Sinan Zamanı
5 asır sonrasına randevu verip “yine burada, tıpkı şimdi olduğun gibi durur musun” deseler ne dersin?
Yıkılmadan, dimdik, heybetlice bekleyeceksin deseler?
Nasıl hayatta olduğunu kimselere söylemeden, gizemlice bekleyebilir misin?
Bekleyenler varmış. 5 asır boyunca elif gibi dimdik göğe uzananlar kalmış. Biz vahşi insanoğluna rağmen kalmış.
...
“5 Asır Sonra Sinan’ın Minarelerinden 4 Mevsim İstanbul”
Projeyle yeni tanıştım sayılır. Bir dostum bahsetmişti. Eve gidince hemen internette aradım, ne varsa okudum. Çok meraklanmıştım. En kalitelisinden videosunu indirdim. Heyecanlanmıştım.
Nasıl heyecanlanmaz insan. 5 (yazıyla beş) asır sonra Hassa Mimar Başı Koca Sinan’ın İstanbul’da yaptığı 19 caminin 28 minaresinden İstanbul seyredilecekti.
Neredeyse projenin tek adamı olan Cüneyt Karaahmetoğlu’nun (Yönetmen, Yapımcı, Proje Tasarımcısı, Görüntü Yönetmeni, Editör) yazdıklarından, yorumlarından, çıkan haberlerden harika bilgiler edindim.
Sıra gelmişti filmi izlemeye.
12 ay süren çekimler sonucunda elde edilen ~16 dakikalık video tek kelimeyle harikaydı. Müzikleri ise bir başka güzel. İzlerken, dinlerken en çok da Ertan Tekin’in soluğundan duduk sesine hayran kaldım. Yapımcı Karaahmetoğlu da “Neden Sinan’ın Minareleri” başlıklı yazısında "Her zaman büyük hayranlık duyduğum Ermeni taş ustalarının anısına” diye belirterek Ermeni enstrümanının özellikle kullanıldığını altını çizmiş zaten.
16 dakika 17 saniyelik belgesel filmin sonunda beni en çok etkileyen sahnelerin “Sonbahar”da olduğunu farkettim. İstanbul’un güzelliğinin yanında artık örtülemeyen/gizlenilemeyen beton yığınlarını fark ettim. İnsan, araç ve binaların kalabalığını kışın karın bile örtemediğini gördüm. Daha çok hoşuma giden karelerin şehri çok da görmediğimiz gece fotoğrafları olduğunu hissettim.
Projeye Dair Kısa Kısa
12 ay boyunca, 19 Sinan Camii’nden toplam 26 Sinan minaresinden (2 minare de Sinan’ın yaptığı Ayasofya’dan) çekimler yapılır.
12 ay boyunca neredeyse her gün sabah ezanından 1 saat önce yola çıkılıp plan dahilinde çekim yapılacak minareye çıkılır.
12 ayın sonunda toplamda 169.645 kare fotoğraf çekilir. Filmde ise 21 bin kare kullanılır.
Ortama her çekim için sırtlanıp taşınan çekim malzemelerinin ağırlığı 37 kg gelir.
Minarede kalınan en uzun süre 7 saattir.
4K çekim yapan Sony makina ekipmanlarıyla time lapse çekim tekniğiyle işlenir.
Projenin müziklerini Can Erdoğan besteler. Bratislava Senfoni Orkestrası çalar. Yerel enstrümanları ise Erkan Oğur (oğur sazı,kopuz, e-bow), Derya Türkan (İstanbul Kemençesi) ve Ertan Tekin (duduk) tarafından çalınır.
Ve sonuçta 2,5 yıl süren çalışma sonucunda elde 16 dakika 17 saniyelik arşivlik bir görüntü kalır.
*Projede kullanılan ekipmanlar.
Sorular & Cevaplar (Proje Yönetmeni Cüneyt Karaahmetoğlu’nun yazdıklarından, mülakatlarından ve projeye dair yazılarından derlenerek ve izin alınarak oluşturulmuştur.)
Görüntüleri hızlandırarak mı oluşturdun?
Hayır. Tamamen time lapse tekniği ile çekildi. Ayrıca 7 tane görüntü var şehrin normal hızda; bulutların ise hızlı aktığı. O görüntülerde bulutlar fotoğraf makinesi ile; şehir ise normal bir kamera ile çekildi. Görüntüler birleştirildi sonra.
4 mevsim devam eden projede kışın zorlanmadın mı?
Filmin çekimlerine, filmdeki kronolojik sırlama gibi yaz mevsimi ile başladım. Ve gün geçtikçe endişelendiğim, yazın bile aşağısıyla birkaç derece sıcaklık farkı olan şerefede kışın ne yapacağımdı. Ve kış geldiğinde bazen, çekim devam ederken minarenin merdivenlerini ısınmak için defalarca inip çıktığım günler oldu. Fakat o anlarda bile hiç bir an böyle bir işe girdiğim için kendime kızamadım ya da pişmanlık duymadım; aksine hep mutlu hissettim kendimi.
Malzemeleri minarede bırakıp neden sonra topluyordun değil mi?
Hayır. Ne malzemeler bırakıp gidilecek maddi değerdeydi ne de kullandığım teknik otomatik çekim yapmaya müsaade edecek nitelikte.
Uzun bir proje. Hiç sıkıldığın, bırakıp uzaklara gitmek istediğin oldu mu?
O kadar çekim gününde ve minarede geçirdiğim bu kadar saat boyunca sadece tek bir kez sıkıldım ve bir günbatımı çekimini yarıda bırakıp İstanbul’dan bir kaç günlüğüne uzaklaştım. O kare ise sonrasında benim filmdeki en çok sevdiğim görüntülerden biri olan Sonbahar’ın başlangıç karesi oldu.
Ve müzikler. Görüntüleri tamamlayan hayati parça. Müzikleri belirleme safhanız nasıl geçti?
Kafamda en başından beri, senfonik bir beste ile beraber Anadolu’ya, İstanbul’a ve ikisinin de sahiplerine özgü enstrümanlar kullanmak vardı. Müziklerde, Türklerin Orta Asya’dan enstrümanı olan kopuz kullanmak istedik. İstanbul’la ilgili bir şey yapıp Derya Türkan sayesinde tanıdığım İstanbul Kemençesini kullanmamak benim için düşünülemezdi. Her zaman büyük hayranlık duyduğum Ermeni taş ustalarının anısına bir Ermeni enstrümanı olan duduk kullandık. Ve projenin sonlarına doğru Erkan Oğur’un “ney”e benzer bir ses çıkararak icra edebildiği e-bowun İlkbahar mevsimine çok yakışacağını düşündük. Hayran olduğum müzisyenler Erkan Oğur, Derya Türkan ve Ertan Tekin sağ olsunlar beraber çalışma isteğimizi kırmadılar.
Sinan’ın dokunduğu her minareye çıktın, baktın. Şimdi durup düşündüğünde bu proje için Sinan’ın hangi camiyi de inşa etmesini isterdin?
Kesinlikle hem bana çok naif gelen mimarisiyle hem de konumuyla Selim Cami. Selim Camii’nin iki minaresinden Haliç’i çekmek ve o görüntülerin bu filmin içinde yer almasını çok isterdim.
Ne diyelim. Selam olsun Koca Sinan’ı kitaplarda anlatmaktan bir adım öteye taşıyanlara.










