201) Ahmet Cem Ersever-Kürtler,Pkk ve Abdullah Öcalan
Fransa'daki gençlik hareketleri, Latin Amerika'daki Gerilla mücadeleleri idealize edilmiş şekilleriyle neredeyse günü gününe takip edilebilmekte ve kitleler yoğun olarak etkilenmektedirler. Çeşitli örgütler de doğal olarak Türkiye'de benzeri hareketleri organize edip eylemler yapmaktadırlar. Bu arada o tarihlerde yasadışı olan TKP (Türkiye Komünist Partisi), ideolojik teorik destek sağlamak amacıyla dünyadaki tüm Marxist-Leninist eserlerin tamamına yakınının Türkçeye çevrilmesine ön ayak olmaktadır. Parlamentodaki Türkiye İşçi Partisi ise gençlik ve işçi hareketlerinin duygu sömürüsünü yapmakla meşguldür. Diğer partiler de mevcut işçi ve gençlik hareketlerinin sebepleriyle ilgileneceklerine olayların üzerine gitmek için asayiş tedbiri geliştirmektedirler. Gençlik, sol'un her tonuna bir moda akımı gibi sahip çıkmaktadır. Doğulu gençliğin önemli bir bölümü ise, solculuğun etkisiyle ve aynı zamanda Irak'taki BARZANİ hareketinin bir kolu olan TKDP (Türkiye Kürdistan Demokrat Partisi)'nin ruhuyla kurulmuş olan DDKO (Doğu Devrimci Kültür Ocakları) etrafında örgütlenmektedirler. 19601ı yılların sonunda gençlik hareketlerinin bazı üç noktaları sorumsuzca siyasi maksatlara alet edilmeye başlandı. Bazı kesimler gençliği iktidar emelleri doğrultusunda kullandılar, bazıları da gençliğin durumunu öne sürerek darbe planları yapmaya başladılar. İşte bu durumda iş boyut değiştirdi ve bilinen 12 MART muhtırası gündeme geldi. Genelde TİİKP,THKO, THKP-C gibi sol örgütler ile DDKO isimli Kürtçü örgütün uç noktaları tasfiye edilince, geçici bir sessizlik ortamı sağlanmış oldu.Dönemin Kürtçülük faaliyeti; Irak'taki BARZANİ hareketinin sempatizanlarınca ve kısmen I-KDP (Irak Kürdistan Demokrat Parti-si)'siyle organik bağ içindeki T-KDP ile birleşik hareketten ve hem de Türkiye'deki genel solculuktan etkilenen üniversiteli gençlikle doğulu okumuşların kurmuş olduğu DDKO faaliyetleridir.T-KDP daha çok aşiret ileri gelenleri ve mollalarla ilişkilidir. Propaganda konuları BARZANİ'nin faaliyetleridir. Faaliyet sahaları MARDİN, HAKKARİ, SİİRT, BİTLİS, VAN ve kısmen DİYARBA-KIR'dır. DDKO ise belirttiğimiz gibi daha çok üniversite gençliği ile Kürt kökenli avukat, doktor ve yeni politika heveslilerinden meydana gelmektedir. Bunlar, "Doğuya yol, su, elektrik vs.", "Komando zulmüne son" gibi sloganlarla bölgede isim yapma çabasındaydılar ve "AYDIN" olmanın gereğini bu şekilde yerine getiriyorlardı. Faaliyet sahaları DİYARBAKIR, SİLVAN, SİVEREK, AĞRI vs. gibi yerlerdi. Bu dönem Kürtçülüğü tamamen o günün şartlarının doğal sonucu olarak filizlenmiştir
1970′li yıllarda ortaya çıkan TKP dışındaki örgütler,1968-1971 yılları arasında kurulan THKO, THKP-C ve TİİKP'nin türevleriydi. Yine Marxizm- Leninizm'i "Kürdistan Koşullarında yorumlayan" Kürt solu TKDP ve DDKO'nun uzantılarıydılar. Fakat PKK 1970'li yılların toz
duman olmuş ortamı içinde tıpkı TKP gibi belli bir amaç için 1921'lerde olduğu gibi kurdurulmuştur. TKP'yi belirttiğimiz gibi başını SBKP'nin çekmiş olduğu 3. Enternasyonal hayati önemdeki bir stratejinin gereği olarak ve fakat sadece Türkiye'de değil, dünyanın birçok yerinde kurdurmuştu
Bir yıl gibi kısa sürede yani 1977 başlarında Kürdistan Devrimcileri birçok fraksiyon gibi isimlerini duyurmaya başladılar. Bu arada UKO (Ulusal Kurtuluş Ordusu) ismini de benimsemişlerdi. Ancak diğer örgütler nezdinde KD, UKO, APOCULAR gibi isimler hiç de iyi isimler değildi. Çünkü bölgenin kuzeyinde UKO, güneyinde APOCULAR olarak anılan bu grup diğer birçok örgüte göre kuşkulu bir gruptu. Mevcut ortamın doğal gruplarından farklılık arz ediyordu ve bu nedenle hep kuşkuyla bakıldı.
Okullarını işlerini bırakıp, aileleriyle de ilişkilerini kısmen askıya alıp, kendilerini tamamen örgüt işlerine ve çalışmalarına vermişlerdi. Bu şahıslar sırasıyla; Abdullah ÖCALAN, Cemil BAYIK, Kesire YILDIRIM (ÖCALAN), Ali Haydar KAYTAN, Duran KALKAN, Abdurrahman POLAT, İsmet ÖZKAN, Mazlum DOĞAN, M.Hayri DURMUŞ, Haki KARER, Baki KARER, Kemal PİR, Mehmet KARASUNGUR, Şahin DÖNMEZ, Mehmet UZUN, A. Rıza ALTUN dur.
27 KASIM 1978 tarihinde kurulan PKK, varlığını 1979 yılı TEMMUZ ayında Milletvekili Mehmet Celal BUCAK'a saldırarak ilan etti.Kırsal kesimlerdeki eylemlerin temel esprisi; birbirine düşman olan iki aşiret, kabile ve aileden birine yanaşarak ve onların desteğiyle diğerine saldırmaktı. HİLVAN'da bir aşirete dayanılarak SÜLEYMAN-LAR'a; SİVEREK'te gene bir aşirete dayanılarak BUCAK'lara saldırıl-mıştır. Bu
aşiret olaylarında yüzlerce insan hayatını kaybetmiştir. Çatışmalar kısa sürede öyle bir hal almıştır ki, taraflar birbirinin kedisini köpeğini öldürür duruma gelmişlerdir. Öte yandan MARDIN'de bir kabilenin maddi olanaklarına dayanılarak KAHRAMAN'lara saldırılar yapılmıştır...önceden yapılan plan gereği geceleri herhangi bir kabilenin evi taranıyor, birkaç gün sonra da gidip, "Size saldıran olmuş, sizi biz koruyacağız" denilerek oralara yerleşiliyordu. Yine bilindiği gibi 1979-1980 yıllarında PKK militanları ile BATMAN ili civarındaki RAMAN aşireti arasında çatışmalar oluyordu.PKK'lılar; civar köyleri daha aktif hale getirmek ve kullanabilmek için SUÇEKEN köyünde bir aileye bombalı paket göndererek bu ailenin katledilmesine sebep oluyor, ardından da SUÇEKEN köyünü RAMAN aşiretine karşı üs olarak kullanıyorlardı
Arap ülkelerinden Suudi Arabistan ve Kuveyt, durumun böyle olmadığını bildikleri halde kendi vatandaşlarına şirin gözükmek için kesenin ağızını açmışlardı. Suriye ayrıca Sovyetler Birliğine; "Ben Lübnan'da kontrolüm altındaki sahada Kapitalist ülkelerin devrimci militanlarını barındırıp eğitiyorum bunun için bana para ve silah verin. " taleplerini rahatlıkla götürebiliyordu. Öte yandan Arap ülkelerine, sosyalist ülkelere ve batı dünyasının demokratik kamuoyuna (!) diyordu ki; "Ben mazlum Filistinlilerin hamişiyim, İsrail'e karşı Filistinlileri destekliyor, barındırıyor ve koruyorum. Filistinlilere para yardımı yapıyorum zor durumdayım bana para verin... "Dolayısıyla Suriye, Filistinlilere dışardan gelen her türlü yardıma da el koyuyordu. Buna karşı Filistinliler şiddetli bir şekilde itirazda bulununca 1976 yılında Filistinlilere karşı Tal El Zaatar katliamını düzenleyip otoritesini tesis etti.Sorun daha sonraları giderek karmaşıklaştı ve Lübnan gerçek anlamda bir kördüğüm halini aldı. İşin bu hale gelmesinde Fransızların önemli etkileri olmuştur.
Suriye ve Türkiye arasındaki Hatay topraklan ve su sorunları da yabana atılmayacak etkenlerdir. Ancak burada önemli olan Suriye'nin Lübnan'ı uluslararası terör odaklarının barınma ve eğitim alanı olarak bazı güçler adına kullandırmasıdır. Oradaki kamplar için hiç kimse Lübnan hükümetini sorumlu tutamıyor çünkü fiili denetimi yok . Suriye ise; "Burası benim toprağım değil" diyebiliyor. Günümüzde Sovyetlerin veya Bulgaristan'ın olmaması da hiç önemli değildir. Ortadoğu ve Ortaasya üzerindeki emelleri belli olan ABD, Almanya, Fransa ve ingiltere terör yaratıcılığı konusunda deneyimli bir profesyonel olan Suriye'nin patronluğuna çoktan soyunmuş
PKK militanları Lübnan'da Filistinlilerin yanma gitmeden önce Filistin Gerillalarını, Filistin savaşçılığını, kahramanlığını efsanevi bir düzeyde görüyorlardı. Fakat içlerine girdiklerinde onların da diğer insanlardan farkları olmadığını kısa sürede anladılar. Onca uluslararası maddi ve manevi desteğe rağmen ortada gözle görünür birşeyler yoktu.
Bu durumun yarattığı hayal kırıklığı PKK yönetimi tarafından fark edilince, gerilla ve gerillacılığa olan güven sarsılmasın diye; "Bunlar mültecidir, liderlikleri devrimci değildir. Kendi topraklarında savaşmıyorlar, bol para ve imkan dirençlerini kırmıştır..." yalanlan söylenmeye başladı.Nihayet Abdullah ÖCALAN, 1981 yılı Haziran ayında Şam'dan Lübnan'a geçerek Suriye sınırında ve Lübnan toprakları içersinde bulunan ayrıca daha önce kararlaştırıldığı kesin olan, Suriye ordusunca özel olarak korunan ve Filistin Demokratik Halk Cephesinin cephaneliklerinin bulunduğu HELVE Kampı'nı tamamen PKK'ya tahsis ettirdi.PKK 1. Konferansı HELVE Kampında yapılacaktı. Filistin karakollarına dağıtılan gruplardan ileri düzeyde bulunan ikişer-üçer kişi seçilerek kampa çağrıldılar. Böylece değişik yerlerden yaklaşık 60 kişi PKK 1. Konferansına katılmak üzere bir araya gelmiş oldular. Ayrıca 20 kadar militan da nöbet, yemek ve benzeri işler için kampta bulunuyordu.
1982 yılının Haziran ayında İsrail Güney Lübnan'da üslenmiş olan Filistin kamp ve karakollarına karşı topyekün bir harekat başlattı. Bu harekat neticesinde Filistinliler önce Batı Beyrut kesimine hapsedildiler ardından da Lübnan'dan sürüldüler. Filistin gerillaları Kuzey Afrika'daki Arap ülkelerine Fas, Tunus ve Cezayir'e kaçtılar, bir kısmı da Güney Yemen ve Suriye ye sığındı. Bu harekat sırasında Suriye ordusu İsrail ile bir günlük hava çatışmasına girdi ise de Güney Lübnan'daki kara harekatına karışmadı.İşte o zamana kadar Güney Lübnan'daki Filistin gerillaları arasında kendilerini saklamış olan PKK'lılar topluca Suriye'ye geçtiler. Fakat 20 kişilik bir grubu gene HELVE Kampında bıraktılar. Suriye'ye geçen PKK militanlarına kısa sürede Şam, Halep, Kamışlı gibi yerlerde onlarca ev tahsis edilerek garantiye alındılar.Bu evlerde yaklaşık olarak 300 PKK'lı militan barınıyordu. Bunları her ev bir grup olmak şartıyla ki her evde 8-10 kişi barınıyordu teorik eğitime devam ettiler. Dışarı çıkmaları ve gezmeleri yasaktı.Aylarca kalınan bu evleri hiç kimse terk etmiyordu.
PKK ile BARZANİ KDP'sini sihirli bir el, 1982 yılı sonlarında bir araya getiriverdi. Anlaşmadan hemen sonra PKK gruplar halinde militanlarını Kuzey Iraktaki KDP denetiminde bulunan bölgeye yerleştirdi.. Bazı PKK yöneticileri de Şam havaalanından uçağa binerek, önce İran-Tahran'a sonra da karayoluyla Kuzey Irak sınırına gelerek buraya yerleştiler. Bu anlaşmadan sonra Mesut BARZANİ muradına erdi ve solcu çevrelerden itibar görmeye başladı. Suriye'ye davet edildi. Çünkü Hafız ESAD yönetimi, Irak topraklarında Suriye adına SADDA-M'a karşı savaşacak bir piyon arıyordu. Irak, 1982 yılı başlarında Suriye'nin HAMA kentinde patlat veren olaylarda Müslüman Kardeşler örgütüne geri cephelik görevi yapıyordu. Suriye bu nedenle, Irak'ı cezalandırmak, Celal TALABANİ ile Mesut BARZANİ'yi birlikte devreye sokmak istiyordu. BARZANİ Şam'da iken hemen bir KDP bürosu açıldı ve KDP ileri gelenleri, Kuzey Irak'a silah ve para akıtmaya başladılar. Diğer taraftan KDP'nin SADDAM'a karşı başlattığı mücadeleye o sıralar Irakla savaş halinde bulunan İran'da sahip çıktı. BARZANİ'nin İran'da kamplar açmasına ve serbestçe girip çıkmasına müsaade etti.
Demokrat Partisi ile Irak Devlet Başkanı Saddam HÜSEYİN bir anlaşma yaptılar. Buna göre; KASEMLO İran'a karşı savaşacak ve aynı zamanda İran'daki BARZANİ kuvvetlerinin kamplarına saldıracaktı. Buna karşılık Irak yönetimi; İran Kürtlerine para ve silah verecek, Irak topraklarında kendilerine üslenme imkanı sağlayacaktı.
Kürt halkı üzerinde oynanan oyunları, TALABANİ'leri, BARZANİ-leri, KASEMLOları, Abdullah ÖCALANları yani, kendi halkını işporta tezgahındaki mallar gibi pazarlayanları üçbeş kelime ile anlatmak mümkün değildir. Böyle bir şey yapmak Kürt insanının vermiş olduğu canlan ve döktüğü kanları hafife almak olur. Burada durmayı tercih ediyoruz. Durmak, belki bunların sebep olduğu yıkımları geçiştirmek olur ama bu sadece bize ait değildir. Bu gerçekleri su yüzüne çıkarması gerekenlerin, bu duruma çanak tutanların, eğer varsa yüzlerini daha fazla kızartmamak
için şimdilik susalım.
Evet PKK'nın Kuzey Irak'a giriş öyküsü kısaca böyledir.