Mimarlık ve Gayrimaddi Emek - Andreas Rumpfhuber
Gayrimaddi emek kavramı post-fordist belirsizliğin ve 1960’lardaki değişimleri tariflemek için kullanıldı. Bir taraftan da ‘gayrimaddi emek” kavramı, üretim ve hizmet endüstrisindeki büyük şirketlerin çalışma süreçlerindeki değişimleri betimliyordu. İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana işçilerin, bilgi işleme yetilerine ve iletişim teknolojileri becerilerine ihtiyaçları vardı ve bu yetiler otomatların, dijital makinelerin ve bilgisayarların kullanımını gerektiren niteliklerdi. Diğer yandan, gayrimaddi emek kavramı sanatsal, yaratıcı, ev-içi (domestik) iş süreçlerini gerektiriyordu ki yakın zamana kadar bunlar işgücüyle bağdaştırılmıyordu; çünkü burjuvazinin ayrıcalıkları olarak anlaşılıp, ‘iş’ olarak kabul görmüyorlardı. Dolayısıyla gayrimaddi emek kavramı İkinci Dünya Savaşı’ndan beri endüstriyel Batı toplumlarında günün önemli bir parçası haline gelen ve mimarlık ile yapılı çevreyi büyük ölçüde durumları ve biçimleri etkilemiştir.
İlerleyen satırlarda, 1960’larda aşağı yukarı aynı zamanlarda ortaya çıkmış ve örnek teşkil eden, gerçekleşmiş Avrupa projelerini tartışacağım. Örnekler fordist işgücü modelinin (paradigmasının) post-fordist üretim biçimine geçişini mekansal olarak açıklıyor: açıkça çizilmiş, tanımlanmış bir mekandan küresel bir altyapıya; disipliner hiyerarşik form tarafından ısmarlanmış bir mekandan, bünyesinde düz bir hiyerarşiyi barındıran iletişim ağları (network) ile birbirine bağlı bir toplum içeren jenerik bir mekana. Bertelsmann adlı firma için Eberhard ve Wolfgang Schnelle ismindeki proje yönetim danışmanlarınca ilk kez inşaa edilmiş Bürolandschaft Buch und Ton (1959/60)’a, Cedric Price’ın Fun Palace (1961-66)’ına ve Herman Hertzberger’in Centraal Beheer(1968-71)’ine kısaca odaklanacağım. Sonrasında, Avusturyalı mimar Hans Hollein’ın Mobil Ofis adındaki televizyon performansından(1969) bahsedeceğim. Ele alacağım/tartışacağım projeler kısmen tepkisel, kısmen de -bugün gözüktüğü şekliyle- bir kehanet edasıyla, iki konuyla/şeyle uğraşıyor: ilk olarak çalışma yerlerinin (zaman ve mekan açısından) toplum içine düpedüz bitmeyen açılımı (genişlemesi) ve; ikinci olarak da biraraya gelme biçimleri, ortak (kollektif) yaşamın tasavvuru ve özellikle mimarın mesleğinin postfordist dönemde siyasi politik bağlamı.
Dünya’nın ilk Bürolandschaft’ı (Açık ofisi) 1959’da bilgisayar ve bilgi teknolojileri ile uğraşan Alman bilimadamları, matematikçiler ve filozoflardan oluşan disiplinlerarası bir takım tarafından proje yönetim danışmanları Eberhard ve Wolfgang Schnelle ile bağlantılı olarak tasarlandı. Buch und Ton, yayınevi ve posta siparişleriyle çalışan bir firma olan Bertelsmann için bir deneme mekanıydı. Buch und Ton, firmanın arsasında mevcut kitap ve arşiv deposunun dönüştürülmüş olan en üst katında yer alıyordu ve kabaca bir futbol sahasının yarısı büyüklüğe sahipti. Buch und Ton; sibernetik tasarım metoduyla oluşturulmuş mekansal düzende bir deneydi ve düz bir hiyerarşiye sahip, demokratik bir çalışma ortamının peşinde olan postfordist çalışma alanının bir prototipini yaratıyordu.[1] Buch und Ton’un tasarımı düz bir hiyerarşiye sahip, gözetmen ya da grup başı gibi kişilerin olmadığı küçük, idare edilebilir grup ve takımlardan oluşan ya da alternatif olarak patronun da takım arkadaşlarının yanında grubun parçası olduğu bir çalışma topluluğu mantığını benimsedi.
Sibernetik hesaplamalar sonucu ortaya çıkmış esnek çalışma alanları ve bunların birbirleriyle olan ilişkileri, saksıdaki bitkilerin ve ekranların yerleşimi ve hatta hesaplanmış tavan rengi bile yalın, katı ve bitmez görünen iç mekanın öznel ve görsel olarak karmaşık/kaotik gözükmesini sağlıyor; dolayısıyla da bu mekanda hiyerarşik ve demode biçimde araştırma yapmaya fırsat vermiyordu. Sibernetik ilkelere dayanan farklı biçimde teşkilatlanma; her bir meslektaşı sorumluluk almaya özendirmesiyle ve paralelinde otomatların tekrarlayan iş süreçlerini devralmasıyla bu mekanda yerini almıştı. Sibernetik olarak organize edilmiş çalışan emek toplumunu barındıran mekan çok geniş, hatta uçsuz bucaksız gözükse de; aslında iş gücü organizasyonunun limitlerini gösteren, net bir sınırla çizilmiştir ve bunu çizilmiş sınırlar içerisinde tutar. İç biçimleniş düzensiz gözükür, ve gerçekten de karmaşık/kaotiktir ama bununla beraber kuralcı ve titiz bir düzen de hakimdir. Mekan, küçük takımlar içinde yer alan bütün aktörler (canlı olan- olmayan) arasında ideal biçimde tamamen şeffaf bir bilgi akışının olduğu bir iletişim ağı (network) benzeri bir organizasyonla düzenlenir. Bilgi akışı ağında aktörlerin birbirlerine ilişkisel bağımlılığı, en iyi olası performansı sağlayan sistemi garantiler; firmanın çıkarlarına odaklanan ve tasarımı bütünleşik, ölçülebilir ve doğrulanabilir olan bir düzen. İçerisinde oldukça esnek olabilen kapalı (kilitli) bir mekanizma olarak tasarlandı. Aynı zamanda Buch und Ton benzer sibernetik biçimde organize olmuş, posta siparişi ile çalışan işyeri olan Bertelsmann’ın sadece çok daha geniş bir düzenlemesiydi.
Erken 60’larda bütün Almanya’yı kaplamış olan bu iletişim ağı (network) benzeri yayılma/genişleme/büyüme; üretim-dağıtımı-tüketim sürecini de kalıcı olarak etkili kılan ve aralıksız devam eden geri bildirim döngüsü üzerinden çalışıyordu.
Mekansal Entgrenzung: İş şehrin içine doğru dökülüyor
Hollandalı mimar Herman Hertzberger Bürolandschaft’ın değişmiş organizasyonel konseptini 69-71 yılları arasında Apeldoorn’daki Centraal Beheer ofis binasinda uyguladı. Onun strüktürel açıdan açık, delikli mega strüktürü; açık ofis düzenine (Bürolandschaft’a) belirgin bir arkitektonik antitez idi. Hertzberger’in anti-Bürolandschaft’ı açık ofisin organizasyonel modeline ve mekansal açılımına benzer bir biçimi izlese de şaşırtıcı bir biçimde farklı üç boyutlu mekansal çözüme varır. Kavramsal olarak konuşursak, Hertzberger’in mimarisi Bürolandschaft’ın jenerik mekanı gibidir: Altyapı olarak yayılan bütünüyle nötr bir konteyner; bu kullanıma göre kullanıcının aktif olarak mimariyi uyarlamasını sağlar. Çok değerlilik (polyvalency) kavramıyla Hertberger bir şekilde yeni kullanımlara, yeni problemlere, yeni programlara kendini sürekli uyarlayan, özgürleştirici ve esnek bir strüktürün hatlarını çizdi. Çok değerlilik mükemmel bir çözümün hiç bir zaman varolmadığı varsayımı ile başlar. Çözüm bekleyen ve sürekli değişen bir problem dolayısı ile geçicidir; böylece, Hertberger nötr bir forma karar verir ve bu form kimliğin ve belirgin özelliklerin noksanlığı üzerinden varolur. Uyarlama sorunu ise bu nedenle, esnek, fonksiyonel mimarinin sunduğı kendine has özelliklerin değiştirilmesinden ziyade kendinde varolan özelliğindendir.[2] Hertzberger henüz bir kimliğe sahip olmayan bir mimari tasavvur eder; dolayısıyla mimari, kimliğini kaybedemez ya da mimari programa beklenmedik bir şey olduğunda karmaşıklaşamaz. Üç boyutluluğunun yanında, önceden hermetik (hava sızdırmaz, geçirmez) derecede kapalı ve kontrollü açık ofis delinir ve şehre açılır. Sigorta şirketinin yeni genel merkezi, Apeldoorn’un o zamanlar periferisinin geniş biçimde yeniden yapılandırılmasının ilk unsuru olarak planlandı: bina sadece şehrin bir parçası olarak değil, şehrin içinde bir şehir olarak düşünülmüştü. Centraal Beheer’in belirlenmiş ana girişi yoktu: Bir insan; yürüyerek mi, trenle mi, otobüsle mi, arabayla mı ya da taksiyle mi geldiğine bağlı olarak çeşitli noktalardan binaya girebilir ve binayı terkedebilirdi. Ayrıca şehir merkezini (hiç yapılmamış olan) tren istasyonu ile bağlayan; bütün bölgelerin ve dolayısıyla da bütün çalışma alanlarının yöneldiği bir çeşit omurga (bel kemiği) işlevi gören; postane, seyahat acentası ve başka dükkanlarla[3] tamamlanmış, binanın içinden geçen kamusal bir iç cadde ofis alanın da sınırlarını deliyordu.[4] Malzemenin bilinçli kullanımı ile- ticari cadde, restoran, fitness klubü olsun; binadaki stratejik fonksiyonel karışımı barındıran çok değerlilik (polyvalent) mekansal strüktürün tasarımı ile birlikte Central Beheer gerçekte ‘ne’ ise, bulanıklaşır. Bir zamanlar Hertzberger’in tasarladığı gibi, bir sigorta şirketinin 1000 çalışanının evi mi; yoksa kamusal kentsel mekanın ve özelin önceden açıkça çizilmiş sınırlarının ve ekonominin kontrollü sahasının çözüldüğü oldukça gelişmiş bir açık toplumun dışavurumu mu? Popüler okumanın ve Hertzberger’in niyetinin aksine[5], ofis alanının içine giren, binanın içinde yüzen, çalışanlar topluluğunu demokratikleştiren, hatta politize eden kamusal ve ortak mekan değildir, durum tam tam tersidir. Binanın sınırlarını açarak, dış hatlarını yıkarak ve yayarak, hudutları içerisinde ulaşılabilir bir cadde gerçekleştirerek; yönetimin son derece kontrollü mekanı ve farklı kullanımları şehre sıçrar.
Minimal çevreyi yerine getirmek, gerçekleştirmek (Avusturya televizyonunda)
Postfordizimde yeni çalışanların performansları konusunu ve yeni yaşam biçimlerini ortaya koyan en göze çarpan arkitektonik örnek 1969’da yayınlanan, Avusturyalı Mimar Hans Hollein TV performansı Mobil Ofis’tir. Hollein, göçebe, yaratıcı çalışanlarının kozmopolit geleceği ve mimari örneğinin hatlarını çizer. 34 yaşındaki mimarın otuz dakikalık tv-portresinin bir parçası da göçebe, maddiolmayan bir yaşamın ve çalışma biçiminin mimariyle bağlantısını, belirgin özelliğini ve gerekliliğini ele aldığı 2:12 dakika uzunluğundaki performansdır. Performans Hollein’in küçük bir uçakla havaalanına gelmesiyle başlar. Uçaktan çıkar ve bitişikteki çayıra orta boyutta bir bavul taşır. Arkadaşının yardımıyla bavulu açar ve yarı şeffaf plastik bir katman çıkarır; sonra onu kompresöre bağlar ve balonu şişirir.
Hollein pnönün/balonun içine doğru emekler ve aniden çalışmaya başlar; bağdaş kurmuştur ve dizlerinin üzerinde bir çizim tahtası vardır. Beşik çatılı evler çizer ve o sırada çizim tahtasının üzerindeki telefon çalar. Hollein müşteri ile konuşur ve tasarımının bitmiş olduğunu, ona hemen gönderileceğini, ve evet çok modern bir tasarım olduğunu temin eder.
Pnömatik balon yaratıcı, girişimci bir konunun yeni paradigmasının (örneğinin) arkitektonik prototipidir: yumuşak ve sevimli küre/kabuk mimarı yakın çevresinden izole eder ve mimarın içine dalmış olduğu ayrı iç mekan şartlarını (kliması) oluşturur ki bu sayede mimar nerede olursa olsun etkin olup, çalışabilir.
Başka bir deyişle, balon- tasarım olarak- bir yerden başka bir yere kendini değiştirebilen, göçebe çalışma için bir önkoşuldur. İkonik tasarım iki şekilde etki eder: bir yandan, balon kendisinin; makinelere bağlı çalışan öznenin çevrili olduğu mutlak göçebe kabuğun temsil ettiği düşüncenin, metaforudur. Diğer yandan da, balon fonksiyonel olarak belirlenmemiştir; bir grup insan için bir üretim mekanı değil; daha ziyade sınırsız günlük angaryanın ironik biçimde fazla talep almış prototipik tekil çalışma alanıdır. Balonun sahnelendiği geniş saha, ‘çevre/bağlam’ olarak yapılmış/inşaa edilmiştir ve modern hayat için gerekli olan bütün altyapıyı kapsar. Saha açık, fonksiyonel olarak daha belirlenmemiş geniş bir alandır; görünen bir ızgara sistemini (gridal sistemi) takip etmez; sayısal, ölçülebilir bir düzeni yoktur. Altyapı ve onun düğümleri/sorunları oradadır: tanımlama ya da altını çizme gerektirmeyerek farzedilmişlerdir. Balon uçsuz bucaksız araziye karşı kapalı minimal çevrenin en uç versiyonudur. Bu öyle bir mimaridir ki hem konuksever, rahat olmayan (insan yapımı) ortamlardan izole olmayı sağlayan (Hollein’ın değindiği uzay elbisesi ve uzay kapsülü) hem de aynı zamanda başkalarıyla sibernetik cihazlar sayesinde iletişime de izin veren bir araçtır.
Dahası, heryere kendini adapte edebilen bir mimaridir. Kişiye göre yaratılmış bir kabuk olarak pnömatik[6] inşaat her yeni durumda, yeni bir programla kendini hayata geçirir. İki yönde de program açısından açıktır. İlk olarak, dışarıyla ilişkilendirilmesinde, ikinci olarak da kendi içinde fonksiyonel açıdan açık bir iç mekandır. Kullanımına bağlı olarak artık pnömatik balon göçebe bir ev ya da çalışma alanıdır.
Toplumun Fabrikası ve Mimarisi
Ele aldığım bütün projeler dağılmış çalışma alanı ve Mario Tronti’nin deyişiyle toplumun fabrikası olmak için açığa çıkma (ifşaat) paradigmasının yer aldığı geçici bir an-a örnek oluşturuyorlar. Mimarlık yaşama ve çalışma biçimimizi üstü kapalı olarak ısmarlayan, standart hale gelmiş, küresel bir altyapıya dönüşür. Önceki iç mekanlar kamusal mekana taşar ve genişler; artık dışarısı olmayan bir tipolojinin içine girer. Ekonomik biçimde hesaplanmış, jenerik ve nötr mekan; bir kuruma karşı süregelen geçici oluşumlar olsun ya da farklı zamanlarda çeşitli fonksiyonel programlar içerme durumu olsun, kullanımının sürekli yeniden düzenlenmesine imkan tanır. Bu, en başta ve herşeyden çok nötr bir mekan sağlayan; fonksiyonunda, anlamında ya da kullanımında henüz sabitlenmemiş bir mimarlıktır. Sadece kullanımı ile düzeni geçici olarak oturur. Mekanın bu ayarlanabilirliği, mekansal süreklilik içinde farklı fonksiyonların sentezini mümkün kılar ve böyle yaparak da, mekanı sürekli dönüşüm ve uzlaşma süreci içinde tutar. Bu, dijital makinelerin ve otomatların insanlarla eşit şartlarda düzenlendiği yatay bir mekandır. Çalışanlar, işveren, hatta mimarlar: hepsi performatif (edimsel) girişimciler olurlar ve mimarın mesleği organizatörlüğe doğru kayar.
Andreas Rumpfhuber (www.expandeddesign.net)
(Metin yazarın doktora tezi ve ilgili ürettiği yazılarla ilişkilidir. Bu metin yazarın izni ile Muhtelif dergisi için çevrilmiştir. Çev. Ayça Taylan&Pelin Tan, 2010-11)
[1] Buch und Ton ofisi ve control toplumu mekanın protipine ait peysajı üzerine daha geniş bir tartışma için: Andreas Rumpfhuber, 'Space of Information Flow – The Schnelle Brothers’ Office Landscape‚ Buch und Ton', in Experiments, Architecture between Science and the Arts (Berlin: Jovis, 2011) 200-225.
[2] Herman Hertzberger, ‘The Public Realm’, A&U, Architecture and Urbanism (April 1991 Extra Edition, E9194) 18
[3] Sokağın mimari programı şöyledir: Gazete bayileri, bar, banka, kuaför, sigorta şirketi, seyahat acentası, postahane, kreş, tenefüs odalları ve cafeler binanın içine ve sokağa yerleştirilmişler. Ayrıca bir retourant ve mekana uygun bir işçi meclisi.
[4] Herman Hertzberger, Baudokumentatie (University of Technology Delft, 1971) I-2
[5] Herman Hertzberger, Lessons for Students in Architecture (Rotterdam: Uitgiverij 010 Publishers, 1991) 48
[6] Hava gazı ile işleyen (çevirenin notu).