“Ölürken bile cesedin yakışıklı olsun.”
Hayat zaten koca bir aldatmaca,
kimse kimseyi anlamaz, herkes rol yapar.
Ama sahne kapanırken, ışıklar üstüne düşerken,
hiç değilse güzel bir kapanışın olsun.
Benim derdim kahramanlık değil,
ben son sahnemi iyi oynamak istiyorum sadece.
Öyle bir gitmek ki, morgda çalışan bile iki saniye durup,
“vay anasını, adam gitmiş ama havası kalmış” desin.
Yüzümde yarım bir gülümseme,
dudak kenarında alaycı bir ifade.
Sanki ölüm bile bana yakışmış gibi.
Sanki Azrail bile “böyle gidilmez lan, bu fazla havalı” demiş gibi.
Bazıları dua ister giderken,
ben arkamdan söylensin isterim:
“Adam öldü ama hâlâ cool.”
Çünkü dürüst yaşamak artık yetmiyor bu devirde,
yakışıklı ölmek lazım.
Külüm rüzgâra karışsın,
ama savrulurken bile belli olsun kim olduğum.
Biri beni unutmadan önce,
ben kendimi efsaneleştireyim.
Çünkü bu çağda unutulmak, ölmekten daha fena.
Belki yaşarken çuvalladım,
belki sevilmedim, belki kimse anlamadı beni.
Ama ben hep dedim kendime:
“Toprak da beni alsa, karizmayı alamaz.”
Bak, herkes sonunu kendi yazar bu dünyada.
Kimi sessiz gider, kimi iz bırakır.
Benimki biraz kül, biraz sigara kokusu,
biraz da ‘bana mısın demeyen’ bir ruh gibi olacak.
Ve sonunda mezarımın üstünde tek bir cümle yeter bana:
“Burda bile güzel durmuş.”












