thats me talking through kiryu, i love his face hes so lovely
seen from China

seen from United States
seen from China
seen from Russia

seen from Australia
seen from China
seen from United States
seen from Germany

seen from Malaysia

seen from United States

seen from United States
seen from Australia
seen from United States
seen from China
seen from Australia
seen from China
seen from China
seen from United States

seen from Germany

seen from Australia
thats me talking through kiryu, i love his face hes so lovely

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
a young Fearne Calloway
By the way, My Commissions are Open! 25% OFF on my usual rates ♥
Here's my Rates
Here's my Portfolio
Send me a message if you're interested or have any questions ♥
little frens
Stupid fact
Fanart of every duende Vinny drew on the duende stream (100% real no fake)

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Ayyy lirikalite’de ilk kez Türkçe bir şarkıyı inceleyeceğim için birazcık heyecanlıyım 🥹
Konuya hemen şarkının ismiyle giriş yapmak istiyorum. Tahmin edersiniz ki bu Türkçe bir kelime değil, İspanyolcaymış. Evin içinde gezinen ama kimsenin göremediği ruhani varlık anlamına gelirmiş. Tam anlamı “evin sahibi (“dueno de casa” ifadesinin kısaltması)”. Bu bilginin ışığında şarkının giriş sözüne bakarsak “serbest gezer gönlüm size hesap mesap veremem” tam bir “duende varlık” söylemi. Aynı şekilde, “aşk havada, ama körler göremez” de duende’nin görünmezliğine atıfta bulunuyor bana kalırsa.
Şarkının ilerleyen bölümlerinde geçen “kusurlar, küsuratlar” kelime tercihlerinin etimoloji bilmeyen bir insan tarafından kolay kolay yanyana getirilemeyeceğine inanıyor ve zaten Tolga Akdoğan’ın dilbilimle ilgilenmediğini de hiç düşünmüyorum. Birbirine zıt iki kelime; birisi eksiklik birisi fazlalık anlamına geliyor ama Arapçada bu iki kelimenin kökleri birbirine çok yakın olduğu için bence kasten yan yana kullanılmış. Çok da iyi edilmiş.
Bir ara kendi kendime şarkıda “hesap kitap derdine” mi diyor yoksa “hesap kitap derdi ne?” mi diyor diye düşünmüş, şarkı sözlerine baktığımda her ikisinin de peş peşe kullanıldığını görmüştüm. Bkz:
Bu noktada çok kısa ve yüzeysel bir biçimde Derrida’nın yazı dili felsefesinden bahsetmek istiyorum. Fransızcada “différance” ve “differance” farklı anlamları olan iki kelime ama ikisinin de okunuşu aynı, yani konuşma dilinde hangisinin kullanıldığını anlamak mümkün değil. Aralarındaki farkı yalnızca yazı dilinde, yani e’nin üzerindeki şapkayı gördüğümüzde anlayabiliyoruz. Derrida bu örnek üzerinden antik çağdan beri süregelen “söylenen söz, yazılan yazıdan üstündür” yaklaşımının yapısını sökmeyi, yani bu diskuru yıkmayı hedefliyor. Bilindiği üzere Sokrates ve takipçileri, fikirleri yazıya dökmenin hafızayı ve dili zayıflatacağına inanıyor ve bilginin aktarımının diyalog yoluyla sağlanması gerektiğini savunuyordu. Yazılı eser veren şairleri de tam bir “duende” gibi görüyor, onları yok sayıyor, ruh gibi etrafta süzülen meczup kimseler oluğunu düşünüyordu. “Following the ancients” yani “antikleri takip etme” geleneği edebiyatta uzunca bir süre varlığını korudu. Edebiyat felsefesinin yapısökümcülük ve post-yapısalcılık aşamasında bu diskurun temeli sarsıldı. Ben böyle “okunuşu aynı, yazılışı farklı” sözlerin sözlü sanatlarda kullanılmasını heyecan verici buluyorum çünkü farkında olarak ya da olmadan o eserin, o felsefenin bir parçası olmasını sağladıklarını düşünüyorum. Yine Tolga Akdoğan’ın bunu bilinçsiz bir şekilde yaptığını hiç zannetmiyorum, parçanın bu kısmı en çok değinmek istediğim kısmıydı o yüzden.
Enstrüman edebiyatına gelince, her ne kadar Gürhan artık Adamlar grubunun bir parçası olmasa da bu parçada gitarını her zamanki gibi bir halk müziği enstrümanıymış gibi yöresel ezgilerle çalması, şarkıya post-modern bir hava katıyor zira İspanyol kültürünün duende’sini bağlama tarzı gitarlarla dinlememiz pek olağan bir iş değil. Aynı şekilde Tolga’nın “aman kimisi masalları severdi” ve “aman bizzat ben masalları severdim” kısımlarında kullandığı ve bize Neşet Ertaş hissiyatı veren vokalleri de bu post-modern tutumda gitar detayı kadar etkili. Sırf bunlardan yola çıkarak bu grup yapı söküyor, diskur yıkıyor diyebilirim o yüzden.
Bence artık Duende’yi farklı bir kafayla dinleyeceksiniz, sizce? 🥹
little doodle for myself of the Ootsies on this international asexuality day
Commis of @sakutair 💚