Sen ömrüme yazılmış bir dua olursan, ben hep amin derim
seen from China
seen from United States
seen from China
seen from United States
seen from United States

seen from United Kingdom
seen from United States
seen from United States

seen from Israel
seen from Netherlands
seen from Germany
seen from Luxembourg

seen from Germany
seen from United States
seen from China
seen from China

seen from United Kingdom
seen from Türkiye
seen from Russia
seen from Russia
Sen ömrüme yazılmış bir dua olursan, ben hep amin derim

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Kendimi bir yere ait olmadığımı hissediyorum. Buraya ait olmak istiyorum, buradakiler beni ötekileştiriyor. Ötekilere ait olmak istiyorum, sen buraya ait değilsin diyorlar. Ben de onun için geldim! Benim buraya değil, ötekilere ait olduğumu söylüyorlardı ama ötekiler, onlardan olmadığımı vuruyor yüzüme.
Sizin de kafanız karıştı değil mi? Ben de bir karmaşa içerisinde yaşıyorum. Parçaları yerleştirmeye ve yapbozun üstündeki büyük resmi görmeye çalışıyorum ama uymuyor parçalar! Hep bir eksik var derler ya, ben de eksik yok. Bende farklı parçalar. Hiçbir zaman birbirine uymayacak parçalar ve ben onları uydurmaya çalışıyorum. Bir noktaya kadar dayanabileceğimi sanıyorum. Aklımı yitirmeden önce, evet ben aitim dediğim bir yere sahip olmak istiyorum.
Küçük bir merhaba
Her seferinde yazıp tekrar siliyorum.
Sanki yazmayı unutmuş ve yeniden öğrenmeye çalışıyormuş gibi hissediyorum. Eskiden aklımdan geçenleri kelimelere dökerken hiç zorlanmazken şimdi, sanki bana tavır almışcasına uzaklaşıyorlar ya bu çok koyuyor bana. Ve size bir sır vereyim mi, ne zaman kelimelerden kendimi soyutladım, o zaman hayattan tat alamamaya başladım. Zihnimde birikenler o kadar ağırlaştı ki uçmanın ne demek olduğunu unuttum. Evet, uçuyordum ben! Uçamazsın diyenleriniz çıkacaktır ama biliyorum ki, o kalabalık arasında, yüzünde hafif bir tebessümle ne demek istediğimi anlayanlarınız olacaktır. Uçuyordum ben! Denizler, okyanuslar dinlemeden uçuyordum. Sanırım, kanatlarımı raflara kaldırdım, tozlu defterlerin ve kitapların arasına.
Tekrar başlıyorum ama. Bugün o tozlu rafları düzelttim. Kanatlarımı tekrar aldım. Uçmaya hazırım.
Bugün, tekrar başlıyorum. Nefes almaya. Sen nasılsın bu arada?
Birçok insan duygularını saklayabildiğini düşünüyor ancak gözlerin de konuşabildiğini unutuyorlar.
2011denberi
Ne ara, sevdiğim ünlüler benden daha küçük yaşta olmaya başladı?
Bazen kaç yaşında olduğumu unutuyorum. Sanki hala on altı yaşımda gibi hissediyorum. O zamanlar daha yaratıcı biriydim ya da daha doğrusu, yaratmaya daha çok vaktim vardı. Şu an en büyük üzüntüm bir şeyler üretmeye, bir şeyler yaratmaya zamanımın olmaması. İş hayatı, temel ihtiyaçları karşılamak için sarf edilen efor... Kira vermemenin, fatura ödememenin, yemek, bulaşık, çamaşır, ütü yapmamanın, her şeyin benim önüme hazır olarak geldiği ve yaratmaya zamanımın olduğu günleri özledim.
Yaşınızın değerini bilin. Vaktinizi bir şeyler üretmeye ayırın. Tüm gününüzü, özellikle şu yaz tatilinde, bilgisayar başında geçirmeyin. Ekranlarınızdan kurtulun ve hayatı keşfedin. Eğer geçirmek istiyorsanız da bir şeyler öğrenin o ekranlardan. Çünkü büyüdükçe bunları yapmak için zaman bulmakta zorlanacaksınız. Hazır zamanınız varken bu fırsatı kaçırmayın.
Ve ailenize, size zaman yarattıkları için teşekkür edin.

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Nerede hata yapıyoruz anlamıyorum. Nerede, birimizin diğerinden daha üstün olduğunu düşünüyoruz da yok etmeye çalışıyoruz farklı olanı. “Farklı olan” ne sahi? Bir gün, sonsuza dek yok olacağımızı bildiğimiz halde nereden geliyor bu nefretimiz, anlamıyorum. Haberleri izlediğim zaman öfke dolu yüzler görüyorum.
Oruç tutmayanlara saldırıp, dövdüler.
Onur yürüyüşünü engellediler.
Maçı kazanamayınca, insanları sokak ortasında linç edip, mekanları harap ettiler.
Bu başlıklar dolduruyor gazeteleri, televizyonları ve her gün bu başlıkları gördükçe daha da nefret ediyor insanlar birbirinden. Farkları daha belirgin çizgilerle çizmeye çalışıyor birileri. Sen Müslümansın, sen ateist, sen erkeksin, sen kadın, sen eşcinselsin, sen yobaz... Sürekli bir sıfat ekleme gereği hissediyorlar. Ardından kendi ekledikleri sıfatlara kendileri karşı geliyorlar.
Türkiyeyi seviyorum. Türkiye'nin kültürel çeşitliliğini, farklılığını, her şeyi içinde barındırmasını ama birileri bundan rahatsız. Birileri, bu çeşitliliği kötü bir şeymiş gibi göstermeye çalışıyor. Kime ne o oruç tutuyorsa, kime ne o alkol kullanıyorsa, kime de o kadın bir kadına aşık oluyorsa, kime ne mini etek giyiyorsa, kime ne baş örtüsü takıyorsa, KİME NE! Sen başkalarının hayatlarındaki “yanlışları” düzeltmeye çalışacağına önce kendine çevir bak bir aynayı. Ben nerede hata yapıyorum diye bir sor, ben hiç mi yanlış yapmıyorum diye sor.
Ortalama 70 yıl yaşayacağımız şu dünyada, neden sevgi ve saygıyı yayamıyor, neden farklılıkları anlamak yerine yok etmeye çalışıyoruz. Hiç birimiz böyle değildik. Hiçbir bebek, birine yaklaşırken “bu Müslüman, bu ateist, bu eşcinsel, bu yobaz...” demiyor. Hiçbir çocuk nefreti bilmiyor, onlara biz öğretiyoruz, gençler, yetişkinler.
Bunu yapmayalım. İnsanları, inandıkları dine, cinsel yönelimlerine, cinsiyetlerine, giyim tarzlarına, ten renklerine göre yargılamayalım. Önce onları tanıyalım ve insanlıkları ile tartalım. Ve bunu öğretelim arkamızdan gelenlere. Çünkü bu dünya onlara kalacak ve nefretin olduğu bir dünyaya emanet etmek istemeyiz sevdiklerimizi.
Değil mi?
Uzun süredir boşladım buraları. Yazma eylemini hep bir adım geriye attım. Bunda belki yetişkinliğin getirdiği sorumlulukları yapmaya çalışma, belki yazmak için bir ilhamımın olmaması, belki sadece boş vermem neden, ama dur demek için hiçbir zaman geç değil.
Yazıyorum hala. Belki sayfalar dolusu not defterleri dolduracak kadar düşüncelerimi açığa vurmak istemiyorum ama yazıyorum yine de. Boş sayfalarda can bulmayı bekleyen sonsuz olasılıkları hayata getirmek mutlu ediyor beni. Koca şehirlerin, yıldızları yok eden ışıkları arasında, kendi sesimi bile duymamı engelleyen gürültüsünde yaşamaya çalışmak bazen yoruyor. Ama hey, yine de yaşıyoruz değil mi. Yapmamız gereken bu.
Bu yazının ana fikrinin ne olacağını bilmiyorum, sadece yazmaya tekrar döneceğimi söylemek, bir de son zamanlarda sürekli dinlediğim Love Hope and Misery şarkısını paylaşmak istedim.
Bazen, o an ne düşündüğümü anlatmak için dinlediğim şarkılardan yardım alıyorum. Ne de olsa onlar beni benden daha iyi anlatıyorlar.
Benim bir projem var, katılmak ister misin?
En son ne zaman oturup bir kitabı bir gün içinde bitirebildiniz ya da en son ne zaman internette gördüğünüz bir yazıyı sonuna kadar okudunuz? Kendi adıma konuşmam gerekirse son zamanlarda bunu zor yapar oldum. Teknolojinin gelişmesi, sosyal medyada onlarca yerde hesabımızın olması ve her dakika telefonumuza gelen bildirimler dikkatimizi uzun süre bir şeye vermemizi engelliyor gibi. Sürekli bir uyarı alıyoruz ve beynimiz sürekli tetikte bekliyor. Bazen saatlerce, üç farklı uygulamada gidip geliyoruz. Değil mi?
Yaklaşık yirmi bine yakın takipçim var ve bunu iyi yönde kullanmam gerektiğini hissediyorum. Çünkü ben burada ne yazarsam ya da ne paylaşırsam diğer insanların hayatına bir şey katmış oluyorum, istesem de istemesem de. Son zamanlarda bazı mesajlar almaya başladım, “eskisi gibi neden yazmıyorsun” diye, bunun bir nedeni ilhamımı kaybetmiş olmam, bir diğer nedeni ise az önce söylediğim gibi kendimi yazıya veremiyor olmam. Bu yüzden küçük bir köşe başlatmak istiyorum blogumda ve buna sizler de katılabilirsiniz! Hatta katılırsanız çok mutlu olurum. Okuma alışkanlığımızı tekrar kazanalım ve insanlara bunu kazanmaları için yardım edelim.
Her hafta bir konu belirleyelim ve gönüllü olanlar bana mesaj atarak katılmak istediklerini söylesinler. Ardından bir hafta, belirlenen konu hakkında yazalım, isterseniz bir paragraf, isterseniz iki sayfa yazın bu tamamen size kalmış. Ardından yazdığınız hikayeyi bana mail olarak gönderin hafta sonunda blog isminiz ile birlikte ve blogumda, sizin blogunuzun ismini yazarak yazıyı paylaşayım. Bir sonraki hafta bu yazılar oylamaya sunulsun o sırada biz o haftanın konusu ile yazı yazalım. Ve hafta sonunda en çok reblog ya da beğeni alan yazı için küçük ödüller verelim. Bu sayede hem birçok kişiye okuma alışkanlığı kazandırırız hem de kendimizi yazmaya alıştırırız. Hem de eğleniriz!
Tumblr ortamını da aslında olması gerektiği gibi, diğer sosyal ağlardan farklı olarak Facebook, Twitter, Instagram gibi sadece bir şeyler paylaşmak için değil de bize gerçekten bir şeyler katması için kullanmış olalım.
Bilmiyorum, en azından bir deneyelim derim. Belki gerçekten çok güzel şeyler çıkar ve bunu bir gün kitap olarak bastırabiliriz ve tabi sizlerin de isimleri ile. Bu bizim kitabımız olur. Tumblr insanlarının kitabı.
Ne dersiniz?
Eğer bunu güzel bulduysanız ve bir parçası olmak isterseniz bu gönderiyi lütfen reblog yapın. Ulaşabildiğimiz kadar kişiye ulaşalım. 19 Mart’a kadar mesajlarınızı bekliyorum katılmak isteyenlerin. Sevgiyle kalın ve kimse olmasa da hayatınızda kitapların her zaman orada yeni hikayelerle sizleri bekliyor olacağını unutmayın :)