Kültürümüzün ilginç bir özelliği var. Herhangi bir alanda işler zorlaşmaya başladığında hemen birilerine kabahat bulmaya fazlasıyla eğilimliyiz.
Şubat ayının başlarında aniden bir açıklama ajanslara düştü. İstanbul İnşaatçılar Derneği Başkanı Nazmi Durbakayım, çelik üreticilerinin birleşerek haddinden fazla zamlar yaptığını belirterek Rekabet Kurumunu göreve çağırmış. İnşaat demiri fiyatlarındaki artışa bir anlam veremiyorlarmış, TEFE’ye TÜFE’ye bir paralellik arz etmiyormuş artışlar. Yakıt ve enerji fiyatlarına yüzde 10 zam gelmiş ancak inşaat demirine gelen zam yüzde 30 olmuş. Dolayısıyla inşaatçıların desteğe ihtiyaçları varmış.
Başta da vurguladım ya; ilginç bir kültürümüz var işte. Aslında inşaat sektörü de bal gibi biliyor ne olduğunu ve ne olmadığını ama “Ağlamayan bebeğe emzik vermezler” misali, aslı olsun olmasın bir şekilde şikayetlerini yüksek sesle dile getiriyorlar. Zaten artık pek kimsenin şikayet ettiği konunun aslı astarı olup olmadığıyla samimi olarak ilgilendiğinden de emin değilim ya, maksat yüksek sesle şikayet edip olay yaratmak ve bundan bir şekilde çıkar sağlamak herhalde.
Şimdi burada uzun uzun bu suçlamaların herhangi bir dayanağı olmadığını, son aylardaki fiyatların nasıl oluştuğunu, Türk çelik üreticilerinin küresel çelik piyasasından nasıl etkilendiklerini anlatmaya başlayıp sizleri de gereksiz yere yorup sıkmayacağım. Bu konu zaten ekonominin azıcık sıkıntıya girdiği, dolar kurunun artış gösterip, konut talebinin biraz sıkıntıya girdiği her durumda bir şekilde gündeme geliyor ve her seferinde de aynı açıklamalar yapılıyor.
Kullandığı hammaddenin büyük bölümünü dolara bağlı olarak ithal eden, maliyet kalemlerinin çok büyük bölümü dolara bağlı olan çelik sektörünün, malum gelişmeler sonrası iki ay içinde yüzde 25-30 arasında yükselen dolar kurunu fiyatlarına yansıtmamasını mı bekliyorlardı acaba?
Haydi bunu da bir kenara bırakalım, Türkiye’de belki de en yüksek rekabetin yaşandığı çelik sektöründeki üreticilerin, üstelik de önemli oranda arz fazlası bulunan inşaat demiri fiyatlarını aralarında anlaşarak belirledikleri gibi bir iddianın gülünçlüğüne ne demeli?
Zaten piyasalar daralmış, üreticiler büyük sıkıntı içerisinde ürünlerini satacak yer arıyorlar. Bir de bu arada müthiş arz fazlası olan bir ürünün fiyatlarını suni bir şekilde yüksek tutmaya mı çalışacaklar yani? Aslında bunlara inşaat sektörü de inanmıyor ya, maksat sızlanmak ve bu zor dönemde bir şekilde gelecek bir desteği ummak herhalde. Ama bu yaklaşımların modası geçti ya da geçmeli. Sivil toplum örgütleri, çıkar grupları yönetimleri kendilerini artık değiştirmeli. Sızlanmayla şikayetle menfaat sağlamaya çalışma anlayışı yerini ayakları yere basan politikalar üretmeye bırakmalı.
Hepimiz için zor bir dönem
Sadece ülkemizde değil, dünyanın bir çok bölgesinde zorluklar yaşanmaya devam ediyor. Dünyanın en büyük çelik hurdası ithalatçısı olan ülkemizdeki üreticilerin karşı karşıya oldukları zorlukların, hurdaya olan taleplerini azaltmalarına sebep olmasıyla birlikte uluslararası piyasada hurda fiyatlarının üzerinde önemli bir baskı oluşmaya başladı.
Diğer yandan uluslararası demir cevheri piyasasındaki fiyatlar üzerinde en büyük etkiye sahip olan, dünyanın bir numaralı demir cevheri tüketicisi ve ithalatçısı Çin’de piyasaların gevşemesi ve talebin zayıflaması nedeniyle cevher fiyatları üzerinde de baskı oluşuyor. Çin limanlarındaki cevher stoklarında görülen artış da cabası.
Çin’de yerel talebin zayıflaması ama buna karşın yüksek üretimin sürmesi daha çok ihracat çabası anlamına gelecek elbette. Piyasalarda daha fazla Çin menşeli ürün teklifi duyacağız ve arz baskısı fiyatların üzerinden eksilmeyecek gibi görünüyor. A.B.D.’de Çin’den yapılan filmaşin ithalatına karşı bir kaç hafta önce bir anti damping şikayetinde bulunuldu ve inceleme başlıyor. Bu durum, Çin’in filmaşin ihracatında önemli bir miktarın yön değiştirerek başka pazarlara yönelebileceğini gösteriyor. Bir yandan Türk üreticiler için ABD filmaşin pazarındaki en önemli rakibin aradan çıkmasının olumlu etkisinden söz edilebilirken, diğer yandan da ABD dışındaki pazarlar üzerindeki olası olumsuz etkiyi göz ardı etmemek olazım.
Aslında Amerikalılar yalnız değiller. Gidişatı yakından izleyen Avrupalılar da tedbir almaya hazırlanıyor. Avrupa çelik üreticileri birliği Eurofer, bu yıl içinde bazı çelik ürünlerinin Çin, Tayvan ve Rusya’dan ithalatına karşı anti damping soruşturmaları başlatılması için başvurmaya hazırlanıyor. Piyasadaki gelişmelere göre, soruşturmalara konu olacak ürün sayısında genişleme de görebiliriz. Hele Çinlilerin mevcut üretimleriyle ihracatı artırmaya başlamaları tüm dünyayı giderek artan bir şekilde tedirgin edecek ve aksiyon almaya teşvik edecektir. Nihayetinde geçtiğimiz yıl yaptığı çelik ihracatı on yıl öncesinin on misli olan bir ülkeden söz ediyoruz. Pek geriye gidecekmiş gibi de görünmüyorlar.
Başka pazarlara şöyle bir bakacak olsak, pek de farklı bir durum yok aslında. Avustralyalılar Japonya dahil toplam üç ülkeden ithal edilen alyajlı çeliklerden şikayet edip damping soruşturması başlatmışlar. Zaten daha Aralık ayında Japonya, Kore ve Çin’den ithal edilen levhalara karşı anti damping vergisi uygulaması başlatmışlardı.
Çuvaldızı önce kendimize sonra başkasına
Zor zamanlarda başkalarına kabahat bulma yalnızca bizim kültürümüzle ilgili bir sorun değil de diyebiliriz belki. Belki de genel bir zaaftır. Ne dersiniz? Unutmamak lazım ki; Amerikalılar herhangi bir teşvik ya da damping olmadığını bile bile Türkiye’den yapılan inşaat demiri ithalatına karşı bile soruşturma talebinde bulundular. Maksat biraz zaman kazanıp o arada ceplerini doldurmaktı.
Bunlar elbette geçici önlemler ve en büyük zararı çelik kullanıcılarına oluyor. Sıkıntıya giren üreticiler çareyi çelik kullanıcılarının alternatiflerini kısıtlayarak kendilerine marj yaratma kolaycılığına kaçtıklarında belki geçici olarak ferahlıyor olabilirler ama hem kendi müşterilerini hem de onların müşterilerini zora sokuyorlar.
Belki de çelik sektöründe temel bir anlayış devrimine ihtiyaç var. Yüksek üretim, yüksek ciro yerine karlılığı birinci plana alan, buna göre stratejiler geliştirip, planları uygulamaya koyan bir anlayışın zamanı çoktan gelmiş ve geçiyor olabilir. Bugün içinde bulunduğumuz müthiş miktardaki kapasite fazlalığına ve talep darlığına karşı gerekli cevabı üretebilmek bu anlayış devriminden geçmekte olabileceği ihtimalini göz ardı etmemeli. Elbette herkesin kendisine göre farklı bir hesabı var. Çelik işinden beklenenin sadece ciro yaratmak olduğu bazı durumları da biliyoruz ve yaşadık. Bunları da anlayışla karşılamak lazım. Ancak, uzun vadeli sürdürülebilirlik her durumda önemini korumaya devam edecektir.
- See more at: http://www.steelorbis.com.tr/blog/2014/03/20/anlayis-devrimi/#sthash.9aOlXRbt.dpuf