Ortaylı: “ Biz yakın tarihimizi iyi okumuyor ve tespit edemiyoruz. Büyük ölçüde dedikodu mevzuudur.
Maalesef, birtakım sivri dilli ,muhakemesi kıt yazarlar ,çok zararlı söylemler getiriyor. İnönü Muharebeleri‘nden Lozan’a kadar pek çok konuda tarihçilikle üslup ve araştırma yöntemine dayanmayan yorumlar ,değerlendirmeler var. Halbuki, yakın tarih için aksinden istidlal yapmak ,yani tersinden delillendirmek lazımdır. Böyle olmasaydı da böyle olsaydı, ne olurdu gibi soruların peşinden gitmek lazımdır. Dilek kipi ile tarih yazılmaz, ancak tarihi olayları değerlendirme ve tahlilde bize yardımcı olabilir.”…
Bir dönemin panoromasını çizdiği bir yakın dönem tarih kitabı niteliğinde olan bu kitapta birinci dünya savaşı ,milli mücadele yılları, cumhuriyet dönemi ve inkılaplara da eşlik ediyor en olmayacak gibi görünen hedeflere ısrarla, azimle yürüyen lideri özlemle okuyorsunuz. Ve amatör tarihçilerin yaptığı yalan yanlış tasnifleri görüp didişmelerine kulak asmıyorsunuz.
“Bir başka ansiklopedideyse Karadağ Muharebesi’nde şehit düşen ve Tanzimat döneminin reformcu askerlerinden olan ,Nazım Hikmet’in ceddi Mustafa Celaleddin Paşa,yani Polonya aristokrasisi arasındaki unvanıyla Kont Konstantin Borzecki’den ‘Bir Polonya Yahudisidir’ diye bahsediliyor. Burada ön yargı ve bilgisizlik yan yana gitmektedir.
Daha beter bir olaya da şahit olundu: Atatürk ‘ün Dahiliye Vekili Şükrü Kaya’ya ,İsmet İnönü’ye hitaben bir mektup yazdırttığı iddia edildi. Mektup TBMM rumuzluydu. Yalnız rumuzun o tarihteki dizgi biçimiyle bir alakası yoktu; bilgisayardan çıktığını herkes anlardı. Güya Şükrü Kaya ,İsmet Paşa’ya “Atatürk sizi öldürtecek,ben koruyayım” diyormuş.Şüphesiz sahte bir belgeydi. Bir de Kazım Karabekir Paşa ile Türkiye’nin Mareşali Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü karşı karşıya getirmeye çalışıyorlar. Bu gayretin hedefinin kimler olduğu doğrusu beni ilgilendirmiyor ama ardında yatan başka özlemler var ve bu özlem sahipleri seslerini bu gibi oyunlarla yükseltmeye çalışıyorlar”(syf.28)
İlk bölümlerde aile kökeni, anne ve babasının aslen Türk köyü olan bugünkü Makedonya’nın Kocacık köyünden olduğu, mayasını yoğuran şehrin yani Selanik’in o yıllardaki durumu, her zaman asker olmak istemesi ,öğrencilik yılları , ittihatçılığı , Trablusgarb Savaşı ile başlayan savaş tecrübeleri yer alıyor.
Daha sonra birinci dünya savaşı yılları ile devam ediyor. Bu yedi iklim ve üç kıtadaki harbin tarihin akışına nasıl yön verdiğine,milli mücadelenin önderi kurtuluşun ilk durağı olan Samsun’dan yola çıkarak Fransızların deyimiyle ‘Kağnı’nın kamyona karşı zaferi nasıl kazandığına', Anadolu’nun direnişine şahitlik ediyorsunuz . Ayrıca Enver Paşa’nın yanlış politikaları ,Çanakkale Zaferi ,Kütül Amare Zaferi ,Mondros ve Sevr ,mütareke döneminde Osmanlı İmparatorluğu ,düzenli ordunun kuruluşu, İnönü Muharebeleri ,yunan ordusunun Megali İdea rüyasından nasıl vazgeçişi ,30 Ağustos Büyük Taarruz zaferi ,İzmir’in kurtarılışı. Ve bir atıfta bulunuyor bu bölümde Ortaylı ‘Mütareke dönemi ve Cumhuriyet İstanbul’u arasındaki ara dönem ,arşivci tarihçilerin ve gazete koleksiyonuna göz atacakların ilgisini bekliyor’ diye.
“Çanakkale’de kaybetseydik eğer İngiltere gelirdi Malta’yı , Kıbrıs’ı ,Mısır’ı nasıl aldıysa buraya da yerleşir ve güzelce kendine benzetirdi. Akabinde Rusya gelirdi ve biz bir daha oralallrı alamazdık .Konstantinopolis’i seyehat kitaplarında seyretmek durumunda kalırdık.”(syf.118)
“Bütün liderlerimiz Çanakkale Zaferi’nden çıkmıştır ve bütün kumandanlar oradan gelmiştir. Sivil kadrolar dahi oradan çıkıp gelen yedek subaylardır. Sadece bir örnek verelim. Ünlü kemancımız Ayla Erduran’ın babası Ordinaryüs Prof. Dr. Behçet Sabit (Erduran) Çanakkale’de harp sahasında hekimdi. O sırada getirilen bir İngiliz yaralı subayı çadırda tetkik ediyor ve “Bacağını kesmek zorundayım” diyor. İngiliz “Hayır,ben bu ameliyatı Londra’da yaptırmalıyım” diyor. Doktor Behçet Bey de “Kararı sen vereceksin ,ben sigara içip geliyorum”diyor ve çadırdan çıkıyor. İngiliz top mermisinden kurtuluyor. Aksi halde onun ne tıbbı kalacak ne de Ayla Erduran aramızda olacaktı.”(syf.118)
(Küçük bir parantez açayım burada kaynaklarda zabit ve kumandan ile hasbihal'i görmüşken. Bu kitabı Atatürk kardeşim dediği çocukluk arkadaşı, birçok seferde birlikte görev aldığı Nuri Conker'in Zabit ve Kumandan eserini okuduktan sonra yazmıştır. Tıpkı isminde olduğu gibi Zabit ve Kumandan ile Hasbihal ona 'hasbihal' şeklinde cevabıdır. Damat Paşa Hükümeti'nin emri ile piyasadan toplanıp imha edilen bu kitabın ilk baskılarından çok azı günümüze erişmiştir. İş bankası yayınlarına teşekkür etmek gerek ki iki kitabı da hem orjinal metni hem de günümüz Türkçesine göre sadeleştirilmiş hali ile bir arada sunuyor bizlere. O yıllarda askeri yetenek ve karakteri , erlere aşılanacak manevi dersleri, subay ruhunun nasıl şekilleneceğini, düşüncesizce kullanılan cesaretin nasıl sonuçlandığını bu iki arkadaştan dinleyin bir de. )
“Memlekette sağdan soldan ’30 Ağustos’u kaldıralım’ veya ‘Lozan zafer değil hezimet’ deniyor. Birinci Dünya Savaşı’nın son barış antlaşmasıyla,26 Ağustos’ta başlayıp 30 Ağustos’ta elde edilen zaferi bu şekilde değerliendirmek ,abes bir hükümdür. Lozan’da zafer olmaz,çünkü diplomatlar birbirine süngüyle saldırmıyorlar. Lozan’da şartların elverişliliği ölçüsünde bir uzlaşma söz konusudur.Lozan’da savaşın süngüyle çizdiği sınırı onaylattık ;tek kazanç kapitülasyonların gürültü ve kavgayla kaldırılışıdır.Kümsenin kimseye fazla diretecek gücü yoktu,bütün Avrupa ve Türkiye yorgundu.”30 Ağustos “bir zaferdir.Çok ülkede böylesi yoktur;böylesine sahip olanlar da bunu kutlar.Fransa’nın zafer günlerini (L’armistice1918) ve Rusya’nın zafer günlerini(7 Mayıs 1945) onlar kutlar,başkaları da tebrik eder.”(syf.222)
Gelelim Cumhuriyete giden yolda saltanat ve hilafetin kaldırılışına.Hilafetin İslam’da tartışmalı bir mevzu olduğunu belirten Ortaylı “Kur’an’da iki yerde geçmekte ve buralarda Hz.Davut ve Hz.Adem’e ,yani insana izafe edilmektedir.Çünkü Allah adını zikretmek ve buna akıl erdirmek yaratıklar içerisinde insanoğluna mahsustur. Yoksa ,’ Biz hilafeti Kureyş’e verdik’ ya da ‘Biz hilafetin babadan oğula olmasını istedik’ gibi bir ifade yoktur. Tabii bu hadisler için de geçerlidir. Çünkü netice itibariyle söz konusu olan kişi peygamberdir,söylediklerinin ilahi mebdei olduğuna inanılır,bir devlet adamı değildir. Bu şekilde söyleseydi ,insanlar birbirlerine girerlerdi. Toplumun bir şekilde idare edilmesi gerekir. İslam cemaatinde bu idareyi yapan kişiye ‘halife’ denir. Onun için hilafetle idare farklı şeyler değildir,yani ruhaniyet yoktur. Onun ortaya çıkması,ruhani bir kurum gibi kabul edilmesi İslam asırları boyunca söz konusu değildir.”(syf.250)
“ Şimdi mesela Türkiye’nin elinde hilafet olsa ne olurdu? Bana göre İslam dünyası üzerinde Türkiye’nin bugün ne kadar etkisi varsa yine o kadar olurdu,fazlası olmazdı. Çünkü İslam’da hilafet var ve Kur’an’da geçiyor,ancak insanın vasfı olarak geçiyor. İnsan Allah’ın halifesidir,O’nun adını zikreder ,O’nun kuvvetine inanır ,O’na biat eder. İkincisi hilafetin ne Kur’an’da ne vahiyde ne de peygamberimizin hadislerinde tarifi ve sistematiği ,düzenlenişi geçiyor.Bu bir zaaf değil ,aslında tam anlamıyla vahye mahsus bir mükemmelliktir. Şöyle olacak ,böyle olacak ,yok seçimle tespit gibi keyfiyet ve ahkam yok. Hilafet’in İslam’da ruhani bir kurum olmadığı çok açıktır bir dünyevi kurumdur.(syf 256)”
Lozan’da tüm konuların üzerinde tek tek durmuş;
-Adalar bütünüyle gene Balkan Savaşı’ndan sonraki statüde,Türkiye dışında (ikisi hariç) kaldı.Ege’nin kuzey adaları Yunanistan’ın elindedir.On İki Ada ise İkinci Dünya Savaşı’nın sonunu bekleyecek ve neticede hiçbiri bize verilmeyecektir; vermek isteyen Nazi Almanyası’dır ki bunu kabul etmek Müttefikler ve Sovyetlerle karşı karşıya gelmek olurdu.(syf.264)
Şimdi bazı bilgisiz kesimler diyor ki ‘Lozan’da On İki Ada’yı vermişiz’ On iki Ada Balkan Savaşı’nda zaten İtalyan işgali altındaydı. Lozan’da kimsenin oraları verdiği yoktu. Nitekim kime ait olacağı İkinci Dünya Savaşı’nda belli oldu.(syf.268)
- 1924 mübadelesinin Venizelos tarafından getirildiği bir gerçektir. Şimdi yine sözde tarihçilikte bir saldırı başladı ;’Cumhuriyetçiler etnik temizlik yapmak için mübadeleyi ortaya çıkardılar.’ Deniyor. Bir kere mübadele iki taraflı bir antlaşmadır ve tek taraflı olmaz.(syf. 268)
-Osmanlı’dan kalan borçlar
-İsmet Paşa ve Rıza Nur çekişmesi
İlerleyen bölümde ise ‘Neden Cumhuriyet ? ‘ sorusuna yanıt vererek İnkılaplar dönemini,aynı bir önceki bölümde olduğu gibi tek tek ele alıyor. Dedemin mezar taşını okuyamıyorumculardan Türkçe ezana kadar.
“Atatürk olmasaydı ülke kurtulur muydu? Bu sorunun cevabı için’olabilirdi’ demek lazım. Tedricen(azar azar) belli sınırların içinde kurtulurdu ama söz gelimi İzmir ve geniş hinterlandı bizim olmazdı.Oraya Yunanlılar gelir,yerleşirlerdi…
‘Demokrasi de gelirdi’ diyenler var .Demokrasi bir ülkeye ithal gelmez.Mütareke döneminde İstanbul’da sendika kurulmuş,Komünist Partisi varmış ,bazı filmler gösterimdeymiş gibi belirtiler yeterli ddeğildir.Bunlarla bir topluma demokrasi gelip yerleşmez. Yerli halk,ülkenin sahipleri o ihtiyacı hissedip demokrasiyi kendileri tesis etmelidir.”(syf.309)
“Bir mareşal düşünün ki ordunun tahsisatını ve bütçesini kısarak maarife ve sağlık hizmetlerine yatırım yapıyor ve Türkiye birdenbire eğitim meselelerini halletmek zorunda olan bir ülke haline geliyor.”(16)
“Latin harflerinin,kendini gizleyen bir tarafı da Sultan II.Abdülhamid’dir. ona göre ,’Halkımızın büyük cehaletine sebep, okuma yazma öğrenimindeki güçlüktür. Bu güçlüğün nedeni ise harflerimizdir.’ Sultan Abdülhamid,’Belki bu işi kolaylaştırmak için Latin alfabesini kabul etmek yerinde olur.’demektedir.”(syf.350)
“ Laik düzene geçişle ,son Osmanlı arasındaki modernleşmenin yarattığı ihtiyaçlardan doğan yeni kurumların eskileriyle çatışmasının yarattığı kargaşanın ortadan kaldırılması hızlanmıştır.”(syf.380)
Bruno Taut’u da es geçmiyor Ortaylı.Atatürk ‘ün katafalkını yapıp Ankara’nın sert havasında tutulduğu zatürre sebebiyle vefat eden Edirnekapı Şehitliği’ne defnedilen ilk yabancı. Hatırlanmalı diyor.
Sözü çokça Ortaylı’ya bıraktığım görsellerle zenginleştirilmiş bu kitapta derinlemesine araştırılan bir monografi okudum. Zaman ve zeminin olumsuzluklarına teslim olmayan bu karizmatik ( yanılmaz ve güvenilir anlamlarında kullanıldığını belirtiyor burada Ortaylı) lideri daima umut ışığı olarak benimseyecek ve onu anlamak ,anlatmak için hep çabalayacak , öğretmenliğimi onun ilke ve inkılapları izinde geliştirecek, manevi mirasım dediği ‘bilim ve akılı’ rehber edineceğim.
Bir de okunması için not edilen bir liste var;(kaynaklardan)
Cephedeki bir doktorun gözünden 1915 baharında Çanakkale –Behçet Sabit Erduran
Tek Adam –Şevket Süreyya Aydemir
Milli mücadele hatıraları-Ali Fuat Cebesoy
İstiklal Harbimiz,Hayatım,Birinci cihan harbine nasıl girdik ?-Kazım Karabekir
Demirciler çarşısı cinayeti Akçasazın ağaları-Yaşar Kemal
Olaylarla Türk dış politikası-Ankara üniversitesi siyasal bilgiler yayınları
Hıfzı Veldet Velidedeoğlu'nun sadeleştirmesinden Nutuk