Olympos’tan Olimpiyata Gitmeyen Yol
Geçenlerde devlet temsilcilerinin İstanbul ’20 adaylığı pekiştirme çabaları sırasında gönderme yaptığı Olympos/ Antalya’ya ilk defa üniversite zamanı 18’li yaşlarda gitmiştim. Devlet temsilcimizin açıkladığı gibi; “Olympos bölgesinin Olimpiyatlara isim verdiği, Çıralı’da ki yanar kayaların ilk meşaleyi yaktığı” söylentilerini bizzat araştırmaya gitmiştim. Yanımda da “Tom HOLT’un yazıp Cumhur ORANCI’nın çevirisini yaptığı “Olimpiyat” isimli kitap vardı.
Ne okuduklarım ne de Olympos/Antalya’da yaptığım incelemeler, Olympos isminin Olimpiyat ismi ile direk gerçek bir sebep veya bağlantı bulamadım. Ayrıca, yanan kayalarda sadece çaydanlıkta çay demleyen bekçi ve sigarasını yakan yerli turistler vardı.
Şu sıralar London ’12 den sonra çeşitli medya organlarında “Türkiye’de olimpiyat”, “Türkiye’de Olimpik Ruh” ve “Türkiye’de spor” hakkında durum değerlendirmesi yapılıyor, sebep-sonuç ve önlemler-yapılacaklar irdeleniyor.
Yapıcı, gerçekçi ve umut verici açıklamaların yanı sıra cahilce, önyargılı ve bölücü açıklamalarda maalesef azımsanacak çoğunlukta değil.
Olimpiyat oyunları ne barış ve savaşa katkı sağlarmış, ne de toplumlara bir şey katarmış. Türkiye’de olimpiyat düzenlemenin ne anlamı varmış, sporun insanlara faydası mı varmış? Sporcu ne yaparmış, ebeveynler çocuklarını nasıl yönlendirmeliymiş?
Bilinçli olarak televizyondan takip ettiğim ilk olimpiyat olan Atlanta ’96 zamanı 13 yaşındaydım. Birkaç yıldır abimin başlamasıyla haberdar olduğum ve benim de faal sporcu olarak Yelken yapmaya(yelkenciler böyle der!;) henüz o sene başlamıştım. Yani geçen 16 yıl içerisinde milli sporcu olarak çeşitli ulusal ve uluslararası müsabakalarda Türkiye’yi temsil ettim, kayda değer birkaç rekor kırmanın yanı sıra göğüs kabartıcı bazı başarılar yakaladım.
Milli sporcu olmam nedeniyle dünya’nın dört bir köşesinde yelken yapma, çeşitli kültür ve milletten insan tanıma, farklılıklar ile etkileşim yapabilme fırsatım oldu.
Geçen seneden beri süre gelen “Türkiye’de spor”, “Türkiye’de olimpizm” görüş ve tartışmaları Türkiye de ki diğer her konu gibi derinlemesine çift uçlu. Akıl dolu, yapıcı, gelişimsel, pozitif görüşlerin yanı sıra bir o kadar bölücü, yıpratıcı, küçümseyici, önyargılı ve ilimden uzak açıklamalar mevcut. Benim için, bu konuda ki fikir ayrımın yoğunluğu ne kadar şaşırtıcı ise, diğer her gündem konusu hakkında olduğu gibi yine bu konuda da iyi veya kötü hiçbir kalıcı icraatın yapılmaması bir o kadar üzücü.
İşin vahimi, medya da veya yetkili mercilerde yorum yapan insanların çoğunun sporculuktan, amatör ruhtan na-haber olması. Neyse ki okur-yazar bir memleketiz, memlekette sporculuk geçmişi olan azınlığın yanı sıra batının ilminden de okuyarak belki nasipleniriz.
Bızıklamalık: http://www.sporyoneticiligi.com/spor-felsefesi-ve-olimpizm.html













