Metrobüsteyim sırtım buğulu cama yaslı. Üzerimde üç çift göz, boynumda battaniyemsi şalım, elimde siyah eldivenlerim, ayağımda şu bizim postallar var.Hava yağmurlu ve yüz göz sardıran soğuklar geldi buraya.Bir yandan durakları kontrol ediyorum bir yandan gözler ürkütücü gelmeye başlıyor sağım solum dolu boynum tutulduğu için yere bakamıyorum havaya baksam aklımdan şüphe edecekler diyorum.Bakacak yer kalmadığı için gözlerimi kapatıyorum ve Rıdvan'ın "metrobüste sakın uyuma ha !" Cümlesi kulaklarımda çınlıyor.Yarı irkilerek gözlerimi açıyorum bir elim çantamda. Önümde yüzüme dokunan kapüşon püskülü var bir de ince temas... Sahibi kim diye bakıyorum bir kadın.Taciz kelimesi neden sadece erkeklere yapışmış diye sorguladıktan sonra kadına bir adım öne gider misiniz dediğimde suratıma doğru atacağı donuk bakışı öngörüp susuyorum çünkü boşluklar sadece yukarıda var. İstemsizce şunları duyuyorum baba benim boyum kaç? 98 cm bir metreden az. Adın ne Yavuz soyadın Kılavuz hahhahha... Uğultuda duymak istemeden duyduklarımla beraber gidiyoruz içimden bana kendini sevdir İstanbul diyorum.
Vildan Vayvada















