seen from Germany

seen from Denmark
seen from Singapore

seen from China

seen from Russia
seen from France
seen from United States
seen from United Arab Emirates

seen from Australia
seen from United States

seen from Singapore
seen from China
seen from China
seen from China
seen from United States
seen from China
seen from Singapore
seen from Yemen
seen from Germany
seen from China

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Bediüzzaman'ın şeytanı neden kuvvetlidir?
Herkesin bir şeytanı var. Aleyhissalatuvesselam Efendimiz "Şeytanım bana teslim oldu!" buyurduğunun evvelinde bu sırrı fâşediyor: "Allah sizden herbiri için bir cinni arkadaş kılmıştır." Başka bir hadis-i şerifteyse şöyle buyuruyor: "Sizden hiçkimse yoktur ki, ona, biri şeytandan diğeri melekten olmak üzere, yanından ayrılmayan iki 'karin' tevkil edilmemiş olsun!" Yani dolayısıyla demektir: Herbirimizin şeytanı bir diğerinden başkadır. Hatta bundan bir adım ilerisi: Herbirimizin şeytanı bizdeki donelerden, öğelerden, eğilimlerden beslenir. Veya zaaflarımızla güçlenir. Veyahut güçlerimizle zayıflar. Kişiye özel performans sergiler.
Bu 'kişiye özel performans' nedeniyledir ki, ulemamız, kendileri muharref İncil, Tevrat veya Zebur üzerine çalışsalar da, avama bunları okumayı yasak etmişlerdir. (Hüseyin-i Cisrî Hazretlerinin Risale-i Hamidiyesi buna pek güzel bir misaldir. Bediüzzaman Hazretleri o eser hakkında der ki: "Tevrat, İncil, Zebur gibi kütüb-ü mukaddeseden, pekçok tahrifata maruz oldukları halde, şu zamanda dahi, Hüseyin-i Cisrî gibi bir muhakkik, nübüvvet-i Ahmediyeye dair yüzondört işarî beşaretleri çıkarıp Risale-i Hamidiye'de göstermiştir.") Çünkü karşı koyma yeterliliği olmayan avamın zihninde bu bilgi bir imtihana dönüşebilir. Şeytanı, dünyasına aldığı bu okumalar ile, kişiye fena oyunlar edebilir. Onu çıkamadığı vartalara sürükleyebilir.
Yine ulemamız, kendileri felsefeyle meşgul olsalar dahi, avamın felsefeyle meşguliyetine sıcak bakmamışlardır. (Bu konuda da İmam Gazalî rahimehullah önemli bir misaldir. Mekâsıdu'l-Felasife'yi yazabilecek kadar o ilme sahip olan Hazret-i İmam, daha sonra Tehâfütü'l-Felasifeyi yazarak, kendisinden sonraki mü'minleri arızalarından korumaya çalışmıştır.) Çünkü felsefeyle meşgul olan avamın oradan bulaşacak şüphelere karşı koyabilecek dirayeti bulunmayabilir. Ve dünyasına aldığı bu bilgi türü imtihanını çetrefilleştirebilir. Nitekim, daha önceleri imanlı iken, felsefeyle yoğun meşguliyetten dolayı sonraları dalalete sapanların sayısı bugün de az değildir.
Hasılı: Kişiye özel şeytanımız bizim kişiliğimize kattığımız kem donelerle silahlanır. Veya hayatımıza kattığımız kem öğelerle güçlenir. Veyahut zaman ayırdığımız kem eğilimlerle serpilir. Aynı şey nefsimiz için de geçerlidir. Kötü arkadaş ortamına rağmen takvalı yaşayacağını iddia eden birisine ancak gülünür. Çünkü, şeytanı, bir süre sonra ortamının günaha yatkınlığını kendisine karşı kullanacaktır. Herbirimizin şeytanı bizdeki malzemelerle bize karşı mücadele eder. Bilmediğimiz şeyde imtihanımız yoktur. Dünyamıza aldığımız şeyle ilgili imtihanımız başlar. Tıpkı, ortaokula kadar evrime dair hiçbir endişesi olmayan ben gibi birisinin, mevzuyla ilgili bir kitabı karıştırınca şüphe sahibi olması gibi. (Elhamdülillah. Ben tersi yöndeki okumalarımla şüphemi giderdim. Fakat herkes bu kadar bahtiyar olmayabilir.)
O yüzden dünyamıza aldığımız şeylere dikkat etmekte fayda var. Zira aldığımız anda onun müsbet/menfi imkan oluşturacağını açıktır. Eğer seviyemize uygun dinî bilgilerle mücehhez bir eser okuduysak, ne mutlu, meleğimize yardım etmişizdir. O bu malzemeyi bizim iyiliğimiz için kullanır. Cevaplar üretir. Şevke dönüştürür. Nasihat eder. Ancak kem bilgilerin dünyamıza dahil oluşuyla da şeytanımızı daha güçlü kılarız. Eğer onlara cevap üretebilecek seviyeye ulaşmamışsak bu 'enformasyon bombası'nın bize ancak zararı dokunur. Ben, mürşidimin, insanları Risale-i Nur'la düzenli meşguliyete sevketmesini böyle de anlarım. Çünkü Risale-i Nur'da varolan bilgi şeytana malzeme üretmeyen bir bilgidir. Güvenlidir. Meleklerimizin elindeyse 'tamirci bir atom bombası'na dönüşür inşaallah.
"Âlim-i mürşid koyun olmalı, kuş olmamalı. Koyun kuzusuna süt, kuş yavrusuna kay verir!" diyen mürşidim, başka bir yerde de, "Mâdem haddimden çok ziyade hüsn-ü zannınızla bana ulûm-u imaniye ve hizmet-i Kur'âniyede bir üstadlık vermişsiniz. Ben de herbirinize derecesine nisbeten eski zaman üstadlarının icazet almaya lâyık olan talebelerine icazet-i ilmiyeyi verdikleri misilli icazet veriyorum!" der. Normalde ancak 'beraber bir kitabı bitirmekle verilen' icazeti Bediüzzaman Hazretlerinin böyle bağışlaması, Allahu a'lem, metinlerinin tehlikesiz oluşundandır. Nurlar mürşidinden ders alınmadan da bir nebze anlaşılabilir. Çünkü o, Kur'an'dan, sünnetten ve muktesebatından aldığını iyi sindirmiş ve 'süt yaparak' talebelerine sunmuştur. Sütten ancak meleklere malzeme çıkar. Şeytana çıkmaz.
Bir de şu hususa dokunarak yazıyı sonlandırmak istiyorum: Bediüzzaman Hazretleri Mesnevî-i Nuriye'nin bir yerinde "Sizin nefis ve şeytanlarınız benim nefis ve şeytanımdan daha âsi, daha tâği, daha şakî değiller..." diyor. Bazılarımız da bunu tevazu olarak anlıyor. Aslında tevazu değildir. Çünkü, yukarıda zikrettiğimiz gibi, herkesin şeytanı ve nefsi ondaki doneler miktarınca kuvvetlenir. Hiçbir soruyla/şüpheyle karşılaşmamış safî kalpli bir Mehmed amcanın imtihanı, üniversitenin felsefe bölümünde dirsek çürüten Mehmed kardeşle aynı olmaz. Zira ikincisi 'şeytanını sevindirecek' birçok argümanla karşılaşmıştır. Uçurumun kenarındadır. Bediüzzaman Hazretleri de bazı metinlerinde 'felsefeyle yaralı olduğunu' anar.
"Kırk elli sene evvel, Eski Said, ziyade ulûm-u akliye ve felsefiyede hareket ettiği için, hakikatü'l-hakaike karşı ehl-i tarikat ve ehl-i hakikat gibi bir meslek aradı. Ekser ehl-i tarikat gibi yalnız kalben harekete kanaat edemedi. Çünkü, aklı, fikri hikmet-i felsefiye ile bir derece yaralıydı, tedavi lazımdı..." Bu yaralılık esasında 'şüpheleri öğrenmek' noktasındadır.
Bediüzzaman Hazretleri gençliğinde düşkün olduğu çok yönlü okumalar nedeniyle birçok yaraya da sahip kılınmıştır. Ve bu yaralara karşı devalar üretirken bizi de, elhamdülillah, şifalandırmıştır. Yani, Cenab-ı Şafî, onun yaralarını bizim yaralarımızın devasına vesile kılmıştır. O nedenle şeytanının veya nefsinin gücünden bahsettiğinde, bizim hiç vermediğimiz-veremeyeceğimiz kadar eline done verilmiş, garip-sarsıcı zamanlarda yaşamış, hareketli bir ruh olarak bunları söyler. Hülasa: Hakikaten şeytanı gayet kuvvetlidir. Sözünde mübalağa yoktur. Hatta, onun, şeytanını ilzam ederken ürettiği malzemeden cümlemizin şeytanlarının devreleri yanmıştır. O devalar sayısınca ruhuna rahmetler olsun. Âmin.
Ne zaman aklına bir müslüman kardeşin hakkında kötü bir düşünce gelirse, ona dua et. Çünkü şeytan bundan rahatsız olur ve senin dua ile iştigal etmen korkusundan dolayı, aklına kötü düşünce getirmez.
[İbn-i Kudame]
"Ona büyük nazarıyla baksan büyür, küçük baksan küçülür. Tanımazsan gelir, tanısan gider."
Ehl-i İrfan'dan bir nasihat;
Şeytan seni gelecek kaygısı ve gelecekte başına geleceklerle korkutmaya geldiği zaman, onu Allah'a olan hüsnü zan ile darmadağın et.
Ve kendine şunu söyle;
"Geçmişte bana ikram eden, gelecekte de bana ikram edecektir."

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
"Medrese, gerisi vesvese."
Mahmud Efendi Hazretleri (kuddise sırrıhû)
Yine çok fazla konuşma, ve kendini anlatmaktan doğan haysiyetsiz vesvese. Adamsan defolup gidersin yüreğimden.
Vesveseye Karşı Önlem
"Şüphesiz, muttaki olanlara, şeytandan bir vesvese geldiğinde, (Allah'ı hatırlayıp, geleni) iyice düşünürler ve onun (rahmani mi, şeytani mi olduğunu) hemen anlayıverirler."( A'raf, 7/20I)
Yüce Rabbimiz, kalblerin cilasının takva, gıdasının zikir olduğunu bildiriyor. Kalp, zikrin nuru ile hayrı-şerri biribirinden ayırdedebilir. Hiç şüphesiz gerçek zikre edeb ve takva ile geçilebilir; kul takva sayesinde zikirde muvaffak olur. Allah korkusu ile elde edilen edeb ve güzel ahlak, insana iman selametini ve ahiret saadetini temin eder.
Vesvese, boş bir yaygaraya benzer. Mü'min her duyduğuna inanamaz; her sese yönelemez. Hele duyduklarını değerlendirmeden katiyyen amel edemez. Onların doğruluğunu ilim ve insafla ölçer; değerlendirir. Sonuçta dinin usul ve edeblerine uymuyorsa kaldırır atar. Kalbe gelen düşünceler, dinin helal ve haramını bildiren hükümler ile değerlendirilir; onlar helal ise haktandır, alınır. Haram ise, şeytandandır, kaçılır. Şu halde, insan ve cin şeytanlarjndan gelen fısıltı, fikir ve davetleri tanımak için herkese farz olan temel ilimleri bilmek gerekir. Cahil insan, şeytanın maskarası olur. Helali haramı biribirine karıştırır; hurafeye din diye sarılır. Her türlü cereyana kapılır; şeytanlar da onu istediği gibi kullanır. Bu, halden Allahu Teala'ya sığınırız.
Şeytandan gelen vesveselere karşı nasıl daranacağı-mızı Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz şöyle öğretmiştir:
"Şeytan sizden birisine gelir ve: "Yeri kim yarattı, göğü kim yarattı, şunu kim yarattı, bunu kim yarattı?" diye sorar. Kul da hepsine: "Allah yarattı" diye cevap verir. Sonunda: "Peki, Allah'ı kim yarattı?" diye kalbe bir soru atar. İçinde böyle bir soru bulan kimse, onun şeytandan olduğunu bilsin, hemen soruya son versin, Eûzu besmele çekip Allah'a sığınsın ve: Ben Allah'a ve O'nun peygamberlerine iman ettim desin."( Konu ile ilgili hadisler için bkz:Buhari, Bedü'l-Halk, 11; Müslim, iman, 209-217; Ebu Davud, Sünnet, 18.)
Eğer benzeri soruları insan şeytanları sorarsa yine aynı şekilde davranmalı ve onlara karşı: "Allah birdir, O hiçkim-seye muhtaç değildir, doğurmamış, doğurulmamıştır, hiçbir şey Ona denk değildir." manasındaki "ihlas" suresini okumalıdır.( ilgili hadis için bkz:Ebu Davud, Sünnet, 18 (No:4722).)
Şeytanın vesvese yolu ve şekli çoktur. Kendisi mü'mi-nin kalbini çelemez ise, insanlar içinden seçtiği şeytan tipliler ile bunu başarmak ve kalbi karıştırmak ister. Bunun için yemin etmiştir ve bunu gerçekleştirmek için Allah'dan mühlet almıştır. Şeytan mü'minlerin azılı bir düşmanıdır. O bize saldırdıkça biz de Yüce Rabbimize kaçmalı, zikredip O'na yalvarmalıyız. "Felak" ve "Nas" sûreleri bize bunu öğretiyor. Allahu Teala, "Nâs" suresinde şeytanı "hannas" olarak tanıtmıştır. Hannas, kalbi boş bulunca ona saldıran, kalb zikre geçince de hemen sinip kaçan demektir. Hz. Rasulullah (s.a.v) Efendimiz, şeytanın bu halini şöyle anlatmıştır:
"Şeytan, vesvese vermek için insanın kalbine hortumunu uzatır; eğer o Allah'ı zikrederse hemen sinip kaçar. Allah'ı zikretmeyi unutursa kalbi iyice sarıp bir lokma gibi yutar. İşte bundan sonra vesvese vermeye başlar."( Ebu Ya'la, Müsned, VII, No:4301; ibnu Kesir, Tefsir, VIII, Nas suresi tefsiri. Benzer bir haber için bkz: Hakim, Müstedrek, II, 541.)
"Şeytan onlara galebe çalmış ve onlara Allah'ın zikrini unutturmuştur."( Mücadele, 58/19) ayeti, zikirden gafil olanların, şeytanın tuzağına düşeceğini belirtiyor.
Allahu Teala, insanın azılı düşmanı olan şeytanın şu itiraflarını bize bildirmiştir: "Yemin ederim ki, onları sapıtmak için senin dosdoğru yolun üzerine oturacağım. Sonra muhakkak ki; onların önlerinden, arkalarından... geleceğim onları sapıtacağım"( A'raf, 7/16-17)
Rasulullah (s.a.v) Efendimiz, imana ve hayırlara koşanların yolunu şeytanın nasıl kestiğini şöyle belirtmiştir:
"Şüphesiz şeytan, insanoğlunu hak yoldan ve hayırlardan saptırmak için onun yollarında oturur. Önce islam yolunun üzerinde oturur ve ona: "Sen dinini ve babalarının dinini terkedip müslüman mı oluyorsun? sakın İslam'a girme!" der. Müslüman olacak kimse, şeytana isyan ederek islam'a girer. Sonra onun hicret yolunda karşısına çıkar ve kendisine: "Yerini yurdunu terkedip hicret mi ediyorsun?" der. O da şeytanı dinlemiyerek hicret eder. Sonra, cihada giderken yine yoluna çıkar ve: "Cihada mı gidiyorsun; o, bir meşakkat ve malın zayi olması demektir. Hem savaşacaksın, hem öldürülebilirsin; hanımını başkası nikahlar, malını paylaşırlar, vazgeç bu işten" der. O da şeytanı dinlemeyerek cihada gider. Kim şeytana karşı bu şekilde davranır ve o halde ölürse, Allahu Teala'ya, onu cennete koyması hak olur."( Nesai, Cihad, 19; Ahmed, Müsned, III, 483)
Ölene kadar yakamızı bırakmayacak bu sinsi düşmandan korunmak için devamlı Yüce Mevlanın yardımını istemeliyiz. Onu aklımızla değil, ancak İlahi destek, aşk ve zikirle defedebiliriz. Rasululah (s.a.v) Efendimiz'in şu beyanları bunu gösteriyor:
"Sizden her birinizin bir şeytanı vardır." Bunun üzerine Ashab-ı Kiram:
"Sizin de şeytanınız var mıdır? Ya Rasulullah?" diye sorunca, Allah Rasulu (s.a.v):
"Evet, benim de şeytanım var. Ancak, Allah ona karşı bana yardım etti ve teslim olup emrime girdi." buyurdu.( Ahmed, Müsned, l, 375)
Demek ki şeytan tek başımıza yenilecek bir düşman değildir.
| Dilaver Selvi - Ehli Sünnet İnancı