Ben yaşlı mıyım? Orta yaşlı mıyım? Yakında 34ümü dolduruyorum, yolun yarısına son bir. Bu ne sayılır? Gençliğim bitti mi? Taşkınlıklarım, bunalımlarım, ergenliklerim, aşklarım, anlaşılma kaygılarım, ideallerim, kavgalarım… bitti mi? Hepsi usulca azalıp tükendi mi? Bir şeyler bittiyse eğer, başka bir şeylerin başlamış olması gerekirdi. Ne başladı şimdi o zaman, ben neyin başladığını neden göremiyorum? Olgunlaştım mı birden bire? Livaneli hikayelerindeki devrimci gençlerin hayattan elini eteğini çekip ‘orkide sevenler derneği’ ne üye olması gibi bir son mu bekliyor beni de? Hayat serencamemi eşsiz bir drama gibi yüceltmekten vazgeçip, annem gibi kapıyı kapatıp biraz ağlayacak sonra da kalkıp bir şey olmamış gibi elektrikli süpürgeyi alacağım elime belki. Sıradan bir insan olduğumu, acılarımın da sevinçlerimin de herkes gibi olduğunu kabulleneceğim. Coşkunlukla savunduğum fikirlere, aşık olduğum kitaplara, ruhumu sarsan şiirlere, beni ben yaptığına inandığım hatıralara mütevekkil bir tebessümle arkamı dönüp sakince renklerini kaybetmelerini, silinmelerini, ben bakmıyorken yok olup gitmelerini bekleyeceğim. Dünyayla bir kavgam olmayacak artık. Haksızlığa uğradığıma, hayatımın çalındığına falan da inanmayacağım. Herkese ne olduysa işte, bana da o oldu. Herkesin hayattan aldığı pay kadarı düştü bana da, ne eksik ne fazla, diyeceğim. Alınmayacağım, üstüne düşmeyeceğim. Bırakacağım.