Ovanes Kaçaznuni, Ermenistan'ın ilk başbakanı. Bu kitabı, aslında Taşnak Partisi konferansında sunduğu bir rapor. Bunu daha önce okumuştum, yakın zamanda tekrar anımsamak için okudum. Geçen günlerde Ermenistan Başbakanı Paşinyan'ın açıklamalarıyla tekrar günce hale geldi.
TARİHSEL OLAYLARIN ÇELİK MANTIĞI
Bu kitap ilk olarak 1927'de Tiflis'te yayımlanmış. Kaçaznuni, parti konferansına sunduğu konuların yalnızca partililer arasında değil, her Ermeni açısından üzerinde ciddi ciddi düşünmesini istediği için yayımladığını belirtiyor. Tarihsel olayların kendine özgü çelik bir mantığı olduğunu belirten Kaçaznuni, "1914 sonbaharında Ermeni gönüllü birlikleri kuruldu ve Türklere karşı faaliyete geçti: Bu gelişme, Ermeni halkının hemen hemen çeyrek yüzyıl boyunca beslemiş olduğu psikolojik ortamın doğal ve kaçınılmaz bir sonucuydu." diyor. Gönüllü birliklerin kurulmasının yanlış olduğunu vurgulayan Başbakan, "Bu yanlış, kökleri uzak geçmişte aranacak bir siyasal çizginin doğal devamı ve sonucudur. Şimdilik şunu tespit etmek gerekir ki, biz bu gönüllü hareketine aktif biçimde katıldık ve bu katılım parti kongresinin kararına rağmen gerçekleşti." ifadelerini kullanıyor.
'KAYITSIZ ŞARTSIZ RUSYA'YA YÖNELDİK'
1914 ve 1915'te kayıtsız ve şartsız Rusya'ya yöneldiklerinin altını çizen Kaçaznuni, şu ifadeleri kullanıyor: "Herhangi bir gerekçe yokken zafer havasına kapılmıştık; sadakatimiz, çalışmalarımız ve yardımlarımız karşılığında Çar Hükûmeti'nin (Güney Kafkasya Ermenistanı ile Türkiye'nin Ermeni eyaletlerinden oluşan) Ermenistan'ın bağımsızlığını bize armağan edeceğinden emindik. Aklımız dumanlanmıştı. Biz kendi isteklerimizi başkalarına mal ederek, sorumsuz kişilerin boş sözlerine büyük önem vererek ve kendimize yaptığımız hipnozun etkisiyle, gerçekleri anlayamadık ve hayallere kapıldık."
İLK BAŞKABAN TEHCİRE NE DİYOR?
Kaçaznuni tehcir meselesinde de şunları söylüyor: "1915 yaz ve sonbahar döneminde Türkiye Ermenileri zorunlu göçe (tehcir) tabi tutuldu, kitlesel sürgünler ve baskınlar gerçekleştirildi. Bütün bunlar ermeni meselesine ölümcül bir darbe vurdu. Tarihsel Ermenistan'ın, bize devreden gelenekler ve Avrupa diplomasisinin vaatleri doğrultusunda, bağımsızlığımızın temelini oluşturması gereken bölgeleri boşaltıldı; Ermeni vilayetleri Ermenisiz kaldı. Türkler ne yaptıklarını biliyorlardı ve bugün pişmanlık duymalarını gerektirecek bir husus bulunmamaktadır; sonradan da anlaşıldığı üzere, Türkiye'de Ermeni meselesinin temelli çözümü açısından bu yöntem en kesin ve en uygun bir yöntemdi."
DENİZDEN DENİZ ERMENİSTAN HAYALİ
Daha sonra kendilerini başkalarının da kandırdığını aktaran Kaçaznuni, bu kez İngilizlerin dostluğuna mazhar olmaya çalıştıklarını anlatıyor. Türkiye'nin gücünü hafife aldıklarını ve hata yaptıklarını ifade eden Kaçaznuni, sözlerini şöyle sürdürüyor: "Karadeniz'den Akdeniz'e, Karabağ dağlarından Arap çöllerine uzanan Büyük Ermenistan tasarlanmakta ve talep edilmekteydi. (...) Bu garip ve inanılmaz bir durumdur, ama bu talebi Paris Ermenileri öne sürdü ve bizim delegasyon da kolonilerde hâkim olan eğilime uydu. Bu eğilim hepimizce bilinmektedir." Bir süre sonra daha büyük hayal kırıklığı yaşadıklarını belirten Kaçaznuni, "Kuzey Amerika Devletleri Senatosu Ermenistan mandasını üstlenmekten çekindi; ki biz bu mandaya çok büyük ümitler beslemekteydik."
LOZAN'DAKİ DEFİN
Kendilerini işe yaramaz yöneticiler olduğunu, devlet adamı olmadıklarını aktaran Kaçaznuni, sonucunda şunu söylüyor: "Bir devlet ya da bir home ya da uluslararası diplomatik bir konu olarak Türkiye Ermenistanı diye bir şey yok; bu konu Lozan'da defnedilmiştir." Partinin de yenilmiş ve otoritesini kaybetmiş olduğunun altını çizen Kaçaznuni, bu nedenle partinin kendini feshetmesini istemektedir.
AİHM'DE YIKILAN YALANLAR
Ermenistan bir emperyalist projesiydi. Türkiye'ye karşı bir Kafkas Seddi olacaktı. Atatürk ve Lenin, bu seddi yıktı geçti. Kaçaznuni de bu gerçeği dile getiriyor. Fakat 1950'lerden sonra Ermeni Soykırımı yalanı ortaya atıldı. Çünkü emperyalist güçler Türkiye'nin savaşma gücünü bu yalanla kırmaya çalışyordu. Fakat Ermeni soykırımı yalanı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde bir kez daha tarihe gömüldü. Türkiye lehine üç karar çıktı: - AİHM 2. Dairesinin “Perinçek-İsviçre Davası” diye anılan yargılamadaki 17 Aralık 2013 günlü kararı. - AİHM Büyük Dairesinin “Perinçek-İsviçre Davası”nda kesin hükme bağladığı 15 Ekim 2015 günlü kararı. - Ve üçüncü olarak, AİHM’nin Ali Mercan, Ethem Kayalı, Hasan Kemahlı ile İsviçre Devleti arasındaki davada aldığı 28 Kasım 2017 tarihli kararı. Bu kararlara göre, herhangi bir devletin herhangi bir makamı, hiçbir şekilde sözde “Ermeni Soykırımı”nı tanıyamaz. Tanırsa, bu yöndeki kararların hiçbir hukukî değeri yoktur. AİHM’nin yukarda anılan kararları, Ermeni soykırımının yalan olduğunu açıklama özgürlüğünü güvence altına almanın ötesinde, 1915 olaylarının “Yahudi soykırımıyla aynı sınıflama içinde görülemeyeceğini” gerekçelerinde vurgulamıştır. AİHM, Holacaust ile 1915 olaylarını birbirinden ayırmaktadır. Çünkü 1915 olaylarında soykırım suçunun işlendiğini hükme bağlayan yargı kararı bulunmuyor. Böylece AİHM, Ermeni soykırımı iddiasının hukuken geçersiz olduğunu da saptamış bulunuyor. Yargı kurumlarının ve hukuk doktrininin yorumları da bu yöndedir.
PAŞİNYAN'IN GELDİĞİ GERÇEK
Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan’ın son dönemde yaptığı çıkışlar ezberbozan nitelikte. Önce ‘Ağrı Dağı’nın paramızın üzerinde ne işi var?’ diye soran Paşinyan, şimdi de ‘soykırım’ gündeminin kendilerine 1950’lerden sonra dayatıldığını itiraf etti. 25 Ocak’ta Zürih’te konuşan Paşinyan, “1939'da nasıl Ermeni Soykırımı gündemi yoktu da 1950'de Ermeni Soykırımı gündemi nasıl ortaya çıktı?” diye sordu. Ermenistan Başbakanı ayrıca “Bu meseleleri konuşmalıyız. Bunlar, bu sorunları çözebilmek için anlamamız gereken temel meseleler. Tarihimizi ve kimliğimizi anlamalıyız.” dedi. Bu kitap önemli bir tarihsel gerçeği anlatıyor. Elinizin altında durmasını öneriyorum.
















