This audiovisual project connects two art souls, ambient music and visual impression, abstraction and concreteness. Cowork with very talented and gifted young musician Petr.
seen from Sweden
seen from China

seen from Singapore
seen from China
seen from United Arab Emirates

seen from France
seen from Germany
seen from United States

seen from United Kingdom
seen from China

seen from Mexico

seen from Germany
seen from Switzerland

seen from Malaysia
seen from United States
seen from Italy
seen from Italy

seen from Italy

seen from Maldives

seen from France
This audiovisual project connects two art souls, ambient music and visual impression, abstraction and concreteness. Cowork with very talented and gifted young musician Petr.

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
ABD Dış Politikasının İkiyüzlülüğü
ABD Dışişleri bakanı John Kerry’nin şu ‘tiksindirici vahşet ve zulüm’ uygulayan ‘IŞID kanserine’ karşı söyledikleri konusunda, işin Türkiye ile ilgili ayağına dair, ‘Demek IŞID’ın Yaptıkları Sizi Dehşete Düşürdü?’ başlıklı yazımda değinmiştim.
Ardından Başkan Yardımcısı John Biden’in yaptıkları açıklamalar George Bush döneminin çok daha güçlü bir şekilde aşılmakta olduğunu gösteren işaretler olarak yorumlanabilir.
Son olarak ABD Başkanı Obama’nın yeni stratejisiyle ‘beyaz adam’ kendini ‘aklama ve arındırma’ sürecinde bir adım daha atma çabasında olduğunu göstermektedir.
Bu meselenin Amerika ayağına, Amerikan sömürgeciliğinin temellerinde varolan ‘tiksindirici vahşet ve zulüm’e ilişkin ciltler yazılsa yetmez. Ben sadece kısa bir hafıza tazeleme için bir-iki konuya değinmek istiyorum. İlk olarak Amerika’nın ‘iç sorunlarında’ nasıl davrandığını görmek bu açıdan yararlı olacaktır.
Amerikan tarihinin yerli halklara karşı iç operasyonları ve imha savaşlarının en önemlilerinden ve dönüm noktası sayılan en kanlı örneklerinden birisini 1832 tarihinde Black Hawk oluşturmaktadır.
Amerikan askerleri bu ‘kızılderili’ insanları birer ‘hayvan’ olarak görüyorlardı. Ayrıntı gerekmiyor, bu algılayış dahi nasıl davrandıkları konusunda kuşkusuz yeterli fikir vermektedir.
Amerika’da yerli ’muhaliflere karşı’ yürütülen bu türden ‘askeri operasyonların’ sayısı 1865-1898 yılları arasında yalnızca 33 yıllık bir süre içerisinde tastamam 943 olarak tesbit edilmiştir.
Bir ülke kendi halkına karşı imha amaçlı bu kadar yoğun saldırılar düzenledi.
Askeri operasyonlara artan ihtiyacın gerekçeleri hep bir sır olarak saklandı. Amerikan yönetimi açısından görünür gerekçeler ise hep aynı kaldı. Son derece tanıdık olan bu gerekçe kendini ‘dış düşmanlara karşı korumak için’ politikanın yeterli olmadığı koşullarda askeri operasyonlara başvurulmasıydı. Bu iç askeri operasyonların öncelikli hedefleri sırasıyla önce yerli halklar ve sonra Afrika’dan zorla getirilen köleler oldular. 1877 yılının grev dalgalarının ardından bu operasyonlar bu kez işçi sınıfına yöneltildi.
İşçi sınıfına saldırıların arka planı, ekonomik bunalım kabusu ve yayılma bağlantısını en açık şekilde Amerikan senatörü William Frye ortaya koyuyordu; “pazar bulmalıyız, yoksa devrim olacak...”
Öte yandan Amerikan yönetiminin ‘kızılderili kanserine’ karşı gerçekleştirdiği bazı ‘askeri operasyonları’ yüz yıl geçtikten sonra dahi yaşanan travmanın aşılamadığı denli ‘tiksindirici vahşet ve zulüm’ içeriyordu.
Bunlardan birine kısaca değinmek istiyorum.
Black Hill, Siou yerlileri açısından kutsal bir alan olarak görülüyordu. Red Clouds savaşından sonra imzalanan 1868 tarihli Fort Laramie anlaşmasına göre bu bölgede yaşayan yerli halka ait olduğu kabul edilmişti. Burada büyük bir Siou özel bölgesi (Reservation) kuruldu ve anlaşmaya göre (md. 2) Lakota (Siou’ların bir kolu) kabilelerinin ‘mutlak kullanım ve dokunulmaz işgal hakları ve (md. 12) bölgenin hiç bir parçasının yerlilerden geri alınamayacağı garanti edildi.
Ancak Black Hills ‘beyaz adam’ içinde ‘kutsal bölge’ydi. Altına hücum furyasında cazip merkezlerden birisi Siou kabilesinin kutsal bölgesi olan işte bu Black Hills oldu. Altın arayıcılarının peşisıra General George A. Custer komutasındaki askeri birlikler ’beyazları korumak üzere’ Siyou ve Cheyenne kabilelerine ait bölgeyi işgal ettiler.
Büyük Siyou savaşı 1876 yılında başladı. ‘Kutsal bölge’ Amerikan birlikleri ve Siyou savaşçıları arasındaki çatışmaların temel savaş alanı oldu.
Siyou kabileleri kısmen askeri operasyonlar, ama daha çok açlık nedeniyle yenilgiye uğradılar ve silahlarını bırakıp amerikalı yetkililere teslim olmaya zorlandılar.
Ancak ‘yenilgi’ Amerikan makamları için yeterli değildi.
1890 yılına kadar amerikan politikaları yerli kabilelerin kültür ve geleneklerini hedef almayı sürdürdü. Burada en büyük yardımcı olarak ‘hristiyan uygarlığı’nın taşınması meselesi öne çıktı. Federal yönetimler 1869-1882 yılları arasında yoğun biçimde hristiyan misyonerlerin finansmanına yöneldiler.
Bu ‘uygar olmayan yerlilerin’ hukuki statüleri devlet kurumlarının öngördüğü şekilde olacaktı, buna göre onları koruma öncelikli görev değildi. Yerlilerin sanayi uygarlığı, kültür ve hristiyanlığın prensipleri konularında eğitilmeleri ilk sırada yer alıyordu. Federal yönetimler kiliselerin büyük desteğiyle yerlileri asimile etmeye ve yerli kültürünü, inançlarını tahrip etmeye, ortadan kaldırmaya yöneldi. Bunların yerine hristiyanlık ikame edilecekti.
Yerli inançlarına saldırıda ilk sırada Ghost Dance (Hayalet Dansı) bulunuyordu. 1889 yılına gelindiğinde, bu dansın yaygınlaşmasıyla yerlilerin bulundukları ‘özel bölgeler’de büyük dönüşümlere neden olan yeni bir dini hareket başladı.
Bu seremonilerde hayali görüntülerden giysilere kadar herşeyin kullanıldığı, bir karşı çıkış ve sömürgeci güçlere, yeni yerleşimcilere, altın arayıcılarına ve askerlere karşı geliştirilen pasif bir direnişti.
İnanışa göre Ghost Dance yerli halkları tekrardan ayağa kaldıracak, onları güçlendirecek ve beyaz adamlar ortadan kaybolacaklardı.
Ancak ’beyaz adam’ Ghost Dance’ı askeri bir tehdit olarak gördü ve bu tehditi bertaraf etmek amacıyla Siyou özel bölgesi’ne (Pine Ridge) tekrardan askeri birliklerini sevketti.
Bu sırada Ghost Dance bir çok yerli kabilesini daha etkisi altına almıştı. Siyou’ların lideri Oturan Boğa’da kutsal Wovoka’nın mesajına destek verip aktif olarak Ghost Dance’a katılıyordu. Bunun bedelini ona ağır ödettiler. Kısa süre sonra askerler tarafından öldürüldü.
Kabilesi Büyük Ayak’la birleşti ve sırf katliamdan kaçabilmek için Pine Ridge özel bölgesi’ndeki Amerikan yetkililerine teslim olmak ve sığınmak için yola koyuldular.
Ghost Dance Siyou’lar için ruhsal ve fiziksel güçlenmeyi ve arınmayı temsil eden dinsel bir semboldü. Fakat ‘beyaz adam’ açısından anlamı gelecekteki savaşlardı. Bu korku Oturan Boğa’nın ve daha sonra Büyük Ayak’ın kanlı sonlarına neden oldu.
29 aralık 1890 tarihinde askeri makamlar Wounded Knee bölgesinde yaklaşık 120 erkek ve 230 kadın ve çocuğun öldürüldüğünü açıkladılar. Amerikan askerleri bir tek yerliyi dahi ‘sağ ele geçiremediler’. Teslim olmaya giden yerlilerden bir tek kişi kurtulamadı.
Wounded Knee katliamının yarattığı derin travma ve acı hatıra aradan yüzyıldan fazla bir zaman geçtikten sonra dahi belleklerden silinmedi. Bu otuz üç yıllık süre içerisinde gerçekleşen 943 ’askeri operasyondan’ yalnızca birisiydi.
Ancak Amerika yalnızca içerideki bu katliam politikalarıyla yetinecek durumda değildi. Bu siyasetin sonucunu gene bu sömürgeci siyasetin yürütülmesinde en etkili olanlardan birisi Senatör Lodge şu kesin sözlerle özetliyordu: “Ondokuzuncu yüzyılda hiçbir ulusta görülmeyecek bir biçimde istila ettik, sömürgeleştirdik ve toprak bakımından büyüdük...”
Avrupa’daki sömürgeci güçler aralarındaki rekabet nedeniyle bir çatışma yaşarken, bu durum ABD sömürgeciliğine olağanüstü elverişli koşullar yaratıyordu. ABD, içeride katliam politikalarını sürdürürken, 1890 yılından itibaren Pasifik ve Karayipler’de etkin duruma geçmiştir. Önce Havai adalarını işgal (1893) etti.
Amerika’nın patlama ve dışa yayılma tutkusunu ve bu tutkunun ortaya çıkardığı düşünce ve duyguları o zamanın Washington Post gazetesi çok iyi anlatmaktadır:
‘Yeni bir bilincin -güçlü olmak bilincinin- ve onunla birlikte gücümüzü gösterme isteğinin bize egemen olduğu anlaşılıyor. Aşırı tutku, çıkar düşkünlüğü, toprak açlığı, gurur, yalnızca çarpışma isteği, adına ne derseniz deyin, yeni bir duygu bize canlılık veriyor.”
Bu sıralarda az bilinen olaylardan biri Standard Petrol Şirketi sahibi ve yöneticisi William Rockefeller’in 1893 Brezilya ihtilaline engel olması için Cleveland Hükümetine baskı yapmasıdır. Uzun yıllardan beri Brezilya ile Amerika yararına işleyen ilişkiler kurulmuştu. Eşit olmayan bu ilişkileri değiştirmeğe kararlı Brezilyalıların karşısında yer alan Cleveland bu ticareti sürdürmek istiyordu. Cleveland’ın Brezilya’ya yolladığı savaş gemileri isyancıların yenilmelerinde büyük rol oynadı.
Bu tarihlerde Brezilya’nın yanısıra Küba ABD denetimindedir. Amerikan sömürgeciliğinin temelleri konusunda ‘efsanevi’ işadamı John D. Rockefeller’in 1899’daki itirafını yol gösterici fikir olarak kabul etmek gerekecektir: “sadece bölgesel ticarete dayansaydık, yıllarca önce başarısızlığa uğrardık. Pazarlarımızı genişletmek ve ihracata dayanan ticaret çarelerini aramak zorundaydık.”
Ancak bu yeterli değildi. Sömürgeciliği meşrulaştıracak bir temel gereklidir. Amerikan mantalitesine göre daha zayıf ve yoksul olan ulus, tercihlerini, güçlü toplumun doğrudan doğruya ya da dolaylı olarak saptadığı sınırlar içinde yapmak zorundadır.
Bu nedenle sömürgecilik Amerika’nın ‘kaderi’dir. Hindistan doğumlu İngiliz yazar Rudyard Kipling ‘Beyaz Adamın Yükü: Birleşik Devletler ve Filipin Adaları’ başlıklı şiirinde Amerika’yı bu ülkedeki meşru sömürgeci/emperyalist görevlerini yerine getirmeye davet ediyordu.
Kipling’in ‘iyilik’ diskursu batılıların aktif ve yaratıcı oluşları üzerine formüle edilirken, ‘ötekiler’ edilgen ve yetersiz topluluklar olarak görülüyordu. Sömürgeleştirilen yerlerde köklü sosyal, politik ve kültürel dönüşümlerin sağlanması gerekmekteydi. Bu ülkelerin tarihleri silinmeli ve yeniden yazılmalıydı.
Bu nedenle ‘beyaz adam’ misyonunu yerine getirmeli ve Filipinlere ‘uygarlık taşımalı’ydı. Tabi bu arada bu uygar ve hayırsever ilişki idrak edilmediği takdirde, bu kesinlikle Amerikalıların bir eksikliği sonucu olmayacaktı.
İspanyol sömürgelerini elde etmek için İspanya’yla savaşa (1898) girişti. ABD kısa ve hızlı bir savaş sonunda tam bir zafer elde etmişti. İmzalanan bir antlaşmayla Filipinler ABD egemenliğindedir. İlk kez bir ülkenin elindeki (İspanya) sömürge topraklar el değiştirmiştir. Filipinler’in denetime alınmasıyla ABD uzak-doğu rekabetinde varolduğunu kanıtladı. Ancak ABD bu bölgede henüz öteki emperyalistlerin gerisindedir ve henüz nüfuzunu perçinleyip, yaygınlaştıracak üs, donanma, askeri tesislere sahip değildir. Bunun için daha agresif davranması gerekiyordu.
Amerika’nın ‘uygarlık‘, ‘kalkındırma’, ‘refah’, ‘hayırseverlik’ taşıma misyon ve söylemleri hep devam etti. Ancak ‘uygarlık’ götürdüğü, ‘iyilik’ yaptığı hiç bir ulus, hiç bir ülke özgür olmazken, Amerika herkese ‘etik’ ders vermeyi sürdürdü.
2014-09-11 Ahmet Akif Mücek
Je suis brave, j'ai fais péter la mini jupe. Bonne journée ! 😉😚 #Nappily #teamnatural_ #blackisbeauty #nappy #goingtoschool #goodmorning #everyone #SIYOU ! (à Antony)
On n'en peut plus. Dites nous pourquoi. Les jambes lourdes, les mots envolés, on n'a plus les yeux en face des trous --' Let us come back home .. #Subway #Paris #Girls #WeekEnd #Enjoy #TwentyOne #Funny #ALittleDrunk #Friendtime #Siyou ! 💋🍸 (à Glacière)
I DO WHAT I WANT, JASMINE.

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Maryell is blue and Carrie's siblings come to the show.