oluşunu farkedişindeki acı, işte yenilgi. O zamandan bu yana kabul edemediğin yenilgi.
Hayatımı küçük odada küçük sembollerle daha kolay idare ediyordum. Daha kolaydı noktaları birleştirmek, şimdi anlatacaklarım daha kolaydı mesela. Anlatabilirdim yani. Şimdi söyleyemiyorum iki kelime çıkacak olsa ağırlığından boğazıma takılıyor. Gülüyorum , hep gülüyorum ama. Ağlayamıyorum çünkü filmin en acıklı sahnesinde hiçbişey hissetmiyorum, kendi duygusuzluğumdan buz gibi oluyorum. Zorluyorum ağlayayım diye kendimi, dışarıda eskirken kabuk tutmuşum bir yandan. Dokununca yumuşacık olan tenimi istiyorum. Şimdi içime büyüyorum. Tekrar, dokunmayı öğreniyorum.