tumalin’in çizmeleri
Uzun mu uzun sarı saçları vardı. Ejderha derisinden çizmeleri, Görenleri kıskançlıktan çatlatırdı. Gözleri desen derin bir okyanus, Dişleri sanki bir dizi ay taşındandı. Uzun yolculuklara çıktığı vakit, Çıkınında en tatlı şarap ve ekmek, En sulu elmalar her daim hazırdı. Turmalin’di adı cesareti köyünde namdı, Maceralı öykülerle döner seyahatinden Köy ahalisi etrafını sarmalardı, Turmalin’in öykülerini dinlemek için. El hünerleri de dilden dile dolanan, Turmalin, çizmelerinin öyküsünü Anlatmıştı kıvılcımlar saçan bir ateşin Etrafında toplanmış kalabalığa. Gökte ay yusyuvarlak yüzüyordu ve Güzel bir öykü için gayet uygundu hava. Pipolar yakılmış kadehler dolmuştu Genç adamlar ve çocuklar merakla Turmalin’in öyküsünü bekliyordu. Bir nefes çekti piposundan ve kocaman Bir yudum aldı sonra şarabından Kasım kasım kasıldı ardından. İyi açın o koca kulaklarınızı dinleyin sözlerimi: Şanslısınız ki bizzat benden duyacaksınız, Destanlarda anlatılacak maceralarımdan birini. Çıt çıkmasın isterim kapalı kalsın ağızlarınız, Şaşkın suratlarınız korkudan gerildiği zaman İzin vereceğim bir süre alkışlamanıza zaten. Bilirsiniz pek severim derileri şekillendirmeyi, Onlardan güzel elbiseler ve pabuç yapmayı Ve efsunludur kemikten işlediğim takılar Ancak en çok köyümü severim, Yotunk’u Korumak isterim her kötülükten onu Çalınınca kulağıma aç bir ejderhanın Yolunu şaşırıp yaylamızı işgal ettiği haberi, Hemen düşündüm ejderha derisinden bir çift Çizmenin ayaklarımda ne kadar güzel duracağını… Kaptım şöminemin tam üzerinde asılı duran Kuzeyin en azgın yanardağlarında dövdüğüm Kılıcımı ve düştüm yollara tam beş gün boyunca. Tepeleri ve kayalıkları aşıp küheylanımın sırtında, Yotunk Yaylası’nın girişine vardığım anda daha Burnuma ilişti ihtiyar ejderhanın buharlı nefesi. Kınından çıkardım “Kanperest”imi ve süzdüm Nerede bu aptal ejderha diye yeşil mi yeşil yaylamızı O anda kanat çırpıp geldi kendi ayağıyla ölümüne Ki habersizdi canını vereceğinden yazık! Öyle bir gürledi ki koca ağzını açıp karşımda, Kralın şövalyeleri bile kaçardı ayakları kıçına vura vura: “İşgal ettiğim topraklara gelen bu çocuk da kim?” Dedi alev saçan gözlerini gözlerime dikerek korkusuzca. “İşgal ettiğin bu toprakların çocuğuyum ben ya sen kimsin?” Kanatlarını açtı iki yana ve gerdi göğsünü ejderha “Terothin’im ben, ismimi bilmez misin küçük adam? Yedi diyara namdır ismim, tam tamına bin yaşındayım, Ancak kuraklık baş gösterdi topraklarımda Yiyecek bulamaz oldum karnımı doyurmam gerekiyordu Buraya getirdi beni kader, ineklerinizin tadı ne de güzel!” Kanperest fısıldadı kulağıma, ‘izin verme konuşmasına’ Koyunlarımızı, sığırlarımızı mideye indiren, Ormanlarımızı yakıp küle çeviren ejderhaya Aman dileme fırsatı bile vermeden savurdum kılıcımı, Kanatlarını iki yana açmış kızıl renkli Terothin, Esneyen bir köpek gibi açtı koca ağzını sonuna dek. Ciğerlerindeki havayı alevlendirdi ve üfledi var gücüyle. Daha nefes alırken kaçtım ki korkaklığımdan değildi bu, Hemen yanımdaki kadim bir çınar ağacını Bir avuç küle çevirirken Terothin, aleviyle Parlattım Kanperest’imi ejderhanın alev topuyla Ki o halde keskinliğine efsun da karıştı kılıcımın, Terothin’in bin yıllık kudreti geçti çeliğinin damarlarına Saldırı sırası bana geldiğinde bir takla attım havada Büyüyle güçlenen Kanperest’i olanca kuvvetimle Saplayıverdim ejderhanın tam da göğsünün ortasına. Ciğeri delinen Terothin’in nefesi daha o anda Karışıverdi havaya ki kudretinin borçlu olduğu Ciğerleri nefes alamaz olduğunda ejderhaların Kocaman bir sürüngenden farkı yoktur Ne alevi kaldı ortalıkta ne haşmetli bakışları Tir tir titrer oldu Kanperest’in ve benim karşımda. “Bağışla canımı yüce efendi” diyerek düşerken Dizlerinin üzerine, gözlerinden de akıverdi yaşlar… Ama çok geçti artık merhamet için Yotunk’a zarar vermenin bedelini ödedi böylece Ve derisi ayaklarımı süsleyecekti hem de Kızıl Terothin son nefesini de verdikten sonra İşte şu Kanperest ile sıyırıverdim derisini Etini yabani hayvanlar yesin diye orada bıraktım Ancak kalbi ve sırtındaki zırhı da benim idi İhmal etmedim dişlerinden birkaçını ve Pençelerinden bir iki kemiği almayı hatıra diye Küheylana sırtlamaya kıyamadım yükümü, oldukça ağırdı, On günün sonunda taşıdım pullu kızıl deriyi evime Bu güzelim çizmeler işte böyle imal edildi…













