Uykunun alt edemediği hiçbir acı yoktur.
Tilvist, varoluşun tanrıçası der; "Bütün tanrıları tanıyın. Onların hepsi sizin için var oldular." Yeryüzündeki bütün tanrıları tanımak imkansızdı artık. Ancak Archima'nın adası bu konuda şanslıydı. Krallığı bir efsanenin üzerine kurulmuştu. Altıların efsanesi. Altı kardeş tanrının düşüşünün efsanesi. Archima daha küçük bir çocukken annesinden dinlemişti bu efsaneyi. Ve annesinin ölümüyle tekrar tekrar kendine anlatmaya devam etti. Bilen, duyan pek çok insan yarısının kurmaca olduğuna inanır. İnançları zedeleyeceğinden korkarlar. Hiçbir kimseye anlatmayarak neredeyse yok etmişlerdir bu efsanenin sonunu. Ancak tanrılar biliyor ya, bu, dinlenmesi gereken bir hikayedir. Çünkü en başta, Tilvist'in kendi düşüşünü anlatır. Yaptığı hatayı ve telafisi için feda ettiklerini... Uzun bir hikayedir, size kısaca bahsedeceğim. Fjöls-Kylda, eş yaratıcılar bir deniz yarattı derler. Dünyanın da üstünde bir yerlerde dalgalanan bir deniz. Yarattıkları ruhları buraya akıttılar ve yoruldular. Bilinmezliğe göçüp, kalan sorumululuklarını çocuklarına bıraktılar. En büyük kardeş, Tilvist, bu denizin üzerinde yürürdü. Etekleri denizin dalgalarıydı. Zamanı gelen ruhları denizden çekip ete kemiğe büründürür, dünyaya yollardı. Altın saçları örülmüş, altın gözleri hiç kapanmayan kardeş Laikas, ruhlara dünya üzerinde bir ömür biçerdi. Zamanı dolmuş ruh, denizine geri dönmeliydi. Bu yüzden Laikas hiç uyumadan zamanın çarklarını izlerdi, ondan kaçmaya çalışanlara müdahale ederdi. Kız kardeş Elska, aşkın kaynağıydı. Ruhların kalbine uğruna yaşayacakları Aşk'ı verirdi. Dünya üzerinde yaşama amacı edinmelerini sağlardı. İkiz kardeşi Ymladd ise, mücadelenin timsaliydi. İnsanların kalbindeki koru alevlendirip, Aşk için mücadele ateşinin yanmasını sağlardı. Bu denizin deinliklerinde, ruhların ulaşamadığı bir yerde, kız kardeş Sanje uykudaydı. O uykudayken, insanların zihnine dokunur, gerçekten olmuş, olabilecek, ve ya asla olamayacak rüyalarla yüzleştirirdi. Son olarak, Tilvist'in ikizi, sonun rehberi Dauha. İsmi gibi bir rehberdi o da. Zamanı dolan ruhlar dünyayı terk eder ancak unuttukları yolda denizi geri bulamazlardı. Dauha, her ruha rehberlik edip onları geri nehirden geçirir, sonunda çağlayan şelale ile denize akmalarını sağlardı. Her şey planlanmış, mükemmeliyetle işlemekteydi. Ancak Laikas için zor bir an yaşandı. Kapanmayan altın gözleri yaklaşan bir sonu gördü. Kız kardeşi, Elska'nın sonunu. Zamanın kendisi ve kardeşleri için de akıp gidebileceğini öngörmemişti, zamanın efendisi. Varoluşun efendisi Tilvist'e danıştı. "Aşk'ın sonu gelirse insanlar ne olur? Kabul edilemez!" Böylece Tilvist, kendi varlığına ters bir karar aldı. Laikas, sonu görmezden geldi ve zaman Elska'nın üzerinden geçip gitti. Her şey mükemmelliğiyle işlemeye devam ediyor gibi görünüyordu. Ancak görmezden gelinen öyle değildi. Elska, insanlara aşkı dağıtmaya devam ediyordu. Onları izliyor, Ymladd'ın yaktığı ateş ile Aşk'ları için nasıl savaştıklarına hayran kalıyordu. Hayranlığı da giderek büyüyordu ve bir gün kıskançlığa dönüştü. Aşkı dağıtanın bir savaşı yoktu. Tüm kalbini sorumluluğuna vermişti. Böylece Aşk güçlendikçe güçlendi. Kalplerde yanan ateşle beraber, insanları giderek daha fazla ele geçirmeye başladı. Bir insana aşık olanlar, dünyadaki yaşama aşık olanlar ondan ayrılmayı göze alamıyorlardı. Zamandan kaçmak için türlü şeyler denemeye başlamışlardı. Bu Laikas'in gözünden kaçmadı ancak nihayetinde kimse sondan kaçamazdı. Bu düşünceyle genişleyen başkaldırıyı görmezden geldi. Tehlikeyi açıkça gören gözler Sanje'ye aitti. Ancak onunkiler de kardeşlerine kapalıydılar. İnsanların kalplerini rüyalarında okuyabiliyor, onları kabuslarla dizginlemeye uğraşıyordu. Kardeşlerine bu durumu anlatması imkansızdı. Rüyaların efendisi uyanamazdı. Olacak olan oldu, bir ruh Dauha ile gelmeyi reddetti. Dauha ruha acı acı güldü sadece. Bu noktada hiçbir ruhun seçme şansı olmamıştı ki onun olsun. Ancak ruh ölümün efendisinden kaçmayı başardı. Dünyadaki yaşamına geri döndü. Dauha, şaşkınlık ve öfke ile dünyaya bakıp ruhu aradı. Ancak ruh kendisinden kaçmayı başarmıştı bir kere. Öfkeyle nehrinde yürüdü, şelaleden aşağı, ruhlar denizine inip kardeşine gürledi; Laikas'a. Laikas kapanmayan altın gözleriyle ölümün efendisi kardeşine baktı. Onun gözlerindeki karanlık ve boşluk kardeşini içine alıp yok edecekmiş gibi öfkeyle bakıyordu. Sonunda zamanın efendisi, yaptığı hatayı itiraf etme zamanının geldiğini gördü. Bu sefer zamana boyun eğip, görmezden geldiği şeyi kardeşlerine anlattı. Sanje uykusundan uyandı ve kardeşlerine katıldı. İnsanların kalplerinde okuduklarını onlara anlatma zamanı gelmişti. Elska üzüntüyle dünyaya baktı. Neden olduğu şeyin farkına vardı. Geç kalınmış da olsa, gerçekleşmesi gerekeni gerçekleştirdi ve kendini ruhlar denizine bıraktı. Dalgalara karışıp kardeşlerinden ayrıldı. Kardeşler, artık dengenin sağlanmış olmasına teselli bularak üzüntülerini gizlediler. Ancak ne yazık ki geç kalınmıştı. Çok geç. Elska'nın gücü kendi tahmininden de öteydi. Artık gücüne de hükmedemeyecek bir halde denize yayıldı. Ruhlar kıvranmaya başladı, deniz dev dalgalarla yoğruldu. Sonunda kimsenin, Tilvist'in bile engelleyemediği bir şey oldu. Ruhlar denizi taştı! Sular dünyaya düşüp derin yarıklar oluşturdular. Kıtalar ve insanlar dünyaya dolan suyun altında kaldı. Tilvist huşu ile olanlara baktı. Sonunda kendi kararının sebep olduğuna müdahale etti. Elska gibi ruhlar denizine karışıp kardeşini dengeledi. Dalgalar duruldu, insanlık bir anda yok olmaktan kurtuldu. Dünya hiç olmadığı kadar mavilikle parıldamaya başladı. Ymladd, ruhlar denizindeki varlığından vazgeçip aşağı, dünyaya indi. İnsanların Tanrı olarak tanıdığı bir ilk oldu. İnsanların bundan sonra dünya üzerinde bir rehbere çok daha fazla ihtiyacı olduğunu düşünüyordu. Laikas da onunla birlikte dünyaya inmeden önce, geride kalacak kardeşi Sanje'den bir şey istedi. "İnsanlara rüyalarında bizi anlat, kardeşim. Tilvist'i ve Elska'yı anlat. Hepimizi bilsinler ve tanısınlar. Tilvist bizim için neyse, insanlar için de o olmalı. Elska'yı kalplarinde hissetmeliler. Hepimiz varlığımızı korumaya devam ediyoruz ve bunun onlar için olduğunu bilsinler." .... "Hissediyor musun, kardeşim?" Sanje, Dauha'nın sorusunu yanlış yorumladı. Dauha yaklaşan yeni çağdan bahsediyordu. Ancak Sanje içine dönük cevap verdi; "Acıyı mı? Bütün kalbimle... Ancak..." Dauha kardeşine baktı. Karşılaştığı boş, buz mavisi bakışlar kendi içinde bir şey hissediyor olamazdı. Sanje, geriye suyun üzerine uzandı. Yavaş yavaş denize batmaya başlamışken son sözleri duyuldu. "...Uykunun alt edemediği hiçbir acı yoktur, kardeşim."











