Kaç acıya bölünebilir insan? Bir ömrün içine kaç sessizlik sığar, bilmiyorum. Bildiğim, bazı kırılışların sesi olmuyor. Cam değil de gökyüzü çatlıyor sanki, herkes aynı maviliğe bakıyor, bir tek sen parçalarını görüyorsun.
Bir süre sonra anlatmaktan vazgeçiyor insan. Çünkü her kelime, ait olmadığı bir kalbe düşüyor. Ne eksikliğini anlatabiliyorsun ne de yükünü. Sonra susuyorsun. Sessizlik, kimsenin el sürmediği bir yara gibi büyüyor içinde.
En çok da kendine yabancılaşıyor insan. Aynaya bakıyor; yüzü aynı, gözleri aynı… Ama içinde bir zamanlar yaşadığı ev yıkılmış. Kimse enkazı görmüyor. Çünkü bazı yıkımlar toz kaldırmıyor.
Belki de insan, acıdan değil; acıyı taşıyacak bir cümle bulamamaktan yoruluyor.










