Evet bugün zibilyonuncu kez televizyonda lalalande denk geldim ve denk geldiğimde geçmediğim filmlerden biridir. (Arrival, bourne ve kramer&kramer da onlardan) Düşünüyorum da Emma Stone gerçek hayatta da Mia olabilir bence cevizli kekim andrew örümcek oğlanı bırakıp gidip başka sanat sepet bir adamla evlendi de anne oldu. Partiden sonra aracı tam evin önünde olmasına rağmen kızla yürüyebilmek için tepeye çıkan, kütüphanenin karşısındaki evi unutmayıp arabayla kız için kilometrelerce yol tepen, mekanına kızın önerdiği ismi veren adamı bırakıp gittiği için Miayı asla affetmiyorum. 2 yıllığına gidip geri dönebilecekken veya Seb'i yanında götürebilecekken seni hep sevicem diye drama çekip gidip evlendin be zilli. Exit tabelası, gün batımı dansı, sebin dairesinin kasvetli renklerden aydınlığa dönmesi, caz mekanındaki yakınlıktan konser alanındaki uzaklığa geçiş gibi filmdeki incelikler o kadar hoştu ki bu haksızlığı hazmedemiyorum. Herkes hayalini yaşamak için kendi yoluna gitti denilebilir belki ama böyle profesyonel bakış açılarından hiç hoşlanmam. Çok ruhsuz, bağsız ve çabasız.. Yine de yapabilirlerdi ikisi de çok uzak bambaşka dünyalarda yaşamıyorlardı sonuçta. Hele ki finaldeki ihtimal sahnesini vermeleri beni tamamen hançerledi. O yüzden acısı bitmeyen yine de her şeye rağmen sevdiğim bir filmdir. 😄🤷🏻♀️
Dipnot: Bir de tabi Ryanın kuşum aydına dönmediği son vakitler..












