Hücre zarı rastlantılarla oluşabilir mi?
NASA daha önce sözü edilen ve başarısızlıkla sonuçlanan Miller Urey deneyine benzer bir deney yapmış, bu deneylerde rastlantılarla aminoasitler elde etmeye çalışmıştır.
Deneyi yapan bilim adamları, metan ve amonyak gibi organik bileşiklerin oluşmasına çok elverişli gazlara elektrik vermişler ve hücre zarına benzediğini iddia ettikleri basit bileşikler oluşturmuşlardır. Oluşturmuşlardır ama hücre zarına benzer olduğu iddia edilen bu basit bileşiklerin; hücre gibi dünyanın en kompleks tasarımına nasıl dönüştüğü sorusuna cevap olmaktan çok uzaktır. Fox ise, bazı aminoasitleri ısıtmak suretiyle birleştirmiş ve protenoid (proteinimsi) adını verdiği, gerçek proteinlerin hiçbir fonksiyonuna sahip olmayan aminoasit zincirleri meydana getirmiş, bu yolla proteinler rastlantılar sonucu oluşabileceğini kanıtlamaya çalışmıştır. Fox’a göre elde ettiği protenoid hücre zarına benzemektedir. Fakat daha sonraki yıllarda hücre zarının basite indirgenemez kompleks yapısının incelikleri sıra ile keşfedildikçe elde edilen bu madde ile hücre zarının en küçük bir benzerliğinin dahi olmadığı anlaşılmıştır. Laboratuarda bilinçli bir tasarım sonucu elde edilen zar, hücre zarının özelliklerine kesinlikle sahip değildir. Evrim teorisi taraftarları hücre zarını ve özellikle DNA gibi biyomolekülleri basit yapılar gibi gösterme çabasındadırlar. Bu yapıların basite indirgenemez kompleks sistemler içerdikleri gerçeğini görmezlikten gelerek rastlantılarla oluştuğunu öne sürebileceklerini düşünürler. Bu nedenle laboratuarda oluşturdukları son derece basit oluşumu hücre zarı gibi kompleks yapıların ilk aşaması gibi göstermeye çalışmaktadırlar. Oysa özel düzeneklerle elde edilen bu oluşumun hücre zarına evrimleşmesi, hücre zarının sahip olduğu özellikleri zaman içinde rastlantılarla sahip olması kesinlikle imkânsızdır.
Hücre zarı rastlantılarla oluşamayacak kadar kompleks bir yapıdadır.
Bu imkânsızlığı görebilmek için, hücre zarının sahip olduğu özelliklerden sadece bir kaçını bilmek bile yeterlidir:
a)-Hücreyi çepeçevre kuşatarak hücre organellerini bir arada tutar. b)-1 mm'nin yüz binde biri kalınlığındaki hücre zarı, organellerdeki işlemlerin ve hücrenin yaşamının devam edebilmesi için hücrenin dışındaki ortamda bulunan sayısız kimyasal maddenin içinden, hücrenin ihtiyaç duyduklarını tanır ve yalnızca onları içeri alır. c)-Hücre zarı görevlerini bilinçli denebilecek kadar düzenli yapar. Son derece ekonomik davranır. d)-Hücre zarları hücre içinde oluşan zararlı artıkları anında tespit eder ve hiç zaman kaybetmeden dışarı atar. e)-Hücre zarı içeriye ve dışarıya bazen çok büyük moleküllerin transferini gerçekleşir. Böyle bir durumda, hücre zarı hiçbir zarara uğramadan bu geçişi sağlar. f)-Hücre içine yararlı maddelerin alımı ya da hücre içindeki zararlı maddelerin atımı basit fakat harika bir metotla gerçekleşir. Hücre zarı eğer hücre için yararlı maddeleri içeri alacaksa dıştan içe doğru bükülüp bir çukurcuk oluşturur. Bu çukurcuğa yararlı maddeleri depolar ve sonra açık tarafından kapanır, kapalı tarafından da açılır. Böylece yararlı maddelerin hücre içine alımı sağlanmış olur. Zararlı maddelerin atımında ise bunun tam tersi bir uygulama yapılır. Hücre zarı bu kez dışa doğru bükülüp bir çukurcuk oluşturur. Zararlı maddeler bu çukurcukta toplandıktan sonra çukurcuğun açık yeri kapanır, kapalı yeri de açılır. Böylece zararlı maddeler dışarı atılmış olur. (Hücre zarı bölümüne bakınız) Bir çeşit yağ molekülünden oluşmuş hücre zarının anlatmaya çalıştığımız bu işlemleri eksiksiz yapabilmesi için, hücre içindeki bütün faaliyetleri ve gelişmeleri; gerekli veya fazla olan maddeleri eksiksiz bilmesi, bütün bunların yanında stokları kontrol altında tutup, üstün bir hafıza ve karar verme yeteneğine sahip olması gerekir. Bütün bunların yanında zarar görmeden büyük moleküllerin nasıl transfer edileceği ile ilgili bir yöntem geliştirmesi ve kendini buna göre oluşturması da gerekecektir. Kaldı ki bir hücre zarının rastlantılarla oluşması da gerçekte bir anlam ifade etmez, bu nedenle de evrimin kanıtı olamaz. Çünkü hücre zarının çevrelediği hücre; hücre zarının binlerce katı daha kompleks bir yapıdadır. Bu yapı öylesine bir komplekslik içerir ki bütün teknolojik gelişime ve bilgi birikimimize rağmen hücreyi yeterince öğrenebilmiş, keşfedebilmiş değiliz. Son derece kompleks bir yapı gösteren hücre zarı hücre kompleks bütünlüğünün sadece bir parçasıdır. Böylesine kompleks bütünsellik içeren yapının rastlantılarla oluşması ise mümkün değildir. Önde gelen bazı evrim teorisi taraftarları teorilerine taassuba varan bir tutkuyla bağlı olmalarına rağmen bu gerçeği görmekte ve bunu itiraf etmekten kendilerini alamamaktadırlar. Bu konuda California Salk Enstitüsünden biyokimyacı Dr. Leslie Orgel şunları söylemektedir: -İlkel çorbayı elde etmek kolaydır. Bizim bir sonraki aşamada, organik moleküllerden oluşan, içinde aminoasitleri ve nükleotidleri oluşturan organik maddeleri içeren ilkel çorbanın nasıl olup da kendi kendini kopyalayabilen organizmalara evrimleştiğini açıklamamız gerekir. Bazı önerilerde bulunanlar olsa da, itiraf etmeliyim ki, bu evrimsel süreci tekrar oluşturmak için yapılan girişimler, hiçbir şekilde kesin sonuç vermemektedir. Aradan yüz elli yıla yakın bir zaman geçmiş olmasına ve sayısız deneyler yapılmasına rağmen evrim teorisinin öngördüğü hayatın kökeni konusunda hiçbir bulgu elde edilememiş, bu konuda en küçük bir açıklama dahi yapılamamıştır. Bu tür deneylerin tamamen yararsız olduğu da söylenemez. Belki de bu tür deneylerin tek olumlu yanı; yadsınamayacak bir şekilde, hücre gibi basite indirgenemez kompleks sistemlerin bütünselliğinde olan oluşumların rastlantılarla meydana gelmesinin imkânsızlığını ortaya koymasıdır. Ayrıca gözlem ve deneylerde bir billincin olması, deney ve gözlemleri oluşturması, yönlendirmesi ve kontrol etmesi materyalizmin canlılık konusunda rastlantılarla oluştu varsayımını temelinden yıkar.
Stoplazma: Hücre zarı ile çekirdek arasında bulunan yumurta akı kıvamındaki sıvıdır. Hücrenin yaşamsal olaylarının gerçekleştiği yerdir.
Sitoplazma, yarı sıvı karışım olup, plazma zarı ile nükleus arasını doldurur. Sitoplazmanın submikroskobik morfolojisi 1945 yılında Porter tarafından elektron mikroskobu ile yapılan çalışmalar sonunda aydınlatılmıştır. Bir canlıda saptanan her türlü canlılık olayları sitoplazma içerisinde geçer. Genellikle saydam ve homojen bir kitle oluşturur. Sitoplazma dış sitoplazma, iç sitoplazma olmak üzere ikiye ayrılır. Hücre zarını hemen altında yer alan kısma dış sitoplazma (Ektoplazma) denir. Bu kısım yoğun ve granülsüzdür. Dış sitoplazma kolloit yapısını belirgin olarak gösterir, reversiblkolloit özelliğini daima korur. Gel halinden sol haline ya da zıt yönde kolayca değişebilir. Kolloit: Bir boşluğun çevresinde bir sıra halinde bulunan küçük epitel hücreleri tarafından salgılanan jelatinimsi maddedir. İç sitoplazma sitoplazmanın diğer bölümüdür. Dış sitoplazmaya göre daha sulu olduğu halde yoğunluğu sudan daha yüksektir. Bu canlı maddenin özünü proteinler ve su oluşturur. Ayrıca çeşitli enzimler, lipitler, karbonhidratlar ve mineraller de vardır. Suyun bir kısmı bağımsız halde protein moleküllerinin arasını doldurmakta, az bir kısmı ise protein moleküllerine bağlanmış durumda bulunmaktadır. Sitoplazmanın miktarı hücrenin büyüklüğüne göre değişir. Hücre içi yumurta akına benzeyen sitoplazmanın büyük bölümü proteinlerden oluşur. Proteinler ise aminoasitlerin çeşitli sayılardaki özel dizimlerinden meydana gelmiştir. Bir bakıma aminoasitler en küçük biyomoleküllerdir ve canlılığın temel taşıdırlar. Evrim teorisi taraftarlarının yapay yollardan aminoasit elde etme çabaları bu nedenledir. Fakat bunu başaramamışlardır. (Aminoasitler ve proteinler bölümüne bakınız) Aminoasitlerin rastlantısal dizilimleriyle önce proteinlere, sonrada hücrelere (en basit bir bakteri hücresinde bile iki binden fazla protein bulunduğunu hatırlayalım) ulaşımın önünde aşılması mümkün olmayan her biri imkânsız kere imkânsız kere imkânsız olan pek çok engeller bulunmaktadır. (Olasılık hesaplarına bakınız) Bu, imkânsız kere imkânsız kere imkânsız engellerin birinci basamağı aminoasitlerden proteinlerin oluşumu aşamasıdır. Mitokondri: Mitokondri, hücre organelerinden biridir. Yunanca mitos (iplik) ve khondrion (tane) kelimelerinden üretilmiştir.
Mitokondri Boyları 0,2-5 mikron arasında değişir. Şekilleri ise ovalden çubuğa kadar değişkenlik göstermektedir. Bazı hücreler tek bir büyük mitokondri içerebilse de çoğunlukla büyük sayılarda bulunurlar. Bir karaciğer hücresinde sayıları 2500 civarına ulaşabilir. Bölünüp çoğalma özelliğine sahiptirler. Mitokondriler, oksijenli solunum yapan ökaryotik hücrelerde bulunur. Prokaryotik hücrelerde ve memelilerin alyuvarlarında bulunmaz. Mitokondriler Dış ve iç zar olmak üzere iki zar ile çevrelenmiştir. Zarlar çift katlı fosfolipit tabaka ve bunun içine gömülü proteinlerden oluşur; yapısal olarak hücre zarına benzer. İç ve dış zarların farklı özellikleri vardır. Dış zar %50 oranında fosfolipitten oluşmaktadır ve çeşitli enzimler ihtiva etmektedir. İç zar ise fosfolipidden çok proteinlerden oluşmuştur. Düzgün dış zar içinde, iç zar kıvrımlı yapısı ile geniş bir yüzey oluşturmaktadır. Bu kıvrımlara krista (cristae) denmektedir. Cristae, Latince tarak demektir. Kristanın üzerinde elektron taşıma sistemi enzimi bulunur. Ribozom, DNA, RNA moleküllerinden oluşmuşlardır. Mitokondrial (mitokondriye ait) matriks çeşitli enzimlerin yanı sıra ribozomlar ve küçük bir miktar da DNA molekülü barındırır. Bu da mitokondriyi diğer organellerden ayırır. Mitokondrial matriksin bu tür özellikleri ökaryot hücre oluşumu ve mitokondrinin ilkel zamanlarda (evrim doğru kabul edilerek) bir hücre organeli olarak nasıl oluştuğu konusunda çeşitli teorilere neden olmuştur. Fakat bu teorilerin hiç biri (mitokondrilerin hücredeki yaşamsal önemi, evrimsel mekanizmaların işlerliği için uzun süreçlere ihtiyaç duyulması nedeniyle) gerçeklerle uyuşmaz. Mitokondriler hücrelerin enerji santralleridir. Hücre içindeki hayatsal olaylara gerekli enerjinin %95'ini mitokondriler sağlar. Hücrenin yaşamsal olaylarını oksijen kullanarak besin moleküllerinde bulunan kimyasal bağ enerjisinin açığa çıkarma işlemini yerine getirirler. Solunum, oksidasyon ve fosforilasyon için gerekli enzim ve koenzimlere sahiptirler. Bir bakıma mitokondriler oksijenli solunumun yapıldığı yerdir. Bu organeller besin maddelerinin oksitlenip parçalanarak enerjinin açığa çıktığı yerlerdir. Metabolizma olayları yönünden çok aktif olan hücrelerde, fazla enerjiyi sağlamak üzere çok sayıda mitokondri vardır. Bitki ve hayvan hücrelerinde mitokondri bulunur. Mitokondrinin kendisine ait ribozomu vardır. Hücreler ihtiyaçları olan enerjiyi aldıkları besinler yardımıyla kendileri üretirler. Bu minik santrallerde, besinlerden elde edilen enerjiler, hücrenin kullanabileceği enerji paketlerine dönüştürülür. Bu enerji paketlerine ATP adı verilir. Hücre içinde hayatı sağlayan bütün olaylar, mitokondrilerde üretilen bu kullanıma hazır enerji paketleri sayesinde gerçekleşir. Mitokondri denilen bu minik santraller günümüz teknolojisiyle imal edilmiş atom santrallerinden bile çok daha mükemmel basite indirgenemez kompleks yapılardır. Hücrelerde enerji üretim ve kullanımı basite indirgenemez kompleks sistemlerin bütünsel kurguları vasıtasıyla yapılır. Bu üretim son derece karmaşık gibi görünse de kurulan mükemmel düzenle her şeyin yerli yerince ve zamanında işlemesini sağlanır. Kullanılacak enerjinin ilk kaynağı güneştir. Bitkiler güneş ışınlarını kullanarak aldıkları kimyasal maddeleri besinlere çevirirler. Diğer bir ifade ile güneş ışığını ve bu ışıktan gelen enerjiyi ürettikleri besinlerin içine depolarlar. Vücut da dış ortamdan aldığı besinleri çok küçük parçalara ayırır. Enerjinin hammaddesi olan bu küçük parçacıklar hücre tarafından yakalanır ve mitokondriye getirilir. Mitokondri bu hammaddeleri en küçük moleküllerine kadar parçalayarak içlerinde bulunan enerjiye dönüşecek maddeleri ortaya çıkarır ve hücrenin kullanabileceği bir enerji cinsi olan ATP'ye çevirir. Mitokondri denilen bu santrallerde enerji son derece karmaşık kimyasal olaylar sonucu meydana gelir. Hücrede enerjinin üretilmesinde başrolü oksijen oynar. Enerji üretiminin hemen her basamağında birçok farklı enzim devreye girer. Bir basamakta görevini tamamlayan enzimler, bir sonraki basamakta yerini başkalarına devrederler. Böylece, onlarca ara işlem, bu işlemlerde devreye giren yüzlerce farklı enzim ve sayısız kimyasal reaksiyonlar sayesinde, besinlerde depolanan enerji hücrenin işine yarayacak hale getirilir. Mitokondrinin yaratılış amacı oksijen kullanarak enerji üretmektir. Bu karmaşık görevi içinde pek çok enzimler kullanır. Enzimler olmadan bu görevini başarması mümkün değildir. Rastlantılar oluştuğu iddia edilen şuursuz bir hücrenin yine rastlantılarla enzimleri oluşturmasının mümkün oluşmadığı açıktır. Diğer bir ifade ile bu enzimlerin ne zaman nasıl yapılacağı, maksada uygun formülleri DNA’larda bulunan bilgiler yoluyla yapılabilir. Mitokondriler enerji üretimi için hücre içi bazı yardımcı aygıtlarda kullanır. Bunları şöyle sıralayabiliriz. Plastidler: Sadece bitki hücrelerinde bulunur. Besin maddelerini sentezleme ve depolama görevi yapar. Hücre ile birlikte gelişir. Plastidler; Kloroplast, Kromoplast ve Lökoplast olmak üzere üçe ayrılır. 1)-Kloroplast: Çift zarlıdır. İç zarı düzdür. Hücre içinde enerji üreten bir başka organeldir. Bu özelliğinden dolayı bitki hücrelerinde mitokondri miktarı azdır. Bu yapının içinde bulunan ve en önemli özelliği olan, ışığı emen ve bitkiye yeşil renk veren klorofil bulunur. 2)-Kromoplast: Bitkilerde yeşilden başka renk maddelerin de bulunur. Bunlara kırmızı (domates), sarı (gül), turuncu (havuç) gibi örnekler verilebilir. 3)-Lokoplast: bitki ve hayvan hücrelerinde bulunur. Hayvan hücrelerinde besin deposudur. Renksizdir. Nişasta, protein ve yağ depo eder. Havuç, şeker pancarı, patateste bol miktarda bulunur.
ACodZ�&���











