Şimdi gelsen... Hani olmayacağını bildiğim o ihtimal, inadına kapımı çalsa. Telefon bir anda çalsa da, yıllardır unutmamaya çalışırken ezberimde kalan o ses "Ben geldim." dese... O tek cümleyle bütün zaman durur. Kalbim, bunca zaman susmaya alışmışken yeniden nasıl çarpacağını hatırlar. Ellerim titrer, avuç içlerim terler; çünkü insan en çok, gerçekleşmeyeceğine kendini inandırdığı mucizeler karşısında çaresiz kalır.
Sana söyleyecek onca şey biriktirdim sanıyordum. Meğer hiçbirini söyleyemezmişim. Sadece uzun uzun yüzüne bakarmışım. Kaybettiği yılları gözlerinde arayan biri gibi... "Nasılsın?" bile diyemezmişim. Çünkü bazı hasretlerin dili tutulur; konuşmaya başladığı an gözyaşına dönüşür.
Belki sarılmazdım bile. Korkardım. Dokunduğum an kaybolacak bir rüya gibi dururdun karşımda. O yüzden yalnızca orada olduğuna inanmak isterdim. Sesinin gerçekten kulaklarıma değdiğine, nefesinin gerçekten bana bu kadar yakın olduğuna... İnsan bazen kavuşmaktan bile korkuyor; çünkü en güzel hayaller, uyandığında canını en çok acıtanlardır.
Sonra aklıma geçen bütün yıllar düşerdi. Sensiz alışmaya çalıştığım sabahlar, geceler, sustuğum cümleler... Meğer hiçbirine alışamamışım. Sadece yokluğunu taşımayı öğrenmişim. Yara kapanmamış; ben sadece onunla yaşamayı becermişim.
Ve tam o anda anlardım... İnsanın en büyük özlemi, birini yeniden sevmek değildir. En büyük özlemi, bir gün ansızın telefonunun çalması ve hiç ummadığı bir anda, unutmaktan vazgeçtiği o sesin yalnızca iki kelime söylemesidir:
İşte insan, bazen ömrü boyunca gerçekleşmeyeceğini bildiği iki kelimenin umuduyla yaşar. Kimseye anlatamaz bunu. Kimse anlamaz. Çünkü dışarıdan bakınca hayat devam ediyordur; ama içinde, o telefon hâlâ çalmamıştır.