böyle başlıyor ‘Gecede İnsanlar’ şiiri. #rainermariarilke #ahmetcemal https://www.instagram.com/p/BuuBOPABJbH/?utm_source=ig_tumblr_share&igshid=1889n8irpbxtt
seen from Switzerland

seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from China
seen from Mexico

seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States

seen from United States

seen from Türkiye

seen from United States
seen from Yemen
seen from Italy
seen from United States
seen from Philippines
seen from Argentina

seen from Malaysia
böyle başlıyor ‘Gecede İnsanlar’ şiiri. #rainermariarilke #ahmetcemal https://www.instagram.com/p/BuuBOPABJbH/?utm_source=ig_tumblr_share&igshid=1889n8irpbxtt

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
. "kökünü hatıralarda bulmayan hiçbir şey, gerçekliğin olgunluğuna erişemez; insanoğlu, daha en baştan benliğine katılmamış ve üstüne gençliğindeki yüzlerin gölgelerinin düşmediği hiçbir şeyi sonradan kavrayamaz. Çünkü ruh, hep kendi başlangıcında kalır, hep ilk uyanışlarındaki ihtişamı yaşar; son bile, ruhun gözünde başlangıcın saygınlığına sahiptir; ruhun çalgısının tellerine dokunmuş hiçbir şarkı kaybolup gitmez, ve yine aynı ruh, sonsuzluğa akarcasına yenilenen bir bekleyiş içerisinde, daha önce kendisini seslendirmiş olan bütün ezgilerin tonlarını kendi içinde korur." syf.57 . "her insanın ruhunun derinliklerine yerleştirilmiş bir eylem vardır ve o eyleme ulaşabilmek neredeyse imkânsızdır, o insandan, o insanın ruhundan daha büyük bir eylemdir bu ve ancak kendi kendisine ulaşabilendir ki böyle bir son ölüme hazır oluş durumunda kendi eylemine de ulaşabilir; bu eylem ölümlü dünyanın uykusunun nöbetini tutar." syf.266 . "Beklemek gerilimdir, gerçekleşmeye ilişkin bilgidir ve bizler, bekleyenler, beklemenin ve nöbet tutmanın inayetine nail olan bizler de gerçekleşmenin bilincinde olarak gerilimin ta kendisiyiz." syf.382 . "halk, kim zafer kazanmış olursa olsun onu alkışlar; halkın sevdiği, zaferdir, yoksa galip gelen kişi değil." syf.410 Ölüm döşeğindeki Vergilius'un son anlarında devletle, halkla, yapıtla, yaşamla giriştiği zihinsel mücadelesi. Tek kelime ile enfes. #hermannbroch #vergiliusunölümü #çeviri #ahmetcemal #ithakiyayınları #kitap #neokuyorum #okumakiptiladır #okumahalleri #vergilius #ithakimodern https://www.instagram.com/p/CnFcs3ttdBV/?igshid=NGJjMDIxMWI=
. "kökünü hatıralarda bulmayan hiçbir şey, gerçekliğin olgunluğuna erişemez; insanoğlu, daha en baştan benliğine katılmamış ve üstüne gençliğindeki yüzlerin gölgelerinin düşmediği hiçbir şeyi sonradan kavrayamaz. Çünkü ruh, hep kendi başlangıcında kalır, hep ilk uyanışlarındaki ihtişamı yaşar; son bile, ruhun gözünde başlangıcın saygınlığına sahiptir; ruhun çalgısının tellerine dokunmuş hiçbir şarkı kaybolup gitmez, ve yine aynı ruh, sonsuzluğa akarcasına yenilenen bir bekleyiş içerisinde, daha önce kendisini seslendirmiş olan bütün ezgilerin tonlarını kendi içinde korur." syf.57 . "her insanın ruhunun derinliklerine yerleştirilmiş bir eylem vardır ve o eyleme ulaşabilmek neredeyse imkânsızdır, o insandan, o insanın ruhundan daha büyük bir eylemdir bu ve ancak kendi kendisine ulaşabilendir ki böyle bir son ölüme hazır oluş durumunda kendi eylemine de ulaşabilir; bu eylem ölümlü dünyanın uykusunun nöbetini tutar." syf.266 . "Beklemek gerilimdir, gerçekleşmeye ilişkin bilgidir ve bizler, bekleyenler, beklemenin ve nöbet tutmanın inayetine nail olan bizler de gerçekleşmenin bilincinde olarak gerilimin ta kendisiyiz." syf.382 . "halk, kim zafer kazanmış olursa olsun onu alkışlar; halkın sevdiği, zaferdir, yoksa galip gelen kişi değil." syf.410 Ölüm döşeğindeki Vergilius'un son günlerindeki devletle, halkla, yapıtla, yaşamla giriştiği zihinsel mücadele. Tek kelime ile enfes. #hermannbroch #vergiliusunölümü #çeviri #ahmetcemal #ithakiyayınları #kitap #neokuyorum #okumakiptiladır #okumahalleri #vergilius #ithakimodern https://www.instagram.com/p/CnFcs3ttdBV/?igshid=NGJjMDIxMWI=
. "kökünü hatıralarda bulmayan hiçbir şey, gerçekliğin olgunluğuna erişemez; insanoğlu, daha en baştan benliğine katılmamış ve üstüne gençliğindeki yüzlerin gölgelerinin düşmediği hiçbir şeyi sonradan kavrayamaz. Çünkü ruh, hep kendi başlangıcında kalır, hep ilk uyanışlarındaki ihtişamı yaşar; son bile, ruhun gözünde başlangıcın saygınlığına sahiptir; ruhun çalgısının tellerine dokunmuş hiçbir şarkı kaybolup gitmez, ve yine aynı ruh, sonsuzluğa akarcasına yenilenen bir bekleyiş içerisinde, daha önce kendisini seslendirmiş olan bütün ezgilerin tonlarını kendi içinde korur." syf.57 . "her insanın ruhunun derinliklerine yerleştirilmiş bir eylem vardır ve o eyleme ulaşabilmek neredeyse imkânsızdır, o insandan, o insanın ruhundan daha büyük bir eylemdir bu ve ancak kendi kendisine ulaşabilendir ki böyle bir son ölüme hazır oluş durumunda kendi eylemine de ulaşabilir; bu eylem ölümlü dünyanın uykusunun nöbetini tutar." syf.266 . "Beklemek gerilimdir, gerçekleşmeye ilişkin bilgidir ve bizler, bekleyenler, beklemenin ve nöbet tutmanın inayetine nail olan bizler de gerçekleşmenin bilincinde olarak gerilimin ta kendisiyiz." syf.382 . "halk, kim zafer kazanmış olursa olsun onu alkışlar; halkın sevdiği, zaferdir, yoksa galip gelen kişi değil." syf.410 Ölüm döşeğindeki Vergilius'un son günlerindeki devletle, halkla, yapıtla, yaşamla giriştiği zihinsel mücadele. Tek kelime ile enfes. #hermannbroch #vergiliusunölümü #çeviri #ahmetcemal #ithakiyayınları #kitap #neokuyorum #okumakiptiladır #okumahalleri #vergilius #ithakimodern https://www.instagram.com/p/CnFcs3ttdBV/?igshid=NGJjMDIxMWI=
. "Bu sözde uygar dünyada, görünüşte iyi davranan insanlar arasında gizliden gizliye bir savaşın egemen olduğundan, insanların birbirlerini ağır ağır öldürdüklerinden kuşkunuz mu var? Kimi zaman bunu herkes görebiliyor, ama kimi uzun zaman parçaları boyunca da herkes kendi küçük yaralarıyla dingin bir yaşam sürüyor; zaten küçük yaralarla pekala yaşanabilir..." syf.150 . "Bugüne kadar bana zaman zaman neden her şeyin iyi olacağı, hepimizin iyi olacağımız ütopik bir ülkeyi ütopik bir dünyayı düşündüğümü, tasarımladığımı sordular. İnsan sürdürdüğümüz şu günlük yaşamın iğrençlikleriyle sürekli yüz yüzeyken buna yanıt vermek, bir çelişki olabilir, çünkü sahip olduklarımız, aslında bir hiç düzeyinde. İnsan, ancak maddeyi aşan bir şeylere sahip olduğunda zengindir. Ve ben bu maddeciliğe, bu tüketim toplumuna, bu kapitalizme, burada yapılan korkunç şeylere, bizim sırtımızdan zengin olma hakkında sahip bulunmayan insanların böyle zenginleşmelerine inanmıyorum. Gerçekten inandığım bir şey var ve ben bunu "bir gün gelecek" diye adlandırıyorum. Ve inandığım şey, bir gün gelecek. Evet, belki de gelmeyecek, çünkü bize gelmesin diye hep yıktılar, binlerce yıl boyunca hep yıktılar. Gelmeyecek, ama yine de inanıyorum. Çünkü inanmazsam eğer, artık yazmam da olanaksızlaşır." syf.155 #ingeborgbachmann #butufandansonra #çeviri #ahmetcemal #metisyayınları #metisseçkileri #kitap #neokuyorum #okumakiptiladır #okumahalleri https://www.instagram.com/p/CW_Wsm9Nlyw/?utm_medium=tumblr

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Körleşme [Elias Canetti]
Elias Canetti'nin eseri dünyasız bir kafada başlıyor. Sevgili dostumuz Kien -ki bana kalırsa Don Kişot'un bir değişik versiyonudur- dünyası olmayan muhteşem bir belleğe sahiptir ki gerçek dünya ile uzaktan ya da yakından zerre miskal alakası yok. “Ama yıkılmaz bir belleği vardı ve yeni kitaplığın tümünü kafasında taşıyabilirdi. Çantası boş kaldı.”
“Aslında küçük erkek çocukları, değerli bir özel kitaplıkta büyümeliydiler. Salt ciddi kişilerle ilişkilerin yer alacağı bir günlük yaşamı loş, sessiz, aklın egemenliğinde bir atmosfer, gerek zamanı, gerek mekânı en dikkatli biçimde düzenlemeyi öğretecek sürekli bir eğitim -bu nazik yaratıkların çocukluk yıllarını atlatabilmeleri için, böylesi bir ortamdan daha değerli bir yardımcı düşünebilir miydi?” Gün gelir gerçek dünyadan bir insanla karşılaşır. “Fiyatlar gün geçtikçe yükseliyor. Patatesler şimdiden öncekinin iki katına ulaştı.” Roman 30'lu yılların Almanya'sının, Hitler Almanya'sının ürünü. Gerçek dünyadan insan Faşizmi temsil ediyor. “Ne kadar büyük bir adaletsizlik diye düşündü. Ağzımı istediğim zaman ve istediğim sıklıkta kapayabiliyorum. Oysa bu denli iyi korunmuş olan bu organın görevi nedir? Yalnızca besinlerin vücuda girmesine yardım etmek. Buna karşılık kulaklar, her türlü saldırıya açık.” Dünyasız kafa dünya ile ilişkiye girdikçe şoktan şoka giriyor. “Gelecek; kendini nasıl atabilirdi acaba geleceğe? Şimdiki zaman, geçip gitmesine ses çıkarmadığı takdirde, artık Kien'e hiçbir zarar veremezdi. Ah, bir ortadan kaldırılabilseydi şu şimdiki zaman! Dünya üzerindeki tüm mutsuzluklar, yeterince gelecekte yaşayamamaktan kaynaklanıyordu. Bugün dayak yediği takdirde, yüz yıl sonra bunun ne önemi kalacaktı? Yapılması gereken, içinde yaşanılan zamanı geçip gitmeye bırakmak ve dayaktan ileri gelen şişleri görmezlikten gelmekti. Tüm acıların suçu, şimdiki zamanın sırtındaydı. Kien, geleceğin özlemini çekiyordu; çünkü geleceğe ulaştığında, yeryüzünde daha çok geçmiş bulunacaktı. Geçmiş iyiydi, kimseye bir zararı yoktu; Kien, geçmişte yirmi yıl süreyle istediği gibi ve mutlu yaşamıştı. Kim mutlu olabiliyordu ki şimdiki zamanda? Evet, duyularımız bulunmasaydı eğer, o zaman şimdiki zamana da dayanılabilirdi. O zaman anıların yardımıyla -demek ki yine de geçmişte- yaşanılabilirdi. Başlangıçta yalnızca söz vardı; ama var'dı; başka deyişle geçmiş sözden önce vardı. Kien, geçmişin bu öncelikli konumu karşısında saygıyla eğildi.” Bir saatten sonra bir de bakıyorsunuz ki Kien dünyaya düşüyor fakat dünyanın kafasız olduğunu fark ediyoruz bu düşüşte, Kien fark etmiyor tabi ki. “Merdivenin alt basamaklarında düşünceli düşünceli duruyor ve -pis servete karşı duydukları açgözlülük nedeniyle kitaplarını buraya getiren terk edilmiş yaratıkları adına - böyle bir işleve yaraşır ölçüde temiz olmayan merdiven adına - kitapları alıp da okumayan görevliler adına - tavan arasında, yangın tehlikesi içinde bulunan odalar adına - kitapların rehin bırakılmasını yasalara hakaret saymak için kılını bile kıpırdatmayan bir devlet adına- basım işinin kendilerine artık doğal görünmesi nedeniyle, her bir basılı harfin özel bir kutsallığı içerdiğini tümüyle unutan insanlık adına utanç duyuyor insan.” “Cennette, der vicdan, doksan dokuz doğrudan çok, eğriyken doğrulmuş bir kişinin gelişine bayram edilir.” “İnanın bana sevgili dostum, bu dünyada parayı sık sık aklına getiren değil, hiçbir zaman aklından çıkarmayan insanlar var; yaşamlarının her saat, her dakika ve de her saniyesinde parayı düşünüyorlar! Hatta daha da ileri giderek, bunların başkasının parasını düşündüğünü bile öne süreceğim.” “Elbette bir hizmet karşılığı para almak kabalıktı, ama bu tür ahlaksızlık ayaktakımı arasında çok yaygındır, derinlere kök salmıştır, hatta eğitimli sınıflara bile uzanmıştır. Platon buna karşı savaştı ama sonuç alamadı.” “Bununla birlikte, sayfa sayılarına bakıyor, 500'den fazla sayfası olan kitaplara karşı saygı duyuyordu. Bunların bir değeri olsa gerekti, kitapları yerine koymadan önce pazar yerindeki yolunmuş tavukları yoklar gibi elinde şöyle bir aşağı yukarı tartıyordu.” “Eski hastalarına iyi olduklarından, uğraşlarından, geleceğe ilişkin tasarılarından söz ederken, şöyle küçük yanıtlar almayı beklerdi: " O günler çok daha güzeldi!", "Şimdi o denli boş ve budalaca bir hayat sürüyorum ki!" "Yeniden hasta olabilmeyi yeğlerim!" "Beni neden sağlığıma kavuşturdunuz?" "İnsanlar bir kafanın içinde ne denli görkemli bir evrenin saklı olabileceğini kestiremiyorlar." "Aklın sağlıklı olması bir tür bunama demektir." "Sizi hapse atmak gerek!" "Beni en değerli varlığımdan yoksun kıldınız!" "Sizi yalnızca bir dost olarak takdir ediyorum. Uğraşınıza gelince insanlığa karşı işlenmiş bir suçtan başka bir şey değil." "Bir ruh baytarından başka bir şey değilsiniz!" "Utanın!" "Bana hastalığımı geri verin!" "Sizi dava edeceğim!" "Sağlıklı olmak, ölümden farksız!" Bu yanıtların yerine bir övgü ve çağrı yağmuruna tutuluyordu. Rastladığı insanlar şişman, sağlıklı ve normal görünüyorlardı. Dilleri, yoldan gelip geçen öteki insanların diliydi. Ya bir tezgâh edinmeye çabalıyorlar ya da bir tezgâhın ardında çalışıyorlardı. En iyi olasılıkla, bir makinenin başında bulunuyorlardı.” “Görüyorsunuz ya, baylar, bu dahi paranoyakla kendimizi karşılaştırdığımızda, ne kadar zavallı aptallar ve dar görüşlü kişiler olarak kalıyoruz! Biz gerçeklerin tutsağıyken o tutkuların insanı, biz hep başkalarından alınma, elden düşme deneyimlerle yaşarken o kendi deneyimlerine dayanıyor. Tıpkı dünyamız gibi sonsuz bir yalnızlık içerisinde, kendi evreninde dolanıp duruyor. Korkmak hakkına sahip. Yörüngesini açıklamak ve korumak için gösterdiği yetenek tümümüzün tuttuğumuz yolları açıklamak ve savunmak için gösterdiğinden daha büyük. O duyularının yarattığı yanılsamalara inanırken bizler sağlıklı duyularımızla algıladıklarımıza kuşkuyla bakıyoruz. Aramızda bulunan bir avuç inançlı kişi ise başkalarının binlerce yıl önce onlar için yaşamış oldukları deneyimlere sarılıyor. Bizler düşleri kutsal sözleri, sesleri, nesnelere ve insanlara göz açıp kapayana dek yaklaşabilmeyi gereksiniyoruz. Ve bunları kendi içimizde bulamadığımız zaman geleneklere başvuruyoruz. Kendi yoksulluğumuz yüzünden inanan kişiler olup çıkıyoruz. İçimizde daha da yoksul olanlar bundan da vazgeçiyorlar. Ama ya karşımızdaki? O aynı kişilikte hem Allah'ı hem peygamberi hem de Müslüman kişiyi birleştiriyor. Ona kronik paranoya etiketini yapıştırmamız bir mucizeyi mucize olmaktan çıkarır mı? Bizler nasırlaşmış akıllarımızın üstünde cimrilerin paralarının üstüne oturmaları gibi oturuyoruz. Bizim düşündüğümüz anlamda akıl bir yanlış anlamadan başka bir şey değil. Eğer salt düşünce düzeyinde sürdürülebilen bir yaşam varsa öyle bir yaşamı sürdürebilen tek insan şu karşınızda gördüğünüz delidir.” “... insanların daha yüksek bir hayvan türü olan kitle...” “her kadın lükse duyduğu aşk uğruna yaşar ve ölür.” 565 sayfalık bu kitaptan altını çizebileceğim onlarca yerden buraya alabildiklerim bu kadar oldu. Kitabın Türkçeye çevirisi için rahmetli Oğuz Atay'a teşekkür etmemiz gerektiğini söylüyor Ahmet Cemal tevazuuyla. Kendisine de teşekkür ederim bu güzel çeviri için. Kitap Sel Yayıncılıktan çıkmış. Daha önceki baskısının hangi yayınevine ait olduğunu bilemiyorum. Dikkat çekici aforizmalarla örülü olan roman boyunca insan ister istemez düşünceden düşünceye geçiyor. Hararetle tavsiye ederim. Read the full article
@Regranned from @pdrciningunlugu10 - *Küçük burjuva çevrelerindeki yozlaşmış aile ilişkilerini en ince ayrıntılarına kadar irdeleyen bu uzun öykü, aynı zamanda toplumun dayattığı, işlevini çoktan yitirmiş kalıplara bilinç düzeyinde başkaldıran bireyin tragedyasını çarpıcı bir biçimde dile getirir. *Kitabın Değişim olarak bilinen adının gerçekte Dönüşüm olduğu, ifadesini Ahmet Cemal'in açıklamasında bulur: "Gregor Samsa'nın bir sabah kendini yatağında bir böcek olarak bulması, salt bir değişim değil fakat 'başkalaşım'dır. O, insanlığı koruyarak bazı değişiklikler geçirmemiştir; artık farklı bir canlı türü olmuştur." #Franzkafka #dönüşüm #canyayınları #Ahmetcemal @pdrneokur - #regrann
Çok üzgünüm! Hocamdı. 🌸 #ahmetcemal Ahmet Cemal, 5 Mart 1942 tarihinde İzmir'de doğdu. İstanbul'da, Moda İlkokulu'ndan sonra Sankt Georg Avusturya Lisesi'ni ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. Aynı fakültede bir süre asistanlık yaptı. İstanbul, Avusturya Kültür Ataşeliği'nde basın danışmanı olarak çalıştı. İstanbul Üniversitesi Yabancı Diller Okulu Almanca Bölümü'nde ve Edebiyat Fakültesi Alman Filolojisi Bölümü'nde çeviri dersleri verdi. “Yeni Ufuklar”, “Varlık”, “Yazko Edebiyat”, “Gergedan”, “Argos” ve “Milliyet Sanat” dergilerinde yazdı. Memet Fuat ve Mustafa Kemal Ağaoğlu'nun davetleri üzerine "Yazko" çeviri dergisini kurdu ve yönetti. Ayrıca Yazko'da genel yayın koordinatörü olarak çalıştı. Anadolu Üniversitesi'nde 19 yıl süreyle, lisans ve lisansüstü düzeyinde olmak üzere, İletişim Bilimleri Fakültesinde Sanat Tarihi, Estetik, Kültür Tarihi, Metin Yazımı ve Metin Çözümleme; Güzel Sanatlar Fakültesinde, Temel Sanat Kavramları; Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümü'nde Dünya Tiyatro Tarihi, Çağdaş Tiyatro ve Tiyatro Estetiği dersleri verdi. İstanbul Üniversitesi ile Mimar Sinan Üniversitesi tiyatro bölümlerinde Dünya Tiyatro Tarihi ve Tiyatro Edebiyatı derslerini üstlendi. Bahçeşehir Üniversitesi'nde 4 yıl boyunca Antik Çağdan günümüze Eleştirel Düşüncenin Tarihi, Estetik ve Genel Sanat Kavramları derslerini verdi. Ingeborg Bachmann, Walter Benjamin, Bertolt Brecht, Hermann Broch, Elias Canetti, Paul Celan, Ernst Fischer, J.W.v. Goethe...