genelde bu saatlerde, kendime güzel bir tütün sardığımda, terasımdan gökyüzünü izlerken, komşumun kedisi penceremin önüne geldiğinde, bana dik dik baktığında mavi gözleriyle, genelde bu saatlerde fark ediyorum; derin nefes alabilmek için çok fazla efor sarf ettiğimi. yaşam için bu kadar kavganın içinde bulunmak doğuştan gelen bir özellik olmamalı benim için, yani fabrika ayarım böyle olmamalı, bir yerlerde kafama taş atmış olmalı birileri, anneme de sordum bunu, henüz randımanlı cevap alamadım…
ruhumda verdiğim savaşın meydanında yere yığılmış atlar ve ağzımda çamur gibi bir tat var. elimde içinden matruşka çıkmamış bir matruşka var. öyle anlamını yitirmiş halde titrek ellerimde duruyor. yoğun kaygı ve stres dediğimiz şey, su kaçağı gibi. sızacak bir yol buluyor kendine her seferinde ve bir yerlerden damlıyor. bu nedendir ki, benimle psikoloji bilimi değil sismoloji bilimi ilgileniyor. ben de o esnada kendime güzel bir tütün sarıp, yaşadıklarımı ciddiye almıyormuş gibi poz kesip terasımdan gökyüzünü izlerken, şairin dediği gibi şelalelerle ilgileniyorum. kendime de sordum bunu, henüz randımanlı cevap alamadım…
aklımda bir fikir ve bu fikirle bağlantılı yazmam gereken bir senaryo var. ama karaktere ikna olamıyorum, benimseyemedim, benim istediğim şeyleri yapmıyor. belki o da beni benimsemedi, bilemiyorum. ben onu doğaya yönlendirmeye çalışıyorum, ama o kiliseden şarap çalıyor. ben ona toplumun tam orta yerinde, etikten yoğrulmuş bir büst kurguluyorum ama o kanser oluyor ve tedaviyi reddediyor. ben sevmeyi öğretmeye çalışıyorum, o sevilmeme ihtimali üzerine bahisler oynuyor. ben neden ikna olamıyorum ya da neden kimse bana ikna olmuyor, anneme de sordum bunu, henüz randımanlı cevap alamadım…
insan her zaman dahil olanla değil hariç olanla ilgileniyor, tıpkı benim şelalelerle ilgilendiğim gibi. yani insan daima yakını göremiyor, uzağı görüyor. işte bizim kabilenin ismi de bugün koyuldu; romantik hipermetroplar. onursal başkanımız baudelaire de, ‘’her nerede değilsem orada iyi olacakmışım gibi gelir.’’ dediğinde, aslında bizim kabileye bir selam çakıyordu. aramızda kalsın… bu kadar şeyi düşünüp fark ettikten sonra insanın bir huzur bulması ve zihindeki o sisli perde kalktığı için mutlu olması gerekiyor dimi? yok… gidip kiliseden şarap çalıyorum. kendime de sordum bunu, henüz randımanlı cevap alamadım…
neyse…
genelde bu saatlerde oluyor ne oluyorsa…
genelde bu saatlerde cevap alamıyorum kendimden.
komşunun kedisi mavi gözlerini bana dikmişken.
iyi geceler.
yazan: hiç şelale görmemiş hipermetrop.















