Haydarpaşa-Tahran Transasya Ekspresi
Transasya Ekspresi. Haydarpaşa–Tahran arası sefer yapan, devamında ise Pakistan'a kadar ulaşabileceğiniz uzun bir hattın başlangıç noktasındayım. Haydarpaşa'da. İlk defa hem şehirlerarası hem de ülkeler arası tren yolculuğu yapacağım.
27 Eylül 2010, saat 23.55'te hareket eden trenden merhaba. Altı yolcu, bir restoran ve bir yük vagonlu; lokomotifiyle birlikte 9 sıradan oluşan dev bir araçla yolumuza devam ediyoruz. 355 kişiyle birlikte hem de:)
Uzun İnce Bir Yoldayım
Trenden bahsedeyim öncelikle. Kompartımanımızın dizaynını sevdim. Kullanışlı ve estetik yoksunu değil. Daha sonradan öğrendim ki yeniymişler TVS2000 modelli vagonlar çift amasörlüymüş falan:) 4'er kişilik yataklı kompartımanda kalıyorum. Vagonda iki adet 6 kişilik kompartıman da varmış. Genel olarak camı kapattığınızda tren gürültüsü de gelmiyor. Hoş gelse de rahatsız etmiyor. Sallaya sallaya gidiyor tren, beşik gibi:)
Altı vagonlu trenin ortasına restoran vagonu eklenmiş. En sonda da ilave yük vagonu var. Benimse 2 valizim olduğundan tüm eşyalarım yanımda.
Yataklar yaylı, size ait yastık ve kılıfı, pike ya da (kışın battaniye) de veriyorlar. Sordum, tek kullanımlık değillermiş ama çok sık yenileniyormuş. Kompartımanda piriz de var, ama elektrikler yok. Görevlilere sorduğumda yolcuların su ısıtıcılarını kullandıklarından şikayetçiler, trafoyu patlatma riski oluşuyormuş.
Kompartımandaşlarım:) ise İsveçli bir çift! İran’a tatile gidiyorlar. İsveç’te çiftçilik yapıyormuş adam! Karım da çok güçlüdür bana yardım eder deyip karısının pazularının olduğunu söylüyor:) İsveçli çift Türkiye'yi sevdiklerini oğulları olmasa burada yaşayabileceklerini söylüyor. Neden diyorum? "Keyiflisiniz ve çok ucuza yaşayabiliyorsunuz. Bizim orası hem sıkıcı hem de pahalı." diyor.
Vagonların En Eğlencelisi: Restoranlar
Yolculuğa başladığımız gece restorana hiçkimse gelmiyor. Komi "İranlılar eğlenmeye geliyor Türkiye'ye, şimdi dinlenme zamanı yarın gör buraları" diyor:)
2. Gün. Restorandayız. Yanımda İranlı bir mühendis! Tahran’ın ne kadar sıkıcı ve yaşanmaz olduğundan bahsediyor. Karşımda oturan ise John. İngiltere’de Yoga öğretmeniymiş. Budistmiş. İran üzerinden Hindistan’a gidecekmiş. İran’ı çok sevdiğini ve her yıl 1-2 kere geldiğini söylüyor. Taa İngiltere’den Hindistan’a trenle yolculuk ediyormuş. Öğünlerini incir, hurma, şeftali, peksimet ile geçirdiğini gördüm. Nefsini terbiye ediyor sanırım:)
Konu restorandan açılmışken fiyat bilgisini de vereyim. Çünkü 2 gün sürecek yolcuğunuzda gitmeden edemeyeceğiniz tek yer:) Türkiye'nin trenleri için söyleyeyim, yemekler temiz, fiyatlar normal. Trende içki servisi de yapılıyor. Tatvan’a yaklaşırken bira servisi hızlanıyormuş mesela. Kendilerince espri de yapıyorlar. “Eğer çok sık içiliyorsa Tatvan’a yaklaşmışız demektir” diye…
5 Dil Tek Masa
Van Gölü üzerinde Feribottayız. Şansımıza masalı bir yer geliyor! Oturuyoruz. İsveçli çiftle beraberiz. Karşımızdaki aile ile tanışıyoruz.
Yeni tanıştığımız ailede baba Azeri, Türkçe konuşmaya çalışıyorum ama çok da anlayamıyorum. Aile aralarında Farsça konuşurken, İsveçli çift birbirleriyle İsveççe, bazen de biz Türkçe-Azerice konuşuyoruz. Ortak dilse İngilizce. Yani 5 dil, tek masa.
Feribotla gece yolculuğu 6 saat sürüyor. Van’a ulaştığımızda İran trenine geçiyoruz. Beni kompartıman arkadaşım İsveçlilerle birlikte aynı yere veriyorlar. Yabancı olduğumuzdan yapmışlar bunu, yoksa kadın-erkek ayrı ayrı:)
Ve İran trenine geçtik. Restoran orada da var. Ama biraz daha kasvetli. Döküm perdeler, eski moda dizayn ve düşemeler var.
İran treninde su ücretsiz. Tanıştığım Azeri bir arkadaşım şaşırdığımı görünce "Suya da para mı verilirmiş, o sadece Türkiye'de var" dedi:) Çay da ücretsiz. Hatta her vagonun mutfağı ve bir görevlisi bile var. Yemek yada içeceğini kompartımanına isteyebiliyorsun. Ki yemeğimiz “Cüce Kebap”ı kompartımanımızda yedik:)
Tebriz'e geldiğimizde, yük vagonu açıldı. Valizler kontrollü olarak verilmeye başlandı. Ayrıntılı olmasa da bütün valizler kontrol ediliyordu. Enteresandır benim valizimi kontrol etmediler. Sonradan öğrendim ki haricilere yani biz yabancılara yapılan bir uygulamaymış. Hatta satış amacı ile değil ama şahsıma ait diyerek alkol bile getirebiliyormuşsun. Ama İran vatandaşlarına alkol kesinlikle yasak. Hatta gayrimüslimlerin evlerinin mahzenlerinde şarap imal etmesine izin bile veriliyormuş. Sadece kendilerine yetecek kadar.
Ve 75 saatlik :) yolculuğumun ardından, (üstteki fotoğraftan da görüleceği üzere) Kazin'e ulaştım. İran’da her tabela tıpkı bu şekilde. Yani çift dilli. Fars alfabesi ile Farsça, latin alfabesi ile Farsça ve İngilizce. Güzel değil mi:)
Yolculuk bitti. 2-3 saat istasyonda bekledikten sonra taksi ile üniversitemin yolunu tuttum. İran'a gelinir de "hoş geldin" karşılaması olmaz mı? Sonradan öğrendim ki yaklaşık 1 dolarlık yol için taksici benden 5 Euro almış.
Not: Geçmişte sağda solda yazdığım tüm yazılarımı burada toplamaya karar verdim. Yazılarımı, yazdığım tarihe göre blogda yerleşimlerini yapıyorum.










