not yet a woman
selam. mesajımda yazmamışım ama umarım iyisindir. profilinden görebildiğim kadarıyla iyi gözüküyorsun, belki de o yüzden söyleme ihtiyacı hissetmedim. ne güzel, kendine ♢♢♢♢♢♢'da bir hayat kurmuşsun, kendi ajansın var. azimli ve çalışkan yıllar geçirdiğin belli - umarım buraya varan yoldaki yorgunluklarından arınmışsındır. ben bazen arınamadığımı hissediyorum. ben de bir yerlere getirdim kendimi ama daha yolum var diye düşünüyorum. bir yandan biliyorum ki varılacak bir yerler olmak zorunda değil. ama bir yere varmak beni daha güvende hissettirecek diye kurgulayıp duruyorum. yoldan zevk almasını biliyorum, hatta bazen yolun ucundaki her neler varsa onları tamamen yoksayıyorum. ama sonra bundan da suçlu hissediyorum. bu suçluluğun bana dışarıdan dayatılan bir şey olduğunu sezinlesem bile. bazen de bu yoldaki yorgunluklarım aklıma geliyor ve beni üzüyor. ama herseye rağmen gidiyorum bir yerlere işte. 20 sene oldu neredeyse. belki de olmuştur. o zamandan beri belki çok aklımda değildin. seni bir kere yıllar önce ♢♢♢♢♢'de görmüştüm, nasıl olduysa sen olduğunu hemen anlamıştım. ama merhaba demedim, neden bilmiyorum. onun dışında unuttuğumu sandım belki de. neyin nasıl ve ne zaman akla geleceği belli olmuyor demek ki. kapanmayan konular insanın aklında bir köşelerde saklı kalıyor herhalde. üzüldüğümü hatırlıyorum. o zamanlar üzerimde, veya belki de daha doğru tabirle, içimde yük yoktu. sonralar benzer ayrılıklar yaşadığımda yaptığım gibi sinirlenmemiştim. sadece kafa karışıklığı ve hüzün. şimdilerde yaptığım gibi kendim bir hata yapıp yapmadığımı bile sorgulamamıştım. kabullenip üzülmüştüm. belki yalnız bırakılma korkumu güçlendiren şeylerden bir tanesi olmuştu. seni üzmek için söylemiyorum. melankolik bir yanım var, belki sen de o zamanda bile farketmişsindir, ama bunu ana karakterim haline getirmemek için çaba sarfettim. büyük oranda başardım gibime geliyor. çoğu günler hayatımdan tatminim. bazı günler şu da olsa bu da olsa diyor insan. ama ortalamam iyi gidiyor diye düşünüp, bunun da şimdilik yeteceğine kanaat getiriyorum. yüzleşmek istedim ama kimseyi buna zorlamaya hakkım olmadığını da biliyorum. belki de senle değil, reddedilmekle yüzleşmek. belki bir yerlerde atlatamadığım birşeyler vardır ve bunların üstesinden gelmenin vakti gelmiştir diye düşündüm. yüzleşmekten başka bir yol yokmuş gibi geliyor. belki birikmiş yüklerin getirdiği bir sorumluluk hissi bu. kendime bir çukur mu kazdım diye düşünmeden de edemiyorum. bir yandan bu çukurdan çıkmaya çalışıyorum ama bir yandan da çukurun varlığını sorguluyorum. ya o çukur yoksa'yı düşünmüyor değilim, ama bu beni daha çok rahatsız ediyor. çukurdayım, çıkabilince iyi olacak diyorum, olup bitiyor. 20 sene öncesi. ne olursa olsun, yabancılarmışız gibi davranamıyorum. bunu kimseye karşı yapamıyorum zaten. kimle yabancıyız ki? farklıyız belki, ama farklar bile bazen o kadar önemsiz olabiliyor ki. böyle de anlamsız iyimser bir yanım var. melankoli ile optimizm arası gidip geliyorum. iki uca da esneyebilmek bir yandan hoşuma gidiyor. son zamanlarda, belki son birkaç senedir, üzerinde çok düşündüğüm bir şey de hakketme konusu. cezalandırılmak anlamında değil, daha ziyade iyi şeylere sahip olmayı kendine layık görmek anlamında. her türlü iyi şeyi hakkediyor muyuz? yoksa neye sahip olduğumuz - veya daha doğrusu, elde ettiğimiz şeyler - hakkedip hakketmemeyle tamamen ilgisiz mi? kendimizi hakkeder görmek daha iyi şeylere erişmek için bir yardımcı mı yoksa kibir tetikleyici gizli bir sinsi içgüdü mü? anlamaya çalışıyorum. yazımı nötr bir şekilde bitirmek istemiyorum. hayatta çok az şey tam ortada ve dengeli, hele ki hissiyatlar. içimizde kalan şeylerin kimseye bir faydası olmadığını öğrendim. seni öyle 20 yıl boyunca düşündüm diyemem, zaten abartı olur. ama şu yaşımda aklıma geldiğinde sanki hep aklımdaymışsın gibi geliyor. sanki senden sonra olup bitende hep bir senin izlerin var gibi.
herkesin öncesindekiler ve sonrasındakiler var. seni benim için farklı kılan, senden öncesinin olmaması sanırım. umarım abartmıyorumdur. şu kadarı kesin: profilini görmenin beni bu denli hayal kurmaya iteceğini tahmin edemedim.
belki izmir özlemi, belki daha basit zamanlara olan nostalji.
belki yeniden bir yerlere kaçma vaktimin geldiğine kendimi inandırdığım için.
belki yeni insanlarla tanışmak zor geldiği için.
belki yanlızlık korkusu.
belki geçmişe dönüp orada saklanabilirmişim gibi yapmak bana çok cazip geldiği için. iyi şeylere layıksın. beni bırakmış olmanı anlayamamış olsam da, buna üzülsem de, artık 'bir sebebi vardır' diyebiliyorum. bu fikirlerimi derine gömeyeceğimi de kabullenmek zorundayım, bir parçam olarak kalacaklar. kapıyı kapatamadım, ama kapının açık kalacağını anladım. ben iyiyim yine de. belki dışarıdan çok iyi görünüyorumdur. o kadar iyi değilim, ama olayım diye uğraşıyorum. britney'in dediği gibi: tüm ihtiyacım olan zaman, bana ait bir an. neyse, umarım sen de iyisindir.











