Devlet Yapıları
Devlet yapıları çoğu zaman iktidarın ve gücün yansıması olarak karşımıza çıkmış, simetrik, statik, ezici sıfatlarıyla tasarlanmış mimari yapılardır.
Bu yazıyı yazmama sebep olan şey ise, Mehmed Niyazi’nin Türk Devlet Felsefesi adlı kitabında yer alan bir paragraf oldu.
Mehmed Niyazi, devlet sözcüğünün kökenini anlattığı paragrafta şunlara değiniyor: Devlet kelimesi, Latince durmak, yerleşmek, ikamet etmek anlamına gelen “status” dan türetilmiş Batı dillerindeki “etat, state, staat” gibi kelimelerin karşılığıdır. Fars kökenli devlet sözcüğü ise, D.V.L. kökünden türetilmiş bir isimdir.
D.V.L.’nin anlamı ise “hareket ettirmek, döndürmek, dolaştırmak, çekip çevirmektir.”
Yani, Latinler ve Batı devlete statik bir anlam yüklerken genel bir ifadeyle bizler, devlete dinamik bir anlam yüklemişizdir. Latinler, yerleşik olmayan topluluklara; biz ise işleri çekip çeviremeyen bir mekanizmaya devlet denemeyeceğini belirtmişizdir.
Bahsettiğimiz şey ise bunun dilimize, sözcüklere yansımasıdır. Peki ya mimarlığa yansıması?
Yani bugüne kadar süre gelen simetrik, statik kompozisyonlarla tasarlanan o devlet yapılarımız gerçekten bizim devlet anlayışımızı, iktidar anlayışımızı yansıtıyor muymuş? Sanırım cevap hayır. Ve yine sanırım bu statik kompozisyonları tasarlarken mimarlarımız farkında olmadan Batı’nın devlet anlayışına göndermelerde bulunuyorlarmış.
*Berlin'den iki saray örneği.
Yani, bana göre yaşadığımız coğrafyanın kamu yapıları daha dinamik kompozisyonlar içermeli.












