Evin en karanlık yerine koşup yazımı yazmaya koyuluyorum. Karanlık benim evim, kelimeler arkadaşlarımmış meğer, bunu kim bilir kaçıncı kez anladım; kim bilir yarın kaçıncı kez unutacağım. Uzun zaman tuşlara el sürmemiş bir piyanist gibiyim, sürekli yanlış notaya basıyorum, içten içe beni yeniden dünyalarına kabul etmelerini diliyorum sözlerin.
Geçen gün kebapçıda bir yıldır uyanmakta olduğum bir şeye uyandım, uyandırıldım diyelim. Bir yıldır keşfine çıktığım şeyin son halini gösterdi bana birinin sözleri.
Bütün değer yargılarım, inanışlarım bir bir yıkıldı yirmi yaşımda. Kendi kendimin kurallarına, gelenek-göreneklerine bir bir isyan ettim. Kim sokmuştu ki bunları kafama? Bir hayat yaşamamı engelliyor, beni tedirgin ediyordu. Sırça Saray der Fyodor, "Siz, sonsuza dek varlığını sürdürecek bir sırça saraya inanıyorsunuz; gizlice de olsa dil çıkarıp nanik yapamayacağınız bir saray... Ben ise bu saraydan, sırçadan olduğu ve yerle bir edilemeyeceği için gönlümce hiç nanik yapamayacağımdan korkuyorum.”
İyi okullarda okuyup hobi kurslarına yollanan, yaşı geldiğinde iyi bir eş bulup evlenen ve evine mutlaka ankastre mutfak yaptıran türden insanların ve popüler romantik romanları, filmleri yazanların nedense gözümüzde yarattığı bir Sırça Saray. Burada bana yer yokmuş ki, böyle bir yerde sıska, dudaklarının ve tırnaklarının kenarlarını kemiren birinin ne işi olabilir? Üstelik cildini de bozmuş artık kafasını neye takıp da ne zıkkım içtiyse. Çürük. Neyse, ben bunun farkındayım, muhafızlar kollarımdan tutmadan da giderim zaten. Üstelik de sallamışsınız her şeyi ve zehirlemişsiniz biz keriz hayalperestleri, böyle bir yer de yok.
İlk seksimi hatırlıyorum. Sırça saraydan yeni çıktığım dönemlere denk geliyor, biliyorsunuz ki orada ilk seksler büyük aşklarla yapılır ve çok romantik olur, sevişen kişiler birbirlerine daha fena aşık olur falan filan. Erotik bir estetikle anlattılar bunları bize, yarı kapalı yarı açıktır ve bu yüzden erotiktir, kapalı yerleri açık olsa porno olurdu.
Ki hayatın kendisinin mahrem yerleri güzel kumaştan örtülerle örtülü olmadığından, onu da porno sayabiliriz.
Ben saraydan çoktan atılmış olduğumdan, ne zaman geleceği hatta gelip gelmeyeceği belli olmayan bir aşkı bekleyerek evde örümcek bağlamaktansa dışarı çıkıp kendi işimi kendim görmeye karar verdim, zira aşk zaten vereceği zararı vermişti. Gidip hiçbir şeyi ölçüp tartmadan, sorgulamadan, devamını düşünmeden yaşadım çünkü zaten sırça saraya naniğimi çekmiştim. Kendi gerçekliğimi bulacaktım. Oranın görgüsüyle beni onaylamayan insanlara ve öncelikle kendi içimdeki susmak bilmeyen neneye karşı muzur gülümsemeler atıyordum sadece.
İşte olay burada patlıyor. Hayat, sarayda tıpkı masallardaki gibiydi. Dünyaya indiğimde tüm çıplaklığıyla etten kemikten bir erkekle seviştiğimin farkına vardığımda aklım çıktı. Her şey gerçekti, o sesler, salgılar, ter, yüz ifadeleri. Kebapçıda konuştuğum çocukla konuşana kadar bu konuda ben tekim sanıyordum; değilmişim oysaki. Onun kafasına da aynı masalsılığı sokmuşlardı ve en nihayetinde doğamızın birinci gereğini yerine getirirken aniden iğrenir olmuştuk. İnsanlar tüm bunları nasıl görmezden geliyordu allah aşkına? Nasıl yazılıyordu o şiirler, her şey yüzde yüz masalmış ve estetikmiş gibi? Anlamam uzun sürmedi. Bu çıplak gerçekliğe de alışılıyormuş meğerse, fakat maalesef eskisi kadar asil değiliz. Islak prezervatiflerimiz, kayganlaştırıcı jellerimiz ve birbirimizin üstünde tükürüklerimiz, romantizm patlamasının aksine ameliyat havasında geçen ilk sekslerimiz var. Ve sırça saray sakinleri, artık odalarınızda sakladıklarınızı biliyorum ve bunların hiçbiri olmamış gibi davranmalarınıza güleceğim. Tıpkı silinmiş makyajımla, yeni ayılmış kafamla sabah 6.30′da sarılıp uyumalarına katlanamadığım herifin tekinin yanından kalkıp boş caddede otobüs ararken kendi kendime yediğim boka kıkırdadığım gibi. Siz olsanız şimdi buna bir sürü anlam yükler ve evinize gidip pişman olurdunuz, ruhunuz kirlendi falan sanardınız. Merak etmeyin benimki mikrofiber, kir genelde üstünden akıp gidiyor. Eminim ki benim gerçekliğim, yani bütün kusurlarıyla benim kendi masalım daha yakınlarda bir yerlerde artık. Gözlerim açık. Bulacağım.
Daha alay edeceğim çok şey var ama Gymnopedie No.1 bu saatte ağırlaştırdı kafamı iyice. Bilahare tekrar çekiştireceğim sizi.