KAMU DÜZENİ YASAL TOPLUMUN EVRENSEL DÜZENİDİR
İMRALI GÖRÜŞMELERİ – 22 12.07.2022 / ANAKARA Katılanlar: S.S. Önder, İdris Baluken, Hatip Dicle, Pervin Buldan Konular: Sağlık (alınmadı), hasta tutukluların salınmaması, müzakerelerin yavaşlığı ve savsaklanması, Sakine Cansız suikastı, konu olmamakla birlikte “gafil muhbirlik” yapılıyor ve birçok itiraf ortaya dökülüyor. Hepsi de satır aralarında gizli, dikkat! *Konuşma metni içinde geçen koyu ve çizgili yerler vurgulanmak maksadıyla tarafımdan yapılmıştır. *(…) işaretinin görüldüğü yeler bir metnin olduğu ama önemli görülmediği ve kaldırıldığını gösterir. (…) KGM: Öncelikle şunu ifade edeyim. Mütevazı bir toplantı masasında oturmuş olabiliriz. Ancak toplantı tarihi bir görüntüyle başlıyor. (…) Yorumum: Bu toplantıya kadar “yetkili” katılıyordu, bugün ise KGM katılıyor. Değişik bir yola mı giriliyor, seviye mi atlanıyor? Yoksa bu toplantılar bir süre sonra terfien azil mi edilecek? (…) KGM: Öncelikle Murat Bozlak için başsağlığı diliyorum. Demokrasi mücadelesinde önemli sıkıntılar çekmiş bir arkadaşınızdı. Hem heyete, (Başkan’a dönerek) hem de size başsağlığı diliyorum. Yorumum: KGM “demokrasi mücadelesi” diyerek teröristlerin demokrasi mücadelesi verdiğini beyan etmektedir. Bu durumda sormak gerekmez mi “kimin, hangi devletin görevlisidir?” diye. A. Öcalan: Evet, Murat Bey’in önemli hizmetleri oldu. En son Adana’dan milletvekili olmasını da ben istemiştim. Sanırım milletvekili seçildikten sonra sağlık sorunları artmaya başladı. Bizim açımızdan değerli bir arkadaşımızı kaybettik. Benden de ailesine başsağlığı dileklerimi iletin. Bugünkü toplantımızın formatı daha farklıdır. Heyetiniz hükûmet yetkilileri ve Başbakanla da bazı görüşmeler yapmış. Hem onları almak hem de devlet heyeti olarak görüşlerinizi öğrenmek istiyorum. Bu arada Kandil’e de gittiniz. Kandil’deki mektuplar ulaştı bana. Oradaki aktarımlarınızı da öğrenmek istiyorum. Mektupları okudum. İçerik doyurucudur. O nedenle farklı notlar varsa aktarabilirsiniz. (…) S. S. Önder: Hükûmetle yapılan görüşmelere geçmeden önce Selahattin Beyin Salih Müslim ile birlikte katıldığı bir Rusya gezisi vardı. Onun aktarımını paylaşmak istiyoruz. A. Öcalan: Evet, önemlidir, onu dinleyeyim. S. S. Önder: Suriye başta olmak üzere Kürt halkının her yerde barışa ve istikrara katkı sunmaya hazır olduğu, Kürtleri hesaba katmadan yapılacak çözüm arayışlarının kalıcı olmayacağı, devletlerin kendi aralarındaki çıkar ilişkileri temelinde Kürtleri pazarlık konusu yapmalarının olumsuz sonuçlar doğuracağı, Rusya’da yapılacak olası Suriye Konferansına Kürtlerin kendi kimliği ve temsilcileri ile katılmaya hazır olduğu mesajları paylaşılmış. Öcalan’ın demokratik modernite ve demokratik ulus perspektifinin Ortadoğu için en uygun çözüm zemini olduğu şeklindeki sunumları ilgi ile karşılanmış. Heyet genel olarak üst düzeyde kabul ve ilgi görmüş. Mesaj ve taleplere sıcak yaklaşılmış. Rusya’da Mala Kurdan çalışanlarının ve kadroların selam ve özlemleri var. Rusya Ezidi Kürt toplumu da selam ve bağlılık duygularını iletiyor. Şengal’de ortaya çıkan durumun Sayın Öcalan’ı haklı çıkardığını ve sahiplenme için teşekkürlerini iletiyorlar. (…) S. S. Önder: Bu sürede Hakan ve Efkan beyler, Yalçın Bey ve Başbakanla görüştük. En son yaptığımız Başbakan görüşmesi bütün görüşmelerin özeti olduğu için isterseniz onu aktarayım. KGM: Sırrı beyle daha önce tanışmıştık ama Pervin Hamınla orada ilk defa tanıştık. Bence çok önemli bir toplantıydı. Başbakan’la bu kapsamda ilk defa böyle bir toplantı yapıldı. Sanırım daha önce böyle bir toplantıya katılmamıştınız. S. S. Önder: Başbakanla ikinci görüşmemiz oldu. Daha önce RTE Başbakan iken onunla da görüşmüştük. KGM: Ama bu formatta değil. Davutoğlu ile de ilk defa böylesi bir toplantı yapıldı. S. S. Önder: Evet, doğru. İlk defa böyle bir toplantı gerçekleştirdik. S. S. Önder: Başbakanla yaptığımız son toplantıda Yalçın Bey, Efkan Bey, bir de Muhammet Bey vardı. Ben ve Pervin Hanım katıldık. İstanbul’da Dolmabahçe Sarayında gerçekleştirdik toplantıyı. KGM: Ben de bunu kastediyorum. İlk defa Ahmet Bey döneminde bu kapsamlı bir toplantı yapılmış oldu. Bunu önemsemek lazım. A. Öcalan: Evet, biz de buna anlam biçiyoruz. Oradaki toplantı önemlidir. Ama bugün burada yaptığımız toplantı müzakere karar toplantısıdır. Kabine toplantısından bile daha önemlidir. S. S. Önder: Başbakan daha çok kamu güvenliği ile ilgili 6-7 Ekim olaylarını örnek göstererek, eleştiri yaparak toplantıya başladı. Yaptığımız toplantının yapılıp yapılmamasına da tereddütlü yaklaştığını ve 6-7 Ekim olaylarının sürece büyük zarar verdiğini belirtti. Bu konuda hem Selahattin Bey’i hem de HDP’yi eleştirerek başladı. “Bu görüşmeye karar verirken bile tereddüt ettim” dedi. Biz Başbakan’ın bu yaklaşımını doğru bulmadığımızı, aslında en fazla bu tür durumlarda bir araya gelinmesi ve iletişimin hiç kopmaması gerektiğini ifade etmeye çalıştık. 6-7 Ekim olaylarına aslında hükûmetin tavrının neden olduğunu, MYK çağrısından önce son ana kadar hem heyetimizin pek çok girişimde bulunduğunu, hem de Selahattin Beyin Başbakan’la bir telefon görüşmesi yaptığını, Kobani’ye ilişkin olumlu en ufak cevap alınsaydı MYK çağrısının da yapılmayacağını ve MYK çağrısından önce aslında insanların sokağa çıktığını anlatmaya çalıştık. Olaylar esnasında ve sonrasında da HDP’yi hedefleştiren açıklamaların ve kampanyanın doğru olmadığını, hem Selahattin Demirtaş’a hem de partimize karşı bir linç kampanyası başlatıldığını ifade ettik. Artık bu noktadan çıkılması gerektiğini, süreç acısından somut ve pratik adımların hızla atılması gerektiğini, Kobani politikasında da hükûmetin mevcut politikalarını değiştirmeleri gerektiğini ifade ettik. Söz verilmesine rağmen hasta tutsaklarla ilgili bir adım atılmadığını kendisine hatırlattık. Bundan sonraki açıklamaların hükûmetle ortak yapılmasının sürece pozitif katkı sağlayacağına vurgu yaptık. Basın üzerinden de süreci zorlayıcı ve gerilimi arttıran tutumlardan uzak durulması gerektiğini aktardık. Kendisi de bu konularda ortak açıklamanın olabileceğini Yalçın’a söyledi. (…) (…) KGM: Oradaki toplantı da format olarak önemliydi. Buradaki toplantı da bu formatla ilk toplantı olması acısından önemlidir. Bu süreçle ilgili bir kararlılığın göstergesidir. A. Öcalan: Devletle heyetin ilk toplantısı olması açısından tarihi bir toplantıdır. Müzakere karar toplantısıdır. Derinleştirilmiş müzakere toplantısının tarihini de burada netleştireceğiz. (…) KGM: Bu konuda bir sıkıntı yok. Yol haritası, İzleme Kurulu, bütün bunları buradaki toplantılarda tartışacağız. A. Öcalan: Bunlar olmazsa olmazımızdır. Bunların olması, derinlikli müzakerede yol almamız lazım. Müzakere taslağını burada ayrıntılı bir şekilde değerlendireceğiz. Zaten takvim sıkışık. Bundan sonra hükûmeti ve Meclisi biraz sıkıştıracağız. KGM: Tabii bu konularda yol alınacak. Ancak sahadaki durum buradaki mevcut pozisyona aykırıdır. Sahadaki durumu da mutlaka buradaki tartışmalara gölge düşürmeyecek bir boyuta çekmek lazım. A. Öcalan: Bilgi kabilinde bir aktarımınız olacak mı? KGM: Hem eylemler hem demeçler ortadadır. Buranın ruhuna uygun değil. Atmosfer siyaset ve Türkiye ortamı açısından önemsenmelidir. Zaten siz de belirtmiştiniz. Eşzamanlı adımların atılması gerekir. Burada gelişmeler olurken sahaya da eşzamanlı yansımalarının olması lazım. Bu atmosfer Türkiye kamuoyu tarafından da çok önemseniyor. Fakat Kandil’den gelen mesajlar büyük sıkıntı yaratıyor. Yorumum: Dikkat edin, KGM Türk kamuoyu demiyor, Türkiye kamuoyu diyor. Bölücülük devlet kurumlarında kol geziyor. Zaten daha önceki MİT müsteşarı “Ulus Devlet kavramı bitmiştir” demiş idi. A. Öcalan: Bu konuda benim şikâyetlerim daha fazla. Hepsini konuşacağız. Başbakan düzeyindeki kararlılık önemlidir. Yorumum: Bakınız, terörist nasıl da tepeden tepeden konuşuyor böyle. KGM saha, Kandil dedikçe, terörist “bilgi kabilinden aktarımın var mı?” diye soruyor. Teröristle masaya oturmanın bedelidir… S. S. Önder: Başbakanın toplantıda şöyle bir önerisi oldu: Buradaki çalışmalarla paralel olarak çalışmaları yürüten bir siyasi heyetin oluşturulması önerildi. Yalçın başkanlığında bir siyasi heyet oluşturacaklar. Bu siyasi heyetle heyetimiz buradaki perspektifler doğrultusunda bazı çalışmalar yürütecek. A. Öcalan: Evet, olabilir, uygundur. KGM: Bu masanın etrafındaki herkes iyi niyetlidir. Bu sürecin sonuca ulaşması için iyi niyetle çaba gösteriyor. Çözüme de herkesin inanması lazım. İmralı iyi polis, Kandil kötü polis rolü olmamalı. Kandil’in de buradaki çalışmalara inanması lazım. A. Öcalan: İlk toplantı olduğu için bu konu ile ilgili size şimdi cevap vermeyeyim. Ama dediğim gibi bunları hep konuşuruz. KGM: Tabii buradaki çalışmaların sonuca ulaşması için, demin de söyledim, herkesin iyi niyetli olması lazım. Ama şimdi Avrupa’da burada yapılan görüşmelerin tutanakla kitap haline getirilmiş. Onun içerisinde mektuplar da var. Fakat bunların dışarıya yansımaması konusu daha önce konuşulmuştu. Bu durum bizim için zorlayıcıdır. Hatta mektup trafiğini bitirebilir. S. S. Önder: Bu konuda bize herhangi bir çekince belirtilmedi. Daha önce yaptığımız görüşmelerde Başkan buradaki görüşmelerin bir kitap haline getirilebileceğini önerdi. (…) A. Öcalan: Bunların hepsi yerli yerine oturacak. Fakat önemli olan kararlılıktır. Bir kararlılık var mı? Mesela başbakanla yaptığınız görüşmede bir kararlılık gördünüz mü? Heyet olarak düşünceniz nedir? S. S. Önder: Heyet olarak ortak görüşümüzdür. Bu konuda hükûmetin tutumu bizce net değildir. Tam bir kararlılıktan bahsetmek bir risktir. Bu sorumluluğu alamayız, gönül ferahlığıyla bu kararlılık vardır diyemeyiz. Bu kamu düzeni meselesine çok takmış durumdalar, bunu her şeyin önüne getirme durumları var. KGM: Ancak bu formatla yapılan ilk toplantı olduğunu tekrar belirteyim. Orada da Başbakan bu işin sorumlusu olarak size bir kararlılık ifade etmedi mi? Müzakerelere geçilmesine bir sakınca yoktur demedi mi? S. S. Önder: Evet, görüşmede kararlı olduklarını, müzakereye geçilebileceğini söyledi. A. Öcalan: Evet, Başbakanın niyeti ile ilgili bir şey demeyeceğim. Ancak çok romantik bir başbakanla karşı karşıyayız. Yeterince deneyimi yok ve yüzeysel yaklaşma durumu var. KGM’nin burada olması benim için de önemlidir. Ben de memnun oldum. Fakat yöntem meselesinde temel bir şey söyleyeceğim. Kavram, kuram ve kurum, “üç K” de diyebiliriz. Bütün bunları burada konuşacağız. Demokratik özerklik nedir, açıklayacağız. Kamu güvenliğini açıklığa kavuşturacağız. Yerel özerklik, güvenlik nedir, bu konularda kavram ve kuram açıklığına ihtiyaç var. Önce kavramlar konusunda anlaşmamız lazım. Anayasa çözümü, Kürt reformasyonu, demokratikleşme, yerel demokrasi, belediyeler, seçim, tüm bunları burada kavram ve kuram düzeyinde ele alacağız. Hangi kurumlar Türkiye’yi demokratikleştirir, konuşacağız. Kamu düzeni konusunda bazı şeyler ifade edeyim. Bunu Yalçın Beye de, Başbakana da götürürsünüz. Kamu düzeni meşru, yasal toplum düzeni demektir. Yasal toplumun evrensel düzenidir. Tüm Türkiye vatandaşları için yasal, hukuki düzen ve kurallar toplamıdır. Biz bunu çiğnedik tabii. Bozduğumuz açık. Ben idam cezası aldım. TCK 125’ten yargılandım. Örgüt hala kanun dışıdır. PKK’siyle, KCK’siyle öyle. Öcalan yirmi yıldır derin düşünüp taşındı. Kendi isyancı yapısı, kuralsızlığı ve gerillacılığını Özal’ın çağrısı ile birlikte gözden geçirmeye başlamış, bu şekilde PKK’nin konumunu değiştirmeye karar vermiştir. Biz kamu düzeni için tehdit olmaktan çıkmaya yirmi yıl önce karar vermiştik. Bu konudaki iradem kesindir. Bunu Başbakana da iletin. Bizim geçmişte de niyetimiz vardı. Bunu Özal’la yaptık, fakat Özal öldürüldü. Şimdi de binlerce kışkırtma var. Bunu Başbakana ve Yalçın’a anlatın. Davutoğlu çok deneyimsiz, tarihi bilmiyor, Yalçın da bilmiyor. Yüzeysel, hatta çıkar temelli yaklaşıyor. KGM: Zaman kısıtlı olduğu için çok öncesine gidemeyiz. Ancak geldiğimiz nokta gideceğimiz nokta kadar önemlidir. A. Öcalan: Geldiğimiz aşama yirmi yıl öncesindekinden daha ileridir. Kabine toplantısından daha ağır bir toplantı yaptığımızı söylemiştim. Sizinle vardığımız düzey diğerleri ile kıyaslanmayacak kadar önemlidir. Biz PKK kaynaklı tüm yasadışı söz ve eylemlerimizi kamu düzenine taşımak istiyoruz. Ama yaşanılanları da görüyorsunuz. Lütfi Taş şehit düştü. Çok üzüldüm. İlk gelen gruptaydı. Bizzat Emre Beyin isteği üzerine geldi. Gelsinler diye çok rica etti. “Bir grubun gelmesi çok şeyi çözer, çok şeyin önünü zincirleme açabilir” dedi. Ben yasası yok, tehlikeli dedim. Ancak kendisi bu konuda önemli gelişmelere çok inandığı için öyle çağırdım. Ama sonuç ortada. Kim kuralı ihlal etti? Lütfü’nün hayatı gitti. Bunun hesabını kim verecek? Elif Uludağ var. Batman Cezaevinde. Oradayken oğlunu kaybetti. Hikâyesini dinlerseniz çok üzülürsünüz. Benim de böyle bir kamu düzeni kaygım var. O dönem de önce yargılama yok demişlerdi, sonra hepsini cezaevine gönderdiler. KCK dosyalarının durumu ortada. Bunların çoğunu da Cemaat düzenlemişti. Hatta KCK’yi MİT’le ilişkilendirerek ustaca hazırladıkları dosyalardı. On bin insan içeri alındı. Biz bunu nasıl kabul edebiliriz? Başbakan’ı görüyorsunuz. Onun hakkında bir dosya hazırladılar, ne düzeyde öfkelendiğini görüyoruz. Oysa o dosyayla Başbakan ya da oğlu içeri alınmadı. Ona rağmen verdiği tepki ortada. İşte bizim zorlanmamızın sebebi bunlardır. Biz içeride çürüyoruz. Binlerce gerilla bu soğukta dağlarda bekliyor. Onlarcası Kazan Vadisinde katledildi. (…) (Hatip Beye dönerek) Siz de bundan sonra daha pratik işler yapabilmek ve kamu düzeninin sağlanması için beni dikkatle dinleyin. Sen de iyi dinle Hatip arkadaş. Özal’dan beri Cemaat’in niyetini tespit ettim. Üzerinde yoğunlaştım. Darbe uluslararası küresel güçlerin işidir. Siz de üzerinde yoğunlaşacaksınız. Davutoğlu bunun farkında değil. Ben paralelden bahsederken, paralel tanımı bir gazetede iki kelimeyle yazılmıştı. Şimdi ise Cumhurbaşkanı her gün “Sonuna kadar üzerine gideceğiz” diyor. Yani zamanında anlayabilirlerdi. 7 Şubat, 17-25 Aralık sadece bir darbe değildir. Küresel bir operasyondur. Özal, Erbakan ve Ecevit de darbe ile gittiler. Bu çaba Erdoğan’la ilgili olarak da devam ediyor. Sakine’lerin ölümü de öyle. Siz de bu konulara yoğunlaşmazsanız politika yapamazsınız. Ben bütün meselelerin tarihsel boyutunu 1920’lere kadar götürdüm. Lobilerle bağlantılarını konuştum. Sayın Müsteşarla da bu konudaki tespitlerimiz örtüştüğü için şu anda bu toplantıyı yapıyoruz. Benim burada politika tarzım hayatidir. Hiçbir Kürt, hiçbir PKK’li, hiçbir solcu da benim gibi yapamaz. Yorumum: Açıkça cumhuriyetin kuruluş yıllarına söz ediyor. KGM’yi de buna katarak aynı düşüncede olduklarını söylüyor, ilginç. PKK 76’dan beri hep komplolarla karşı karşıyadır. Ben o yüzden uyarıyorum. Beni hala burada enstrümantal, araçsal ele alıyorlar. Bu tehlikelidir diyorum. Benim için söylediklerinin hiçbir önemi yok. Otuz yıldır benimle ilgili bir algı operasyonu yönetiyorlar. Bunu da hiç önemsemiyorum. Çünkü tarih beni doğruluyor. İşte on yıl önce müzakere masası kurulsun diyordum. O dönemin müdürü gülüyordu. Şimdi vardığımız nokta bu oldu. Gecikmeli olarak masa kuruldu. On yıl önceki kehanetim gerçekleşiyor. Paris’te yeni bir algı operasyonu yapılıyor. Sakine suikastı öyle sıradan değil. Çok planlı yapıldı. Benim için bir savaş gerekçesiydi. Sakine suikastı Birinci Dünya Savaşında Avusturya Veliahdına yapılan suikasttan dahi daha ağırdır bizim için. Benim dışımda hiç kimse o koşullarda o savaştan sıyrılamazdı. Ben bütün bunları gördüğüm için, ağır olmasına rağmen, burada yürüttüğüm çalışmayı devam ettirdim. Arkadaşlarımın ezik, ağır bakışları arasında, MİT ağır töhmet altındayken ben bu görüşmeleri yaptım. Bundan sonra da bu tarz yönelimler olabilir. Önemli olan çalışma yöntemini doğru koyup ciddi yaklaşmayı başarmaktır. Şimdi Zaman gazetesinin manşetinde o kadar bilgi var. "MİT neden suikastı açıklamıyor?” diyor. Ancak biz niyetlerini biliyoruz. KGM: Sizin bu tespitleriniz önemli. Ama siyasette bunlar ne kadar önemseniyor, onu da değerlendirmek lazım. Daha önce Sebahat hanımın verdiği kanun teklifi burada da konuşulmuştu. Şimdi de Eş başkanların 24 Nisan’da Ermenistan’a gidip geri dönünce bir yürüyüşe katılacağı söyleniyor. Siz HDP’nin Türkiye Partisi olması gerektiğini söylüyorsunuz. Türkiye’nin büyük bir kısmında ciddi tepki yaratacak böylesi planlamalarla nasıl Türkiye Partisi olacaksınız? P. Buldan: Böyle bir program yok. Bizim haberimiz yok bu programdan. KGM: İşte biz de size söylüyoruz. (…) KGM: Bu konuda siz de haksızlık yapıyorsunuz. Siz buradan örgütü yönetiyorsunuz. Buna müsaade ediyoruz. Heyetlerin geliş gidiş imkânlarını da sağlıyoruz. Bunlar hiç yokmuş gibi değerlendiriyorsunuz. Yorumum: İtirafa bakar mısınız? Örgütü yönetmesine göz yummak… Bu süreç başından beri ihanet doludur. Pek tabi ki bundan sonrakiler de… (…) KGM: Peki, hiç iyi şeyler olmadı mı? Var olan gelişmeleri de görmek lazım. A. Öcalan: Evet ama Cemaate kalsaydı PKK şimdi duman olacaktı. Baransu o dönem Tarafta yazmıştı. “Yirmi bir etkili PKK lider kadrosu imha edilirse mesele çözülür” demişti. İşte Sakine bunlardan biridir. Diğerlerini ise hala yapmaya çalışıyorlar. Etkili bir liste çıkarmışlardı, tıpkı 90’lı yıllardaki işadamları listesi gibi, Çiller’in listesi gibi. Geçmişte MİT’in de böyle planları vardı. Teoman Koman dönemini söyleyebiliriz. Sonra Emre beylerle bu değişti. Teoman Koman’ın maaşını CIA’den aldığını ve MİT’in onun denetiminde olduğunu sizler de biliyorsunuz. KGM: MİT başındayken değil de Jandarma’nın başına geçince maaş işi olabilir. Yorumum: Her ikisi de peş peşe adeta yarışırcasına Teoman Koman’a pislik atıyorlar. Sizce bu adamlarla nereye gidilebilir? Zaten gidilemedi de… KGM denen şahıs, devletin bu şekilde yürümediğini en iyi bilendir ama devlete ve kurumlarına sahip çıkmıyor. Ama bu arada öldürülecekler listesine itiraz etmiyor, dikkat! A. Öcalan: Ama bu Emre Beylerden sonra değişti. Sizlerin, Hakan Beyin çabaları önemli ama Emre Bey çok daha atılgandı. Değerli çabaları oldu. Biz de bu çabaları önemsediğimiz için burada süreci yürütüyoruz. Davutoğlu bunları anlayamıyor. Romantiklik dediğim şey bu aslında. KGM: Kamu düzeni devlet için son derece önemli. Aslında bu romantik değil realist bir yaklaşım. Bu konuda Kandil’in durumu daha tartışmalı. Read the full article














