Bazen sokakta genel kültür yarışması oynayan çocukların gözüyle hayata bakmak gibi olmalı yaşamak.. Birisi sana Londra'nın başkenti neresi? diye sorduğunda, Amasya, Merzifon demelesin mesela ... :)) Tabi zamanında hayata böyle baktığım çok oldu , taştan atlarım , çamurdan yemeklerim , köpekden ejderhalarım vardı... Geçen zamanla beraber hepsi ve herkes oldukları şekillere dönüştü.. Herkesi ve her şeyi göründüğü gibi kabul ettiğim bu dünya da Lonra'nın başkentinin Amasya Merzifon olduğunu duymak geçmişteki benim çok hoşuna gitmiş olacak ki, hâlâ büyümediği yerden gülüyordu benimle... Ve hâlâ değişmemiş , biraz meraklı , biraz yaramaz , biraz da şişgo ... Ara sıra onunla karşılaşıp bulunduğumuz zamanlardan sıyrılıp başbaşa kaldığımızda, o benim ellerimden tutup hayatı bana tanıtıyor ... Hangimiz bu konuda daha deneyemli bilemiyorum.. Çünkü ben Londra'nın başkentinin Amasya, Merzifon olmadığını bilecek kadar büyümüştüm. Her şeyi bilecek kadar bilgin , her şeye aklım erecek kadar kusursuz, her şeyi yönetecek kadar her konuya hakim olduğumu sanmıştım.. Çocuk gözümü geçmişte bıraktığım günden beri bildiğimi ve tanıdığımı sandığım dünyaya ait ne varsa hepsinde yanıldım.. Bu yüzden geçmişteki beni dinleyip , eline sımsıkı sarılıp, saflığının ve masumluğunun ışığında kendime yön bulmak için onun sesini takip etmem gerektiğini anladım .. İşte bu yüzden bazen içindeki çocuğun sesine kulak vermeli .. Onunla konuşup , dertleşmeli... Belki de o ses bize biz olduğumuzu gösteren yegane sestir kim bilebilir ?