Az önce sigara içmeye çıktım ve kapıdan çıkarken bir böceği ezdiğimi fark ettim. Çatır çutur ses geldi ayağımdan, bir de büyük bir böcekmiş, sanki prematüre bir titan yavrusunu ezmiş gibi hissettim, böyle boynuzlu şirin mi şirin. Uzun bir zamandır ilk defa böyle bir şey başıma geldiği için kendimi kötü hissettim. Evet gerçekten kendimi kötü hissettim. Eğer böceği fark etseydim ve o an kontrol mekanizmamın direktiflerini değiştiremeyecek olsam bile kendimi savururdum ama ezmezdim onu tamam mı?
İki gün önce abim gilin dükkanını taşımaya yardım ettim, amelelerle birlikte ne var ne yok dükkanı kamyona yükledik bir de onca yol tepip yeni dükkana indirdik hepsini. Bu süre boyunca halihazırda bilgisayar başında bir işim olduğuna şükredip, insanların para kazanmak için şikayet etmeden tonlarca makinenin altına korkmadan nasıl girebiliyor olduklarına hayret ettim. İnsanların parayı kolay kazanamıyor olduğu bir gerçek.
Yukarıda abimden bahsederken “Gil” eki kullandım. Hala kullananlar var mı merak ediyorum, özellikle modern kentlerde? Bir de bu sorunun “Annesiyle pazara çıkan erkek var mı?” gibi bir sorularla kıyaslanmaması lazım. Birden aklıma geldi de uyarıyım dedim.
Tüm borçlarımı bitirip, gerekli donınıma sahip olduktan sonra müzik yaparak dünyayı gezmek gibi bir planım var, tek başıma yola çıkmayı düşünüyorum, ya da en fazla annemi alırım ama o da yaşlanıyor artık, daha çok hastalanır oldu, ona kıyamam ben, en iyisi kendi başıma çıkmak. Hali hazırda yaşadığım hayatı her sabah uyandığımda ve o hayat üzere devam ederken hep sorguluyorum, özellikle insanlardan uzak, doğaya daha yakınken bu sorgulama gereksinimi daha da duyar oluyorum. İnsan ve doğa aynı cümle içine yakışmıyor değil mi? Her sabah 6 da iş için uyanmak beni mutlu etmiyor, mutsuz da etmiyor, mutluluk aramak gibi bir gayem de yok, huzurluyum lakin şu dünyada yaşama ihtimalim olan günleri ve edinimlerimi düşündüğümde kendimi hiç yeterli görmüyorum, hoş bu yeterli görmeme durumu biliyorum ki sona ermeyecek ama hiçbir yere gitmemekten iyidir bir yere doğru ilerlemek.
Annesi öldüğünde Arı Maya’ya, sakatlandığında Tusubasa’ya, Butterfree’yle vedalaşırken Ash’a, Attan düştüğünde Cannd’ye, Clara’nın yanındayken evini özleyen Heidi’ye ağladım, akşam tekrar izledim, tekrar ağladım, her şey için ağladım, yetmedi yine ağladım, komşumun civcivini araba ezmişti, o can çekişirken elime aldım ve ağladım, pazarın kenarında tavuk kamyoneti vardı gideyim de seveyim dedim o beyaz şirin hayvanları, kafalarının koparıldığını gördüğümde çığlık atarak ağladım, mahalledeki arkadaşlarım küçük bir kedi yavrusunu tekmeliyordu, önlerine atlayıp yapmayın diye ağladım, benim için önemli olan şey insanlar için, sevdiklerim için bile bir şey ifade etmiyordu, ağladım, sinirlendim ağladım, her şeye ağlayarak tepki vermeye başladım, konuşamadım ağladım ve bu sayede duygu gelişimimin içine ettim. Toplum kabul etmiyor olabilir elbet ama hala yeşilçam filmlerine ağlayan kalbi kırık bir adam olarak soruyorum. Şimdi bunun sorumlusu kimse gerekli açıklamayı acilen bekliyorum, yoksa ağlarım. Evet bu bir tehdit! Yoksa ağlarım.
Belki unutmuşsunuzdur, hatırlatayım; 21. yüzyılda insan olmak zor ve gözyaşları hala tuzlu!
Haber: İlk önce görsele bir bakınız! Fenerbahçe’li taraftar ellerinde bıçakla Avrupa ligi'ndeki rakiplerine gözdağı vermek istemiş, Celtic’li taraftarlar ise bu saçma harekete karşılık olarak üst düzey bir mizah anlayışıyla karşı akım başlatmış. Link
Instagram gelen son güncellemesiyle artık kare fotoğraf politikasını uygulamaktan vazgeçti. Çerçeveleriyle oynamadan dilediğiniz fotoğrafınızı instagramda paylaşbilirsiniz. Boyutlandırma uygulamalarından da bir an önce kurtulun bence. Hadi hayırlı olsun.
Uygulama Önerisi: Yok! Her yazımda önermek zorunda mıyım ya? Şaka şaka; VHS Camcorder diye yeni bir uygulama yayınlandı AppStore’a özel diye biliyorum. Bir göz gezdirin çok seveceksiniz, çünkü sizin de kalbiniz “Vintıç, vintıç, retro, oh so retro!” diye atıyor. :P
Türk Indie Müzik Grupları İçin Alternatif İsim ve Single İsim Önerisi: Kollarında Uganda - Parmak Arası Döner.
Arkadaşlar şimdi sizden bir konuda destek isteyeceğim. Şeyhlerinin karşısında deli gibi dans eden mübarekler var ya, böyle arkasına müzik falan koyup daha eğlenceli hale gelen videoların nerede çekildiklerini çok merak ediyorum. Etrafınızda böyle dans edip kafayı bulan bir tarikat, dergah, cemaat, oluşum, sendika, cafe, kamu binası vs. varsa lütfen bana haberini ulaştırın, gidip biraz kafalarını yaşamak, sohbet edip onlardan feyiz almak istiyorum. Görünüşe bakılırsa farklı boyutlardalar ve çok eğleniyor gibiler. Ben de istiyorum. Çok eğlenceli duruyor. Bir de break dans edip aduket çekenleri var bunların onlar efsane. Neden böyle bir deneyimim olmasın ki? He? Neden?
Bunca zamandır yola hiçbir şeyi aramak için çıktığımı fark ettim. Hiçbir şey olumlu cümlelerde kullanılmaz ama öyle. Yaşadığım hayatta kime sorsan bir amacımızın olduğundan, bir şey yapmamız ya da bir şey olmamız gerektiğinden bahsediyor. “Sen nesin ne yapıyorsun, ne yapacaksın, amacın ne?” İnanın bu sorulardan yeterince sıkıldım, artık üşeniyorum, bu türlü sorular karşısında önceleri gerilirdim ancak umurumda olmadığını betimlemeye çalıştığım vakit soran da durumun ona göre vahim olduğunu anlayacak oluyor ki bana hak vermeye başlıyor, diyeceğim o ki bir amacım yok, ya da hangi amaca hizmet ettiğimi bilmiyor da olabilirim, canım o an ne istiyorsa onu yapıyorum genelde, bunlar çok ahlak dışı tutumlar değil, hiçbir şeyi aramadığım yerde her şeyin başıma gelebileceği de bir ihtimal sonuçta.
“Hiçbir” birleşik yazılırken “Her şey” ayrı yazılıyor işte. Gördüğünüz gibi. Konumuzla da bir alakası yok bunun ama biz onu da birlikte yazalım, belki üzüyordur bu ayrı gayrılık onu. “Herşey!”
Yaşıtlarımın ya da hiç fark etmez insanların babalarıyla arkadaş dostça olan ilişkisine hep kıskanmış, imrenmişimdir, haset değil elbet, art niyetim de olmadı hiç, ah babam ulan babam, ne iş yaptığını bilseniz şaşırırsınız ama gerek yok, merak da etmeyin, şöyle babasıyla rakı içebilen çocuklar gördüğümde, hoş babamla rakı içmek gibi bir niyetim yok ama şöyle kendi değerlerimizce bir şeyler yapabilsek, bir arada olabilsek, arkadaş dost gibi, birlikte şöyle bi sigara yakıp mazi denen bahçede birkaç turlasak, olmuyor işte. Kaç kere denedim. En iyisi annemle birlikte otostop çekip bir yerlerde dolanmak. Ah canım annem ya, dünyadaki tek sığınağım.
Uçurtmayı da vurabilirsiniz artık!
Öneri: Etrafına yabancı kadın & erkek gelince kendi cinslerini rakip görüp sevgilisini, partnerini, arkadaşını “Bu benim!” der gibi öpüp yalayanlar! Sizi sevmiyorum tamam mı sevmiyorum hiç!. Yapmacıksınız ve olayı çok yanlış anlamışsınız. Umarım ensenizden aşağı soğuk su dökerler, umarım donunuza buz atıp elinizi ayağınızı bağlarlar, umarım yüzerken ayağınıza bir şey dokunur.
Somurtan, çözümden değil de sorun yaratmaktan yana olan, panik, ani ve yersiz tepkileri olan insanları da sevmiyorum. Senelerdir İstanbul’da yaşıyorum ve bu kalabalığın, bu şehrin, bazı durumlarda dezavantaj olsa da bana kattığı en güzel şey her halükarda soğukkanlı davranabiliyor olmam. Lütfen bakın rica ediyorum, benim yanımda stres ve panik yapmayın, çünkü hiçbir bok düzelmiyor bunu yapınca, denedim. Ara sıra yine deniyorum. Çünkü beni de çileden çıkarıyorlar!
Kesinlikle uzaylıyım kesinlikle. Yok bir türlü anlayamıyor ve cevaplayamıyorum insanoğlunun içine dahil olduğu her olguyu. Bu yüzden uzaylıyım kesin, buradan uzaylılara sesleniyorum, dünya güzel değil, insanlar kötü, en kısa zamanda Gebze’ye bir uzay mekiği falan gönderin. Bu bir rica ya da emir değil, bu bir haykırış ey uzaylı kardeşlerim!
“Deliduman” adlı roman üzerine kadın eleştirmenler tarafından yazılan eleştirilere karşılık Emrah Serbes “Ben ne Elif Şafak’a benzerim, ne de Orhan Pamuk’a benzerim. Eğer beni hırpalarsanız, ben de sizi hırpalarım. Asla arkanızdan konuşmam, asla yazı yazmam, asla polemiğe girmem ama sizi gerçekten hırpalarım. Ondan sonra her aynaya baktıklarında beni hatırlarlar” diye bir uyarıda bulundu. Ne kadar yapıcı ve eleştirel bir tehdit ama! Ülkenin sevilen popüler yazarları bu haldeyken gidişatı hiç tahmin edemiyorum. Yorumu size bırakıyorum.
Kendimle çelişmemenin bir yolunu bulamadım!
Selam Olsun: Zeytinli Rock Fest’i Woodstock 69′la kıyaslayan potansiyel edilgenlere, yerli indie grup isimlerine ve bu akımı başlatanlara, Zeytinli Rock Fest’teki 20.000 kişi için kullanıma sunulan 3 adet duşa,Hector’a ve obsesif olduğumdan bihaber güzel çadırıma izmaritini atıp yakan yaratığa,bayat peynirli keklere, somurtan suratlara tüküremeyenlere, can evinden vurup kaçanlara, 4 yaşındaki oğluyla otostop çeken o güzel annenin yüreğine, özlediğim tüm kadınlara, ısrar edemeyenlere ve ısrarı sevmeyenlere, atıp da tutunamayanlara, Backspace diye “-” tuşuna basanlara, tüm insan kaynakları departmanlarına, ptt memuru Hüsrev abiye ve gelmeyen tüm kargoların üzerinde yazan yanlış adrese... Selam olsun!
SoundCloud'umuz da açıldı, geçmiş olsun. Tasavvufi regülasyon içerir ama dinleyin.: Monkeymarc - Sufi Dub